Virginia Woolf'un aylar önce -belki de 1 seneyi geçmiştir- Deniz Feneri adlı eserini okumuş, o eserde bilincindeki sanrıları görünce daha yakından tanımam gerektiğini düşünmüştüm. Fakat hayatını üstünkörü araştırsam da pek de üstüne düşmemiş, herhangi bir başka kitabını daha okumamıştım. Modern…devamıVirginia Woolf'un aylar önce -belki de 1 seneyi geçmiştir- Deniz Feneri adlı eserini okumuş, o eserde bilincindeki sanrıları görünce daha yakından tanımam gerektiğini düşünmüştüm. Fakat hayatını üstünkörü araştırsam da pek de üstüne düşmemiş, herhangi bir başka kitabını daha okumamıştım. Modern Klasikleri okumak için liste çıkarırken 'Bir Yazarın Günlüğü' kitabını görünce aylar aylar önce tanımaya karar verdiğim, lâkin ertelediğim bu yazarın günlüğünü okumak çok mantıklı bir fikir gelmişti. Bunu yerine getirdim ve işte buradayım.
Kitap Virginia Woolf'un 1918'de başlayıp 1941 Mart'ına kadar -ölümünden 3 hafta öncesi- yazdığı günlüklerinin toparlanmasından oluşuyor. Günlük olduğu için eleştirilecek bir tarafı yok. İyi veya kötü diyebileceğim, olumsuz eleştiri yapacağım bir kitap değil bu. Belki olumlu da yapamam. Yani kısacası değerlendirmeye açık değil. Zira günlükler insanların bireysel düşünceleridir. Hiçbir edebi kaygı duymadan, eksiğine gediğine ötesine berisine bakmadan, ‘‘bir gün birileri okur mu acaba?’’ diye düşünmeden yazdıkları yazılardır. Sadece yazarız, aklımıza ne gelirse. O an ne hissediyor, ne düşünüyorsak. Virginia Woolf'ta tam olarak bunu yapmış. Yıllarca yazmış, yazmış ve yazmış. Belki öldükten sonra kendini hatırlatmak için belki sağlığında geçmişini hatırlamak için, ama sadece yazmış.
Günlüklerine baktığımızda bazen günlerce üstüste yazdığını görüyoruz, bazen haftalarca, bazen de birkaç ay yazmadığını. Bazı günler sanki önemli bir not alıyormuşcasına veya o gün yazmak istemiş de yeltenememişcesine birkaç satır yazmış, bazı günlerde ise tüm duygularını, düşüncelerini o gün yaşadıklarını ve ilerisiyle ilgili düşüncelerini aktarmış günlüğüne. Böyle uzun uzun, tüm içtenliği ve duygusallığıyla yazdığı günlerde kendinin kalemine hayran kaldım ve birazcık özendim. Bu kadar edebi ve dolu dolu günlükler yazmak isterdim. Hep yoğun geçen bir hayatı var Virginia'nın. Çevresinde bir sürü insan. O kadar yoğunluğu kaldırabileceğime emin değilim ama yine de günlüğüme yazmaya değer bir şeyler olmasını isterdim. Maalesef hayatın monotonluğunda ve tekdüzeliğinde pek mümkün değil. Neyse kitaba geri dönelim.
Günlüğe yazmadığı günlerde de yazmış aslında. Makale yazmış, eleştiri yazmış, şiir yazmış, mektup yazmış, kitaplarını yazmış. Sürekli yazmış, yıllarca hiç durmadan... Onu ayakta tutan şey yazma tutkusu olmuş zannımca. Belki de ölüme sürükleyen şey de yazma tutkusuydu. Yaza yaza paylaşacak bir şeyi kalmamıştı ve ruhsal bir bunalıma girmişti belki. Fakat sanırım bunda o dönemlerde çıkan savaşında etkisi var. Savaştan da bir şekilde etkilenmiş Virginia. Çünkü günlüğünde tepesinde uçuşan savaş uçaklarından, atılan bombalardan söz etmiş. Zaten sancılı bir kadın olan Virginia için bir de savaşı yaşamak intiharı kaçınılmaz kılmış. Ölmeden önce de adını yaşatacak çok güzel eserler bırakmış ardında.
Eğer Virginia Woolf'un daha önce intihar ettiğini bilmeseydim ve bu kitabı okumaya başlasaydım yine kendi canına kıydığını düşünürdüm. Zira bunalımı öyle bir anda gelmemiş sanki. Yazdığı bir çok cümlede anlaşılıyor bu hayata karşı olan memnuniyetsizliği. Yaşamak istemeyişi, onu ayakta tutan şeylere sığınmak istemesi... ve daha nicesi. Sadece yaşlılığı, çıkan savaş, artık tükenmesi bu işin tuzu biberi olmuş.
Her neyse, eğer siz de Virginia'yı tanımak istediğinizi düşünüyorsanız, onun duygularından, düşüncelerinden, çevresinden, döneminden, savaşlardan, hayata dair konuşulmaya değer ne varsa anlattığı en önemlisi kitaplarını ve kendini anlattığı günlüğünü okumalısınız. Zira Virginia Woolf'u ve kalemini en iyi ve en yalın şekliyle bu kitapla tanıyabilirsiniz.