Robert Eggers, şimdi sana ne diyelim? Şimdi senin bu filmini nasıl izah edelim? Şimdi biz sana nasıl övgüler yağalım? Şimdi biz senden, filmi anlamayıp 'beğenmedim' diyenler için özür mü dileyelim? Şimdi biz nasıl konuşalım, nasıl yazalım, nelerden bahsedelim? Aslında biliyor…devamıRobert Eggers, şimdi sana ne diyelim? Şimdi senin bu filmini nasıl izah edelim? Şimdi biz sana nasıl övgüler yağalım? Şimdi biz senden, filmi anlamayıp 'beğenmedim' diyenler için özür mü dileyelim? Şimdi biz nasıl konuşalım, nasıl yazalım, nelerden bahsedelim?
Aslında biliyor musun... Hiç söze gerek yok, sanat bazen hissetmektir. Sanat, metaforları yakalamaktır, onları zihnimizde bir balık gibi tutup aydınlığa çıkarmaktır... Herkesin aydınlığı ve tuttuğu balık aynı mıdır? Hayır elbette... Bu filme sıradan bir düz yazı yazmak hakaret olur diye düşünüyorum. Şiire kaymalı yazdıklarımız veya bilemiyorum Eggers'a bir mektup mu yazmalıyız?
Nasıl izah edelim? Bu film öğrendiğimce Yunan mitolojosindeki şu iki mitolojik karakter bilinmeden anlaşılamaz: Proteus ve Prometheus. Prometheus daha popülerdir, çoğunluk tarafından bilinir; Tanrıya başkaldıran, insanların tarafında.. sonradan Zeus tarafından cezalandırılmıştır. Deniz Feneri filminde bu mitolojik karakteri Robert Pattinson temsil ediyor... Çok da farklı olmadan. Proteus ise bencil ve vurdumduymaz bir yapıdadır. Yunan mitolojisine göre şekil değiştirme yetisine sahiptir. Bir deniz tanrısıdır. Filmde bunu, William Dafoe canlandırıyordu, çok da farklı olmadan...
Issız, ürkütücü bir adada sadece deniz fenerinden gelen ses duyulur. Ona rüzgarın haşin uğultusu ve denizin canavar gibi uluyan dalgası eşlik eder. Tabiat burada insana musallat olmuş bir şeytan gibidir. Neler olduğunu anlamakta güçlük çeker dururuz. Bu sırada iki karakter de birbiri ile çekişir, ara ara tatlı sohbet döner gibi olur fakat bu hiçbir şekilde bir güvenin teminatını vermez bize. Aksine her şey tersine gider... Öyle ki hangisi gerçek, birbirlerinin hayalleri mi acaba diye düşünmeye başlarız. Burada psikolojik bir çıkarım yapmak gerekirse insan zihninin kendi karmaşasını yansıtıyor diyebiliriz; korkuyoruz, kaçıyoruz, kızıyor... Ve geriye baktığımızda yine kendimizi görüyoruz. Çünkü biz kendimizden memnun değil gibiyiz...
Filmden herkes bu iki mitolojik karakterlerin sembolizesi dışında farklı anlamlar çıkarabilir. Mesela Ephraim ilk başlarda alkol içmeyen, uyumlu bir tip olarak giriş yapıyor adaya, nitekim davranışları ve tepkilerinden anlıyoruz bunu fakat filmin ilerleyen dakikalarında bir kırılma oluyor; küçük bir yudum ile başta içmediği alkole başlıyor ve her şey tersine gidiyor... Zamanla sürekli şişe elinden eksik olmuyor. Alkol, kötülüğün anasıdır sözünden hareketle bu filmde de alkolün zehir edici ve şeytansı yanını görmüş olabiliriz.
Robert Pattinson, harika bir oyuncudur. Twilight serisi onun kâbusu haline gelmiştir. Çünkü o seri ile hatırlanmak, elbette kaliteli bir oyuncunun hüznü olur. Pattinson, harika bir oyuncudur; Batman'e bambaşka bir hayat vermiştir. Twilight serisinde Edward'tı bir zamanlar ama kariyerinde çok güzel filmleri de vardır ve hâlâ da onu etkileyici performanslarda izleyeceğimizden şüphe duymuyorum.