Benim okumaktan anladığım mâna, sözde "aydın"larımızın anladığı mâna ile bir değildir. Bir kitabı bitirip başkasına başlayan, bir yazıdan sonra hemen ötekine geçen insanlar bilirim, fakat onlara "okumuş" diyemem. Bir yığın bilgi ve fikre sahip olurlar fakat zekâları bunları ne ayırabilir…devamıBenim okumaktan anladığım mâna, sözde "aydın"larımızın anladığı mâna ile bir değildir. Bir kitabı bitirip başkasına başlayan, bir yazıdan sonra hemen ötekine geçen insanlar bilirim, fakat onlara "okumuş" diyemem. Bir yığın bilgi ve fikre sahip olurlar fakat zekâları bunları ne ayırabilir ne de birbirinden farklı yerlere koyabilir. Bir kitapta unutulmaması gereken değerli şeyi faydasız pasajlardan ayırıp kafalarına yerleştirme sanatları yoktur. Bu faydasız şeyleri mümkünse okumamak, değilse onları faydasız bir safra gibi taşımamak gerekir. Amaç okumak değil, okudukları arasından insanın kendi hedefine ve kabiliyetine göre yararlı olacak şeyleri çıkarmak ve almaktır. Böylece herkes mesleği için şart olan malzeme ve aletlere kavuşur. Bu âlet ve malzeme ona hayatını kazanmakta veya yükselmesinde yardımcı olur.
Okumanın ikinci amacı, üzerinde yaşadığımız dünya hakkında genel bir görüş elde etmektir. Fakat her iki halde de okunan şeylerin hafızaya birtakım bölümler ve kitaplar olarak değil, tam yerine oturtulmuş küçük mozaik taşları gibi yerleşmesi, okuyanın zihninde dünya hakkında genel bir görüş oluşturması gerekir. Aksi halde bu bilgiler ona sahip olan kimseye, bütün ahmaklığına rağmen, faydalı olacak yerde, değersiz, dağınık bir karışım olur. Okuyan, kendini ciddi olarak yetişmiş, hayattan bir şeyler anlayan, bilgisi olan bir kimse zanneder. Oysa nasıl okuyacağını bilmeden okumak, onu gerçeklerden daha da uzaklaştırır. Böyleleri ya bir sanatoryuma düşerler, ya da politikacı olurlar.
Bu haldeki bir beyin, karışık bilgi yığınları içinden, zamanı gelince ona yarayacak olanı seçip ayıramaz. Çünkü bu aydın tafrası hayatın ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş değildir, sadece okunan kitaplar alındıkları gibi üst üste konmuştur. Zaruretler ona eskiden okuduğu kitaplardan doğru olarak faydalanma fikrini verirse bu sefer de kitabın adını ve aradığı bilginin hangi sayfada olduğunu bilmesi gerekir. Yoksa, zavallı ve ahmak adam, uygun olan fikri hiçbir zaman bilemez. Fakat bunun hangi sayfada olduğu söylenmezse, yüz kere de okumuş olsa, kritik zamanlarda daima sıkıntı içinde kalırlar ve çırpına çırpına benzer şartları ararlar. Bunun sonunda da doğru zannedip tamamen yanlış bir tavsiye, yanlış bir reçete ele geçirirler.
Hükümetin en tepesindekilerin bu kadar ilim sahibi olmalarına rağmen bu kadar hataya düşmeleri başka türlü nasıl izah edilir? Öyle değillerse, onlarda can sıkıcı patolojik bir hal yoktur da, çok basit bir şekilde alçaktırlar. Okumasını bilen insanlar bir kitapta, broşürde veya gazetede gerek kendi ihtiyaçları için, gerekse genele yararlı bir malzeme olarak saklanması gereken şeyi derhal seçip kapmasını bilirler. Böylece elde ettikleri bilgi, şu veya bu şekilde oluşan görüşlere katılır, bu görüşleri bazen düzeltir, bazen tamamlar, doğruluğunu kuvvetlendirir, mânasını kesinleştirir. Hayat birdenbire bir mesele veya güçlük çıkardığı zaman, okumasını bilen insanın hafızasında, yılların biriktirdiği bilgilere dayanan bir fikir doğar, yeni meseleyi buna göre kontrol eder ve böylece çözer veya aydınlatır. Okuma ancak bu şekilde olduğu ve anlaşıldığı zaman anlamlı ve faydalıdır. Bir hatip, savunduğu bir meselede gerekli malzemeyi bu şekilde temin edemezse, bir rakip karşısında, bin defa haklı ve doğruyu söylüyor bile olsa, savunmasını yapamaz, fikrini anlatamaz. Her tartışmada hafızası onu utandıracak bir şekilde yalnız bırakır. Ne iddiasını kuvvetlendirecek deliller bulabilir ne de susturucu cevaplar verebilir. Bir hatip değil de sadece kendini tatmin etmek isteyen bir insan ise, durumu yine aynıdır. Fakat kader hem çok okumuş hem de güçsüz böyle bir insanı devlet başkanı yapmışsa, durum çok daha endişe vericidir.
Adolf HİTLER
Kavgam