Spoiler içeriyor
📚2/10 📜567/3000 Kendime yaz boyunca şimdilik 10 kitap okuma hedefi koyuyorum. Ama bu hedef beni uzun kitap okumaktan uzaklaştırırsa diye bir de sayfa hedefi koyma kararı aldım. Ortalama bir kitabı 300 sayfa olarak düşünürsek 3000 sayfa okuma hedefiyle başlayabiliriz. Siz…devamı📚2/10
📜567/3000
Kendime yaz boyunca şimdilik 10 kitap okuma hedefi koyuyorum. Ama bu hedef beni uzun kitap okumaktan uzaklaştırırsa diye bir de sayfa hedefi koyma kararı aldım. Ortalama bir kitabı 300 sayfa olarak düşünürsek 3000 sayfa okuma hedefiyle başlayabiliriz. Siz de böyle bir hedefe başlamak isterseniz birlikte devam etmek beni çook mutlu eder. Yorumlarda ya da mesajlarda buluşalım. ✨️
Bu sefer kısa bir kitaba başlamak istedim çünkü Martin Eden beni biraz yordu. Başlayınca 5 kısa hikayeden oluştuğunu gördüm kitabın. Böyle masal kitabı gibi olan eserler pek benlik değil açıkçası.
İlk hikaye kitaba adını da veren Mutlu Prens. Bir ülkede mutlu bir prensin heykeli ve bir kırlangıç arasında geçen hikayeyi anlatıyor. Bir gün prens heykelinin altında bir geceliğine konaklamak için kırlangıç geliyor ve prensin ağladığını fark ediyor. Mutlu Prens adındaki heykelin ağlaması ona garip geliyor. Prens ise bunu şöyle açıklıyor. "Ben canlıyken ve yüreğim insan yüreğiyken, gözyaşlarının ne işe yaradığını bilmezdim çünkü üzüntünün girmesine izin verilmeyen Kaygısızlık Sarayı'nda yaşardım. Saraydakiler Mutlu Prens derlerdi bana, gerçekten de mutluydum, eğer zevk içinde yaşamak mutluluksa. Öyle yaşadım ve öyle öldüm. Sonra da, ben öldükten sonra heykelimi buraya, böyle yükseğe diktiler; şehrimin bütün çirkinliğini, şehrimdeki bütün yoksulluğu görebileyim diye ve kalbim kurşundan da olsa ağlamamak elimden gelmiyor." Mutlu Prens bulunduğu yerde halkının acılarını izliyor ve elinden hiçbir şey gelmiyor. Tüm hayatı boyunca mutlu yaşamışken şimdi sonsuza kadar mutsuz ve çaresiz yaşamaya mahkum. Soylular güzel elbiselerinin derdindeyken halk açlığın susuzluğun derdinde ve prensi en çok kıran onun da bir zamanlar soylulardan olması bence. Kırlangıçın yardımıyla vicdan rahatlatması yapmaya çalışıyor bence. Yaşarken halka inememiş prens, ölünce varlığından vermek pahasına onlara yardım etme çabasında.
İkinci hikaye Havalı Fişek. Bu hikayede bir Havai fişeğin prens ve prensesin düğününde patlatılmasını işemiş yazar. Bu fişek öncelikle paketini yanlış okumuş ve harika fişek olduğunu düşünüyor. Egosu kendini bile aşmış, etrafındakilerden ona özel muamele bekliyor. Düğünün kendisinin patlatılacağı güne denk geldiğini savunuyor. Tüm özel şeyleri kendine bağlayan ve etrafına sinir aşılayan bir karakter. Eğer o, o gün düzgün patlamazsa herkesin hayatının mahvolacağını ve kötüye gideceğini düşünüyor. Onsuz kimsenin mutlu olamayacağına o kadar emin ki. Fakat unutulup gidecek. Hatırlandığı kısa zamanlarda da kötü hatırlanacak. Fakat bu fişek diğerlerine inat olsun diye ağladığı için ıslanıyor ve patlayamıyor.
Üçüncü hikaye Bencil Dev. Bu dev bir gün bahçesinde oynayan çocukları kovuyor ve onlara burayı yasaklıyor. Çocuklar bahçeye hiç girmediğinden onları çok seven çiçekler ve ağaçlar da yaprak açmaktan vazgeçiyor ve toprağa gömülüyorlar. Bunu gören kar ve arkadaşları bunu fırsat bilip bahçede yaşamaya ve bahçeyi hep kış yapmaya başlıyor. Dev yazı ve baharı çok özlüyor fakat nedenini anlamıyor. Bir gün çocuklar gizli gizli bahçeye girdiğinde her şey normalleşiyor ve dev ne kadar bencil olduğunu, bencil olunca yalnızlaştığını ve hep kış gibi ıssız olduğunu fark ediyor.
Dördüncü hikaye Bülbül ve Gül. Bülbül aşk için kendi canını veren bir kahraman bu hikayede. Hayat güzel fakat aşk ondan da güzel diyor ve kendi aşkın içinde olmasa da başkaları için canını veriyor.
Beşinci hikaye Vefalı Dost. Burada Değirmencinin, Hans adındaki bir köylüyü kullanışını ve kendisini vefalı dost olarak görmesini okuyoruz. Fakat asıl konu bu değil. Yazar bize anafikri olan hikayelerin önemini gösteriyor ve anlayıp anlamadığımızı ölçüyor aslında. İlk başta böyle şeyleri sevmediğimi söylediğim için biraz utandırdı beni açıkçası.
📜 Bu kitap 50 sayfa.
✔️6/10
'26.8.24~26.8.24