İyi akşamlar. ✨ Kendime yeni yeni alıştırdığım yenilikler arasına sonunda belgeseli de katmış bulunuyorum. Öncelikle başrollerden ikisini iki Türk oyuncu üstleniyor. (Mehmet bey türk asıllı bir Alman oyuncu aslında.) Firavun rolünü üstlenen Mehmet Kurtuluş ve Firavunun kızı rolünü üstlenen Tülay…devamıİyi akşamlar. ✨
Kendime yeni yeni alıştırdığım yenilikler arasına sonunda belgeseli de katmış bulunuyorum.
Öncelikle başrollerden ikisini iki Türk oyuncu üstleniyor. (Mehmet bey türk asıllı bir Alman oyuncu aslında.) Firavun rolünü üstlenen Mehmet Kurtuluş ve Firavunun kızı rolünü üstlenen Tülay Günal. İki oyuncununda başarısını çok beğendim. Özellikle Mehmet Kurtuluş çok iyi bir başarı sergilemiş.
Musa'nın hayatı çekilirken en sönük kalan en olmamış karakter ve oyuncu ise Musaydı.
Zaten peygamberler ve sahabiler sade bir yaşama göre falan yaşar. Mütevazı doğrucu kimseler ama bu kadar sönük gösterilmeli miydi Musa?
Manevi yönü çok düşük gösterilmiş. Haykırışları, asabi ve fevri hareketleri bunu oldukça göz önüne seriyordu.
3 bölümlük bu belgesel ise Musanın prenslikten peygamberliğe geçişini, hayatını, İbranilerin peygamberi ve kurtarıcısı olmasını işliyor.
İlahiyatçılar, tarih bilgisi olan akademisyenler ve hahamlar ışığında belgeselin bakış açısını zenginleştirmek için açıklama yapıyorlar.
O kadar şey oluyor, bir çok mucizeye tanık oluyorlar ama resmen kör gibi muamele eden bir topuluk var. Ve o topluluk İsrailoğulları. Ki hazreti İbrahimden beri yola sokulmayı beklenen ama asla o yola girmeyen bir topluluk İsrailoğulları ve Araplar. Firavun bile bir noktada kanaat getiriyor inanıyor ama o kesim gidiyor tekrar put yapıyor falan, garip bir millet yani.
Gelelim diğer bir maddeye tarafsız bir şekilde sunulduğu söyleniyor.
Hayır bir tarafsızlık yok aksine bangır bangır yapılan siyonizmi hissedebiliyorsunuz. İncil ve Tevratın maddelerine yer verilirken Kuranı Kerimden sadece bahsetmek için bahsedilmiş. Neden İslam dinininde ayetlerine yer verilmedi? Tarafsızlık böyle mi oluyor?
Kaldı ki Tevratta geçiyor denilen bir söz Tevratta geçmiyor bile. Araştırırken cümlenin William Blake'in bir sözü olduğunu gördüm.
Eski tevrata göre ilerleyen bir inceleme olmuş bu üç bölüm. Bu bakışa göre bu belgesel daha çok Yahudiler ve İsrailoğulları için çekilmiş bir belgesel gibi duruyor.
Tabii unutmadan yapımın çıkış tarihi ise 27 Mart ve Gazze soykırımı ile insanı bir acabaya düşürmeden edemiyor..
Tabi her dinde bilinen diğer etmenler sahneye dökülmüş. Sina dağı, denizin yarılması vs vs.
Açıkçası eski ahit ve yeni ahitin farkını bilen, İncil ve Tevrat ile birlikte Kuranı Kerime vâkıf olan biriyle tekrar izlenip üzerine konuşulması gereken bir yapım. Çünkü detaylar var ve bilen birinin ışığında bunları konuşmak çok daha iyi olacak gibi duruyor.
Aynı zamanda tanrı kavramı ve bu tanrının sunuluş biçimi yine Müslümanlığa ters bir durumda olduğu için izleyecek olan müslümanların yine bu durumdan hoşlanacağını düşünmüyorum. Farklı farklı pencerelerden bakmayı seven beni bile bir noktada gerdi o sahneler.
Çekim açıları, denizin yarılması gibi yerler yine güzel sahnelenmiş. Sadece üçüncü bölümün sonlarına doğru bir sıkıldım. Dediğim etkenlerden rahatsızlık duymayanınız olursa önerdiğim bir yapım olur diyerek sözlerimi sonlandırıyorum.
Tekrar görüşmek üzere. ✨