*uzun bir aradan sonra.. BİR DENEY; (Merakı Hiç Bitmeyecek, !Uygarlık Dışında Bir Yaşam Düşlemenin Mümkün Olabilirliğinin..) !HİÇBİR CEVAP GERÇEK BİR SORU’NUN CEVABI O-LA-MAZ.. ya da cevap diye bir şey yoktur sadece sanrısındayızdır soru’nun. Niye burada ve şu an mevcut bu…devamı*uzun bir aradan sonra..
BİR DENEY; (Merakı Hiç Bitmeyecek, !Uygarlık Dışında Bir Yaşam Düşlemenin Mümkün Olabilirliğinin..)
!HİÇBİR CEVAP GERÇEK BİR SORU’NUN CEVABI O-LA-MAZ.. ya da cevap diye bir şey yoktur sadece sanrısındayızdır soru’nun.
Niye burada ve şu an mevcut bu faaliyet içindeyiz? Mesela neden bir şey okuma, izleme, dinleme gibi; hatta neden bilgi edinme veya cehaleti seçme telaşı içindeyiz? Neden bu kadar soru(n) var ve ben neden bu kadar çok soru soruyorum?
Sanırım cevaplar yok veya !hiçbir cevap gerçek bir soru’nun cevabı o-la-maz.. çünkü, soru sorulmaya devam ediliyorsa, cevabın soru’nun yeri alması irrasyonel bir durumdur. Tıpkı, her hangi bir ‘normal’ durumumuza “niye?” sorusunu ekledikten sonra durumun alacağı hâl gibi. En basit ve “genel kabul” olan okuma istenci gibi. Bu istence ‘niye’ sorusunu eklediğimizde olacak “şey” gibi; “Niye bir şeyler okuruz-yazarız, niye sanat ile ilgilenir, niye çalışırız ve tüm bunların sonunda karşıtlılarımıza benzeşir ve bu anormalliği bir yaştan sonra normal görmeye başlarız veya yaşam dediğimiz/denen olay kurduğumuz tüm düşlerde bu sıkıcılığa ait olan şeylerden bağımsız düşleyemiyoruz ve herkes bu duruma fark etmediği ölçüde, üst perdeden dahil ve herkes mutabık?” Ulaşacağımız şey, mevcut zamanın üzerimizdeki yabancılaşma dayatmasını unutup, buna karşı belki de bir düş yaratma ve o düşte yaşamaya inanma gayretidir. Deneyelim bakalım; bu beğenmediğimiz dünyadaki yaşam sistemine karşı, biz nasıl bir yaşam istiyoruz? Var mı mevcut olan bu bin yıllık, mitolojiler üzerine inşa edilen uygarlık dışında bir yaşam fikrimiz? “Hayal etmek… (düş, ütopya)” diye tekrara düşer düşünürler. Hayal edilebiliniyor mu gerçekten? Bilinç altında bir sisteme kavuşturup adına hayal denilenler bir hayal mi ya da; beğenmediğimiz, hep bir şikayet ettiğimiz uygarlığın sunduklarının bilinç altındakilerin fantezilerine mi hayal (düş, ütopya) diyoruz? Dostoyevski gibilerinin de bu denli güçlü betimleme yaptığı da bundan değil mi? “yaşam yabancılaşma, yozlaşma, …vs’nin tahakkümü altındadır.” demekle J. W. von Goethe’nin onlarca sayfalık Faust’u arasında, durumun anlatış biçimi dışında -fantezisi- hiçbir farkın olmadığı gibi. Hangi insanın hayal ettiği dünyada, mevcut yaşamda red ettiği, karşı olduğu ‘bunca şey-ler’ dışında bir yaşam hayal edebilir ki.. çokça bahsedilen cennet bile hiyerarşiden bağımsız olmadığı gibi tamamıyla hiyerarşik bir yaşamın tezahürü, fantezisidir. Ve yazılı tarihten bu an’a kadar daha yazılan hiçbir yaşam anlatısı, ütopyası bunun ötesine geçemedi. Sadece, karabasanlardan kaçmak için düştopyalar vardır ve bu düşler dile, yazıya döküldüğünde; olan tek şey, düştopyadan evrilip uygarlığın bir başka fantezisi olmasıdır. Biraz bunlar; biraz da, “İnsanın kendi ini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılık, medyadan saat başı akan haberlerle çeşitlendikçe, soruyoruz birbirimize; yanlışı nerede, ne zaman, nasıl yaptık? İnsan denilen canlı türü, nasıl oldu da, kendi yaşamını, dünyayı, hatta yavaş yavaş uzayı ve diğer gezegenleri cehenneme çeviren bir varlığa dönüştü?”
Merakı Hiç Bitmeyecek, !Uygarlık Dışında Bir Yaşam Düşlemenin Mümkün Olabilirliğinin.