Senaryo çeşitleri içinde, anti-yapı dediğimiz; başı sonu belli olmayan, zaman akışı, karakter bağlantısı olmayan 21. y.y.’ın yeni trendi olan türde yazılmış. Üst metin ve kıyamete yakın tekrar dünyaya inecek olan mesih hikayesi çok doyucu değildi bence. Hristiyan mitlerine dayanan senaryoları…devamıSenaryo çeşitleri içinde, anti-yapı dediğimiz; başı sonu belli olmayan, zaman akışı, karakter bağlantısı olmayan 21. y.y.’ın yeni trendi olan türde yazılmış. Üst metin ve kıyamete yakın tekrar dünyaya inecek olan mesih hikayesi çok doyucu değildi bence. Hristiyan mitlerine dayanan senaryoları hep birbirine benzer buluyorum zira. Replikler de aynı prensip gereği gözümde önemsiz. Ancak alt metin iyiydi. Obezite ve sebep olduğu hastalıklar yüzünden her 3 kişiden birinin öldüğü USA ile açlık ve neden olduğu hastalıklar nedeniyle her 3 kişiden birinin öldüğü Afrika halkı... Çukurun üst katları ve alt katları. Katların sayısından bile habersiz üst katlar. Obezite haramdır hem İslamiyet’te hem Hristiyan’lıkta hem Yahudilik’te hem de önderi obez olan Budizm de bile. Çünkü başkasının hakkını yiyerek işliyoruz. Bizim fazladan yediğimiz bir parça pasta, çöpe atılan tonlarca yiyecek; işte o son kattaki çocuğun hakkı! Yani dünyada açlıktan ölen çocuklardan bir nebze de biz sorumluyuz. Ne alaka demeyin! Biz de ülke olarak dünyada, tüm katların ortalarında bir yerdeyiz. Dünyanın kaymağını yemiyorsak da yiyenlerin artıklarını yiyoruz.
Şöyle bir örnekle daha açıklayıcı olabileceğime inanıyorum. Kardeşim bir ara Antalya’da 5 yıldızlı, tam pansiyon bir otelin mutfağında çalıştı yamak olarak. Çöpe atılan birbirinden güzel ve çeşit çeşit yemeğe kanı donmuş mutfaktaki ilk gününde. Ustasına demiş “Niye atıyoruz? Bari personele dağıtalım.” Çünkü personel ayrı çıkan 4 çeşitten ibaret, daha basit bir yemeği yiyor her gün. Otel müşterileri için yapılan yemekler ayrı. Ustanın cevabı hayat dersi niteliğinde “Antalya’daki otellerin çöpe döktükleri yemek dağıtılsa bu ülkede aç adam kalmaz. Ama patronlar asla izin vermezler buna. Çünkü onunla aynı yemeği yemesine katlanamaz fukaranın. Sonra karnını doyurursa, karın tokluğuna çalışmaya nasıl ikna edecek fakiri.” İşte biz de burada sorumluyuz olan bitenden. Çöpe giden bir parça kuru ekmek için bile eşim evde kıyametleri koparıyor ve kavga çıkıyordu. Hep abartı bulurdum bu hareketini, sonuçta bile isteye küflendirmemiştim o ekmeği ya da dolaptaki unutulmuş sebzeyi... Ama bu filmden sonra anladım. Çünkü eşimin, zeytin ve bir dilim ekmekten ibaret beslenmesine, zeytin sayılarak konulmuştu. O aç uyumuştu hatta bazen açlıktan unutamamıştı çocukken. Bense yemediğimi görüp annem kızmasın diye beslenmemdeki börekleri, çörekleri, haşlanmış yumurtamla, reçelli ekmekleri yolun kenarına dökerdim eve dönüş yolunda. Allah hepimizi affetsin...