Oğuz Benlioğlu'nu kitaplarından önce videolarından tanımıştım. Beden dili, hitabet vb konularda ülkemizdeki sayılı insanlardan olduğunu düşünüyorum. Okunması gereken kitaplardan biriydi bu da kesinlikle. ~ Bu yüzden balığa gittiğimde ne sevdiğimi düşünmedim, balığın ne sevdiğini düşündüm ve oltaya kremalı çilek takmadım,…devamıOğuz Benlioğlu'nu kitaplarından önce videolarından tanımıştım. Beden dili, hitabet vb konularda ülkemizdeki sayılı insanlardan olduğunu düşünüyorum. Okunması gereken kitaplardan biriydi bu da kesinlikle.
~ Bu yüzden balığa gittiğimde ne sevdiğimi düşünmedim, balığın ne sevdiğini düşündüm ve oltaya kremalı çilek takmadım, onları solucan veya çekirge ile yemledim. Bu nedenle, dünyada diğer insanları etkilemenin tek yolu, onlarla ne istedikleri hakkında konuşmak ve onu nasıl elde edeceklerini göstermektir. -Dale Carnegie
~ Bu sanatsal ifadelerden ilki Ethos'tur. Yani "etiğe, güvene başvurmadır". Ethosta amaç muhatabımızın güvenini kazanmaktır. Tecrübelerini, eğitim durumunu, birazdan anlatacağın konuyla ilgili yeterli donanıma sahip olduğunu seni dinleyenlere söylemelisin ki dinleyenler anlatacağın konuda ortaya atacağın iddialarda sana güvenebilsinler. Ethos konuşmalarda dolaylı olarak da kullanılır. İşte küçük bir örnek:
20 yıldır tüm dünyadaki ülkelerin hükümetlerini incelediğim çalışmamda gördüm ki hükümet ne kadar demokratikse halk o kadar mutluydu.
Burada konu demokratik hükümetle mutluluk arası bağlantı gibi görünse de ethos gizli bir formatta verilmiş. “20 yıldır tüm dünyadaki ülkelerin hükümetlerini incelediğim çalışmamda.” Bu cümle kitleye, konuşanın uzmanlığını hatırlatmak için ustaca hizmet ediyor.
~ Güvenilirlik basit bir şeydir: yaptığınızı söylersiniz ve söylediğinizi yaparsınız.
~ Üçüncü sanatsal ifademiz Pathos'tur. Pathos insanların duygularına hitap etmektir ve üç sanatsal ifade arasında en kritik yer budur. Hangi duygulara hitap edelim Oğuz, böyle bir bilgi var mı? Var tabii ki. İlerleyen sayfalarda daha da detaylandıracağız lakin şimdilik 2 pozitif 2 de negatif duygu söyleyeyim: Gurur ve umut gibi pozitif duygular ya da korku ve nefret gibi olumsuz duygular. Pathos konuşmanın %65'lik kısmını barındırmalıdır. Bu oran çok yüksek değil mi? Ama insan duygularıyla var olan, karar veren ve harekete geçen bir varlık. Bu yüzden duygulara dokunarak konuşmak, konuşmayı daha etkileyici hale getirir. Ancak konuşmanda %65'in üzerine çıkarsan, bu kelimeyi kullanmak zorundayım, goygoy yapıyormuşsun izlenimi verirsin.
~ Çok eski bir retorik sözü der ki "Kendi argümanlarınla muhatabını etkileyebilirsin. Ama onun argümanlarıyla onu ikna edersin."
~ Mark Twain. Diyor ki: "iyi bir konuşma iyi bir başlangıca ve iyi bir kapanışa sahiptir. İkisi arasındaki mesafe ne kadar kısa olursa o kadar da iyidir."
~ If you have nothing to say, say nothing"; yani söyleyecek bir şeyin yoksa hiçbir şey söyleme.
~ Augustinus ne demiş? "Başkalarının içinde tutuşturmak istediğin ateşi önce kendi içinde yakmalısın."
~ Kendimizi tanıttıktan sonra ikinci adımımız anlatacağımız konunun çerçevesini çizmektir. Yani "Bugün burada sizinle bu konuyu konuşacağız" şeklinde konunun şablonunu vermen gerekir ki seni dinleyenlerin bilme isteğini gidermiş ol.
~ Yukarıdaki cümlelerin sayısını 100'e çıkarabilirim ama mantık hep aynıdır. GAF'lardaki temel mantık "birazdan konuya girdiğimde batırırsam, hatalar olursa, beklentilerinizi tam olarak karşılayamazsam bunun sebepleri var"ı konuşmanın girişinde söylemek. Bu büyük hata, bu düşünce yapısı daha biz konuşmamıza giriş yaparken bizim bütün imajımızı yerle bir eder. Rol model bir konuşmacı olmak istiyorsan konuşmanın girişinde kesinlikle olumsuz, negatif bir kelime dahi kullanmaman gerekir. Tekrar ediyorum; ne kendini ez ne konuyu ne de kitleni.
~ Kesin argümanları önceliklendir.
Argümanlarının etkin olması için kitlen üzerinde çalış. Hedef kitlen kim, nelerden hoşlanır, homojen bir yapıda mı? Ortak noktaları ne? İnanç, fikir ve gelenekleri ne olabilir?
~ Yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca görüş vardır. Ama yalnızca bir tane, evet sadece bir tane fikir vardır. O da senin fikrin. Başkalarının bize söylediği her şey başkalarıyla ilgilidir. Görüşler başkalarına aittir. Önemli olan benim fikrimin ne olduğudur. Benim fikrim. Bu konu fark ettiysen direkt kendine güvenle ilgili bir konudur. Kendi fikrini, görüşünü savunup arkasında durabilmenin ilk adımı için ihtiyaç duyacağın şey kendine güvendir yani özgüven.
~ Çevreni üç kategoriye ayır. İlk grup senin yardımına ve desteğine ihtiyacı olan insanlar olsun. İkinci grup; seninle benzer hizada olan insanlar olsun. Birlikte vakit geçirmekten keyif aldığın dostların ve arkadaşların örneğin. En çok ihtiyacın olacak grup da üçüncü kategoriyi oluştursun. Yukarıda olanlar. Senin ulaşmak istediğin yerde olanlar.
~ Makalesinde Susan Langer diyor ki, "Bütün bu çalışma farkındalıkla ilgilidir. İnsanların çoğu günlük hayatta ve günlük iletişimde aslında gerçekten dikkatli değildir. Eğer bir şey talep edip, arkasına da bir çünkü eklerseniz insanlar bu açıklamanın iddianızı destekleyip desteklemediğini, bunun iyi bir argüman olup olmadığını analiz etmeyeceklerdir." Sonuç olarak insanları ikna etmek, inandırmak istiyorsan sadece çünkü demek oldukça güçlü bir hal alabiliyor ve yüzde 93 tek bir kelimenin gücü için hiç de kötü değil.
~ Bir şeylerin negatife dönüşü her zaman zararımıza olmayabilir bazen bizim avantajımıza da olabilir. Özellikle, bir saldırgan gibi görünmeden çok sert bir mesaj iletmek istediğimizde geçerlidir: "Yetersiz olduğunuzu söylemiyorum. Sakın yanlış anlamayın. Sadece projenin bu kadar yavaş ilerlemesi beni şaşırtıyor..." Böyle konuştuğumuzda aslında yetersiz olduğunu söylemiş oluruz. Retorikte buna söz açmazı denir söylemediğini iddia ederken bir argümanı ifade etme hali.
~ Karşındakini ikna etmek istiyorsan rakamlarla konuş: Uzun zaman var vurgusu yapmak istiyorsan yıla atıf yap: "Proje bitmesine daha 1,5 yıl var." Kısa gibi göstermek istiyorsan aylara atıf yap: "Sadece 18 ayımız kaldı."
Yüzde kullan: "10 kişiden 9'u memnun" demek yerine "%92'si" demek daha bilimseldir.
Küsuratlı konuşmanın gücünü kullan: Pazarlığın psikolojisinde eğer bir rakam ne kadar detaylıysa o kadar inandırıcıdır ve üzerine itiraz çekmez. "Maaşım 44.350 TL" demek "44.000 TL" demekten daha dikkat çekicidir. Yetkinliğimizi konuşturacaksak tamı tamına rakamı söyle, noktası virgülüne. Ama manipüle ediyorsak yuvarlayarak söyle.
~ Zor bir sorudan kaçabilmek için elimizde 4 farklı atlatma tekniği bulunur.
İlki geri adım atmak: Aslında bize sorulan soruyu cevaplayacağız ancak daha yüksek bir genellik derecesinde, bu da kimsenin karşı çıkamayacağı büyük kapsayıcı ifadeler formüle etmemize izin verecek.
İkinci stratejimiz kenara çekilmek: Tamamen farklı bir konudan bahsediyoruz fakat sorunun konusuyla aradaki geçişin doğal görünmesi için söylediklerimiz konuyla ilintili olmalı ama bizi tehlikeden uzak tutacak kadar da uzak olmalı.
Üçüncü stratejimiz ise odaklanma: Bize sorulan sorunun içine dalıyoruz, kesin ama kısmi bir şekilde yanıtlıyoruz, bizi zora sokan tüm yönleri kasıtlı olarak gölgede bırakıyoruz.
Son stratejimiz ise çekim-ters çekimdir: Her biri dinleyicilerimizin bir bölümünü tatmin edecek, birbiri ile uyumsuz iki yanıtı art arda vermekten ibarettir. Kısacası her şey ve tam tersi diyoruz, bu biraz akrobatik bir eylem gibi görünebilir. Bununla birlikte iyi çalışılmış ve kanıtlanmış bir ön yargı üzerine kurulu. İnsanlar kendi fikirlerini doğrulamayan bilgileri bilinçsizce saklarlar. Çünkü bu davranış onları fikirlerini değiştirmek zorunda kalmaktan kurtarır. Buna doğrulama yanlılığı denir.
~ Bu topluluk önünde konuşma ve heyecanını yenme konusunda benim en sevdiğim ilk tekniğin adı EKNO tekniği. Yani En Kötü Ne Olabilir? Gerçekten en kötü ne olabilir? Sana şunun garantisini vereyim. Beynimizdeki o korkunun sadece %5'i gerçek. %95'i balon.
İkinci teknik daha önce de defalarca altını çizdiğim gibi iyi hazırlan. İyi hazırlanmanın süresel bir kuralı vardır. 1/15. 1 dakikalık konuşma için 15 dakika hazırlık yapman gerekir. 1 saat konuşacaksan 15 saat hazırlanmalısın. 1 gün konuşacaksan 15 gün hazırlanmalısın. Çoğu insan 15 dakikalık konuşmaya 1 dakika hazırlanır. Tekrar ediyorum hazırlık yaparsan başarılı olacağının garantisini veremem ama hazırlıksız konuşursan başarısız olacağının garantisini veririm.
~ Son olarak şu 3 cümleye dikkat edelim. Bu 3 cümle bizi daha güçlü ve güvende gösterir.
1. Normale göre bir tık daha yüksek sesle konuş.
2. Daha geniş ve büyük beden tepkileri ver. Bu beden ve ses kullanımına Actio'da daha detaylı gireceğiz.
3. Konuşmanın girişini ve kapanışını ezbere bil. Özellikle giriş kısmını çok pratik yaparak ezberlersen heyecanının en yüksek olduğu yerde kontrolü elinde tutarsın
~ Elleri belin altına indirdiğinde negatif bölgeye girmiş olursun. Elleri negatif bölgede tutarsan vücudunun tüm yönü toprağı gösterdiği için silik görünürsün. Eller hep belin üzerinde olacak. Oturuyorsan da ellerin hep masanın üzerinde olsun. Yani eller hep açıkta ve görünür olmalı. Ellerini arkaya atmak insanları tehdit eder. Eğer amacın tehdit etmek değilse sakın bu duruşu sergileme.
~ Bir soru sorayım. Birinin başarılı olduğunu nasıl anlarsın? Söylediklerine mi bakarsın? Ya da yaptıklarına mı? Hitap ettiğin kitleden bir ya da en fazla iki tık daha iyi giyinmen her zaman için iyidir. Yani muhataplarından her zaman bir ya da iki tık daha iyi giyinmen gerekir. Çünkü onları harekete geçirmen gerekir. Ve bu anlamda günümüz dünyasında üzerindeki kıyafet, bindiğin araba, kolundaki saat birer statü sembolü. Keşke böyle olmasaydı ama şu an böyle. Bir ya da iki tık daha iyi ol. Daha altı değil, daha üstü de değil.
~ Eğer bir müzakere, iş ve/veya satış toplantısı, iş görüşmesi, sunum gibi durumlar içerisinde olursan lacivert, beyaz ve maviyi tercih etmelisin. Bu üç renk güven, otorite, güç ve iş bitiricilik mesajlarını barındırır. Uzak durman gereken renklerse kahverengi, sarı ve mordur.
~ Ne olmak istiyorsan önce öyle görünmelisin. Lider mi olmak istiyorsun önce lider gibi görün. Zengin mi olmak istiyorsun önce görün. Konusuna hakim mi olmak istiyorsun önce öyle görün. Actio her şeyinle sahnede kendini ve konuşmanı parlattığın yerdir.