'Tokyo'da halka açık tuvalet temizleyicisi olarak çalışan Hirayama adlı bir adamın günlük yaşamı ve iç dünyası konu alınır. Hirayama, oldukça basit ve düzenli bir yaşam sürer ve rutinlerine bağlıdır. Görünüşte sıradan gibi duran bu rutinler, aslında onun için bir anlam…devamı'Tokyo'da halka açık tuvalet temizleyicisi olarak çalışan Hirayama adlı bir adamın günlük yaşamı ve iç dünyası konu alınır. Hirayama, oldukça basit ve düzenli bir yaşam sürer ve rutinlerine bağlıdır. Görünüşte sıradan gibi duran bu rutinler, aslında onun için bir anlam taşıyan ritüellere dönüşmüştür. Peki bizim hayatımız anlam taşıyan rutinlerden oluşuyor mu, yoksa yaşayıp gidiyor muyuz?'
Günlük hayatın içinde saklı olan güzellikleri ve anlamları keşfederek basit bir yaşamı yücelten bu film, kişisel bir yolculuktur aslında.
Hirayama, her sabah aynı rutiniyle güne başlar; sokaktan gelen süpürge sesiyle gözlerini açar, yatağını toplar, tıraş olur ve dişlerini fırçalar, bitkilerini sular, özenle giyinir ve dışarıya adımını attığı an bir şükür duygusuyla gökyüzüne bakar ve derin bir nefes alır, ardından soğuk kahvesini alır ve işe gitmek için arabasına biner. 60'lı 70'li yıllardan kalma kasetlerini dinler, her güne ayrı bir müziği var gibi görünür.
İşine gider ve bu işini büyük bir özenle yapar. Her küçük ayrıntıya dikkat eder ve bu titizliği, işinde ona hayran olmamızı sağlar.
İş aralarında, boş vakitlerinde bir ağacın altında oturur ve doğayı seyreder. Doğayla kurduğu bağ ve bundan duyduğu huzur ölçülemez derecede fazladır.
Akşamları her zaman gittiği bir restoran vardır, burada tek başına yemek yer.
Çoğu zaman sade yemekleri tercih eder ve bu yemekleri de keyifle, tadını çıkararak yer. Burada hem onun yalnızlığını hem de kendisiyle barışık bir yaşam sürdüğünü görürüz aslında.
Hirayama’nın gün sonundaki ritüelleri de sabahki kadar belirgin ve sadedir. Akşamları yine kendisiyle baş başa kalır, kendine vakit ayırır. Kitabını okur, gün boyunca yaşadığı anlar bir özet gibi kafasında canlanır ve günü tamamlar.
Onun ne çocukluğunu biliriz ne de evlenip evlenmediğini. Bir an da Hirayama'nın hayatına dahil oluruz ve bir an da Hirayama'nın hayatından çıkıp gideriz..
Uzun zamandır izlemediğim türden bir yapıttı. Çünkü temelde sadece karaktere ve mekana odaklanıyor film. Minimalist oluşuyla, yalın bir tarzda ilerlemesiyle herkesin sevebileceği bir film değil bu, ama rutinleri olan herkesin izlemesi gereken bir film bence. Ben çok severek seyrettim, biraz araştırınca da filmin derinliğini çok daha iyi anladım.
İnanın filmden sonra bir farkındalık geliyor insana. Çünkü baktığımız zaman temelde gün içinde karakterle aynı rutinleri devam ettiriyoruz biz de, ama söve saya ya da memnuniyet duymadan, gelişigüzel...Sonunda bunun faydasız olduğunu anlıyoruz. Çünkü hiçbir şey değişmiyor..
Hayatımızı bir an da değiştiremiyorsak, bunu rutinlerimizi değiştirerek, yavaş yavaş, adım adım sağlayabiliriz belki de. Yaptığımız rutinlerin farkında olarak, biraz daha sade bir yaşamı tercih ederek, insanları, çevremizi ve dünyayı gözlemleyerek bunu başarabiliriz sanırım. Hirayama, yalnızlığa terk edilmemişti, yalnızlığı tercih etmişti. Basit, sade bir yaşamla da iç huzurunu sağlayabiliyordu. An'lardan keyif alıp, mutluluğu yakalayabiliyordu. Çünkü böylesi daha iyiydi onun için. Hayatın karmaşasından sıyrılıp, kendini bulmuştu o ve bu ona yeterdi.
"Bir dahaki sefer, bir dahaki seferdir. Şimdi, şimdidir."