Evet,uzun bir süre sonra tekrardan selam. Oturup lise arkadaşları gibi hasret giderecek değiliz bu faslı kısa geçiyorum. ÖNCELİKLE JOKER BİR ANTİKAHRAMAN DEĞİL KARDEŞİM ŞU KONUDA BİR ANLAŞALIM. BU HİÇ BİR EVRENDE HİÇ BİR SAĞLIKLI OLUŞUMDA ZATEN MANTIKEN YAŞANAMAZ. Evet beklentileri…devamıEvet,uzun bir süre sonra tekrardan selam. Oturup lise arkadaşları gibi hasret giderecek değiliz bu faslı kısa geçiyorum.
ÖNCELİKLE JOKER BİR ANTİKAHRAMAN DEĞİL KARDEŞİM ŞU KONUDA BİR ANLAŞALIM. BU HİÇ BİR EVRENDE HİÇ BİR SAĞLIKLI OLUŞUMDA ZATEN MANTIKEN YAŞANAMAZ.
Evet beklentileri anlamlandırabiliyorum. Filmin adı Joker amk vur kır parçala style şeyler beklemekten doğal bir hakkınız elbet ki yok ama bu adamdan joker olmaz amk. Sizce böyle bir insan joker olabilir mi? Joker acımasız bir seri katil,azgın bir suç makinası ve her şeyden önce bir “canavar” değil mi? Peki biz Arthur’a neden Joker dedik. O basit kişiliğinin ve çocukluk travmalarının toplum tarafından deşilmesine daha fazla dayanmayıp umudunu kaybeden bir akıl hastası değil mi? Burda bir Jokerde olması gereken neredeyse hiç (akıl hastalığı hariç) bir şeye sahip olmadığını ve istese dahi içindeki insanın onu joker yapmaktan alıkoyacağı da ortada. Bu adamdan joker yapmak için oturup senelerce düşünseler bile bu aciz profilden hiç bir şekilde bir “kötü adam” yaratılamaz. E kötü olmayan bir jokerde olmaz amk ne kaldı elde adamlar memnun etmek için “etik olarak yaptıkları sorgulanan joker” felan mı yapacaktı. Joker dediğin hiç bir değere ve duyguya sahip olmaz. İnsanlara adalete güvenmemeyi ve anarşizmi aşılar. Bizim Arthur ise zavallı bir akıl hastasından başkası değil. Hiç bir zamanda bunun ötesine geçemeyecek kadar çaresiz ve aciz bir karakter. Dünya üzerinde yaşayan hiç bir insanın (bi de bu oyunculuk performansı üstüne eklenmişken) Arthur ile empati yapmayıp üzülmemesi kesinlikle mümkün değil aq. Jokerden insanların korkması gerekiyor. Ona acımaları değil. Bu açıdan baktığımızda ilk filmin inanılmaz iyi olmasının başlıca sebebi olan karakterimiz saatli bir bomba gibi kendi yarattığı bu muazzam evreni kendi karakteri ile yok ediyor. Yazarlar yazılması gereken mantıklı sonu yazmışlar totalde fakat çok büyük eksiklerde var. Öncelikle bir evreni bitiriyorsanız canım kardeşim milletin aklında soru işareti bırakmayacaksınız. Tüm soruları yanıtlayın öyle sikit olup gidin böyle bi final yapımı olamaz. Karakterin geçmişi evet yeterli düzeyde anlatılmış ama ambiyansa uygun şekilde görsellendirilmemiş ayrıca gelecekle alakalı hiç bir ipucu olmadığı gibi öldüren lavuk ve polis komplosuyla alakalıda tek yapılan seyirciye düşünme payı bırakmak ama usta ben bunları bilemem ki aml götten mi atsam bu nası mantık hem final filmi ile evreni yok ediyorsun hemde evrenle alakalı yegane soruları havada bırakıyor ya da yeterince iyi cevaplamıyorsun. Bu evreni yok etmenin zarar yazacağı en büyük topluluk DC. Kendi elleriyle sıçıp badana çektikleri ve heba ettikleri karakterleri bu inanılmaz realistik evrende toplama şansları vardı. Ama jokerli ama jokersiz şekilde de mümkündü bu. En azından tüm karakterlerini bu tarz bir background ile anlatabilirler,dramla bir bütün haline getirerek karakter popülaritelerini hat safaya çıkarabilirlerdi. Önlerinde kocaman bir ekmek kapısı vardı kendileri kaybetti. Gelelim Lady Gaga’nın oynadığı bu evrene yakışan ve şiddet tutkusu hariç gerçekten bir Harley Quinn izlediğimiz Harley Quinn’e. Bi’ Harley Quinnde ne olması lazımsa bu karakterde vardı. Kahpelik,yalan dolanlar ve aşk. Tamamen Jokere olan gözü dönük aşk. Aslında Harley Quinn bile filmin sonunda saplantılı aşkı Jokerin,Arthur olmadığını bizim yüzümüze vuruyor fakat analyalayana sinek saz analyalamayana davul zurna az. Filmin müzikal yönü normal bir filme ve ilk filme göre evet çok baskın. Ama bunun dengesini çok kaçırmamışlar. Bazen bayabiliyor ama işin içinde Lady Gaga olduğu ve şarkılar uzunca,sürekli değişen ve her seferinde farklı şeyler anlatan şarkılar olmadığı için çok çok fazla sıkmıyor. Hatta bazen bize hastalıklı bi zihine ait bi insanın kafasında kurduğu sahneleri gösteriyor ki bu hem film için hemde benim bizzati keyfim için önemliydi. Severim de bu tarz sahneleri o sebepten. Hatta başta müzikal sahneleri insana sırf “bu filmin joker olduğunu unutmasınlar” denmek için koyulmuş gibi geliyordu ama devamında fikrim değişti. Bu arada “Joker İts Me” feci güzel bi müzikaldi ben inanılmaz beğendim gerek sahne gerek müzik olarak. İşin romantizm kısmındaki berbat sanatsal ve tiyatrovari yapı beni daralttı ARADA DERİN BİR OFFFFFFFF çekmemi sağladı (salondaki herkes benimle aynı tepkiye benden geç de olsa gösteriler-genelde önceden tepkimi koyarım-). Bu filmin romantizm kısmına bu kadar para harcanıp yarak kürek sahneler cekeceğinize gidip Sıladan Yan Benimlenin telifini alsanız gayet yeterli olurdu. Kısacası ilk filmi neden sevdiyseniz ikinci filmde oradan devam etti ama bu sefer bunu olumsuz olarak görüp beğenmediniz. Warner Bros kısmındaki olay beni yardı bu arada amk neymiş ilk film joker kahraman gibi cıkmıs millet böyle birini kahraman olarak görmeye baslarsa toplum saglıgı adına iyi şeyler yasanmazmıs onlarda bu sebeple “bakın kanaat önderinizi sikimize tassagımıza sürdük gelin alın” demiş. Eğer gerçek ise bu olay ananızı sikeyim değilse yine ananızı sikeyiö böyle kolpa haber mi yapılır amk
Şimdi biraz daha derine inmek istiyorum.
Kader. Cidden kimsenin suçu değil mi? Gerçekten her şey çok önceden ilahi bi varlık tarafından belirleniyor mu? Eğer böyleyse baş kaldırmanın anlamı var mı? Hepiniz yok diyeceksiniz ama çok saçma olan ve çokta fazla düşünülmeyen bir soru daha soracağım. O zaman baş kaldırmamakta anlamsız değil mi? İlk film temelde kötü bir kaderin bize en iyi,yüreği temiz ve gülümsemek için bahane aramayan birisini dahi nasıl baştan çıkarabileceğini anlattı. Aslına bakarsanız kurdukları bu 2 filmlik mini evrende “kader” kavramı her şeyi bize çok önceden söylüyor. İstisnası yok. Bunları ya geç fark ediyoruz ya da hiç edemiyoruz. Film,geçen 5 senede unuttuğumuz kendine has kasveti ve hüznü lak diye suratıma bir anda çarpınca içimde adını 5 saniye sonra koyduğum bir his çıkardı. Empati. İki filmde de acınası bir rol çizen karakterle en mükemmel insanı dahi kendi içine çeken bir “acı empatisi” vardı. Bağ kurup ona acımamanı mümkün olmadığı bir insan. O zaman neden kitleler peşine düştü. Niçin azılı suçluların içinde bulunduğu bir hapishanede bile ettiği hareketlerde dakikasında bir kanaat önderi haline gelebiliyor? Aslında bunu kendiside bilmiyor ama ben kendimce bir sonuç çıkardım. Her toplumda olduğu gibi Gotham halkınında kuyuya taş atan,kendi içlerindeki iğrençlikleri dışa vurmalarını sağlayacak bir deli lazım. Bu sadece Gotham için değil tüm toplumlar için geçerli bir tespit. Onlarca akıl hastası seri katilin,toplu intihar çetelerinin bunca mürit bulmasının yegane sebebi bu. Karaktere dönecek olursak kendisinin kendisiyle alakalı kafası çok karışık. Neden insanların onun yaptıklarını sevdiğini ve idol aldığını ya da en basitinden deli olup olmadığını dahi anlayamıyor,bilmiyor. Kendi içinde sürekli o Joker kişiliğini arıyor. Yaptıklarının yanlış olduğunun kendisi çok farkında ve en başından beri pişman fakat peşindeki kalabalık ona hayatında ilk kez hissettiği “kabullenme duygusunu”i verdiği için olayları hastalıklı zihninde anlamlandıramıyor. Bunu neden onlara bir faydası yokken ona sağladıklarını çözemiyor. Neden Joker olmaması gerektiğini fiziksel olarak anlatmıyorum bile. Joker dayak mı yer amk. Bu nası mantık oğlum. Her neyse konu sapmasın. Kafa karışıklığı bir insanın yaşayacağı en zor şeylerden bir tanesi. Özellikle düzenli kafa karışıklığı. Umutsuzlukla birleşiyorsa özellikle. İşte bu kombinasyonun üzerine eklenen biraz çocukluk travması ve toplum dışlaması karşımıza “tek istediğim her yeri havaya uçurup tekrardan başlamak” cümlesini getiriyor. Her insan hayatında bir kere bu cümleyi kurar. Ve her insan bir kez kaderine baş kaldırır. Yenik düşenler bir daha asla kafa karışıklığı yaşamadan ve aynı cümleyi bir daha asla kuramadan çizildiğini sandığı yolu yaşar. Kader karşısında yıkılmayansa kaderin üstüne gider. Gerekirse ondan intikamını kendisi almaya çalışır. Halbuki ondan istediği sadece “her şeyi havaya uçurup tekrardan başlama” şansıdır. Kaderin üstüne yürüyüp bu şansı elde edemezseniz de adınız Arthur olur millet size joker der. Filmin başında oynatılan Lonney Tunes kesiti teknik olarak kusursuz olmakla beraber bize az önce bahsettiğim “filmdeki kader” kavramını önceden gösteren kısımlardan birisi. Joker ve gölgesi yani Arthur. Bir bedeni paylaşan iki kişilik. Mi yoksa? Aynı şekilde müzikal bir Harley-Joker sahnesinde yaşanan karnından vurup öldürme hadisesi dolaylı yoldan karşımıza çıkar.
Gelelim bitişe. Bu son zamanların en iyi melodrama filmiydi. Ama bir Joker filmi mi? Asla değil. Ne bir Joker karakteri ne de bir “kötü adam” görebildim filmde. Bunu bile beceremeyen bi’ deli baş rolde başka ne beklenirdi ki?
Finalde elimizde kalan yaşadığı toplu travmaları zihni daha fazla kaldırmayan bir insan ve yarrak gibi bir toplum oluyor.
Bu Filme 10 Üzerinden Puanım
7⭐️