Bugün bahsedeceğimiz yapım Bergman'ın benlik duvarlarımıza balyoz gibi inen şaheseri Persona...Carl Gustav Jung'un tehlikelere karşı korunmak ve çıkarlarımızı güvence altına almak için gizlediğimiz yanı örten kostüm olarak tanımladığı Persona,Bergman'ın iç kulak enfeksiyonundan ve baş dönmesinden muzdaripken gördüğü bir hasta ve…devamıBugün bahsedeceğimiz yapım Bergman'ın benlik duvarlarımıza balyoz gibi inen şaheseri Persona...Carl Gustav Jung'un tehlikelere karşı korunmak ve çıkarlarımızı güvence altına almak için gizlediğimiz yanı örten kostüm olarak tanımladığı Persona,Bergman'ın iç kulak enfeksiyonundan ve baş dönmesinden muzdaripken gördüğü bir hasta ve hemşire ikilisinden yola çıkarak oluşturduğu Alma ve Elisabet karakterlerini konu alıyor.Bergman yarattığı bu iki karakterle Jung'un şişme(inflation)olarak tabir ettiği durumun kusursuz bir adaptasyonunu izlettiriyor ayrıca hiçbir sahnenin rastlantı olmadığı bir senaryoya yer veriyor.Mitolojide babasına ihanet eden annesini öldürten Elektra karakterini canlandırırken susan Elisabet, çocuğunun fotoğrafını yırtarak annelik bağını reddettiğini bizlere gösterir ve bu karakterle arasındaki benzerlikten dolayı izleyiciye susmanın bilinçli bir tercih olduğunu hissettirir.Elisabet'in merhamet temalı piyese gülerek karşılık verip kendisini yakan rahibi dehşet içinde izlemesi gerçeklikten ne kadar rahatsız olduğunu kanıtlar niteliktedir.Doktorunun okuduğu hayran kalınası tirattan sonra,Elisabet ve Alma'yı yazlık evine yollar ayrıca bu Bergman'ın aklının her zerresine şahit olacağımız sahnelerin başlangıcı anlamına gelir.Bizim bile başımızı ağrıtacak derecede çok konuşan Alma karşısında hiç konuşmayan Elisabet,Bergman'ın rol değişikliğini hissettirme konusunda kusursuz işinin ürünüdür.Elisabet "psikolog" veya "gözlemci" rolüne geçmişken Alma "hasta" konumuna düşer.Film boyunca efsane yakın çekimlere imza atan Bergman bu rol değişikliğinin ardından karakterlerin ayna sekansını yakın çekim vererek birbirine zıt bu iki karakterin birbirlerini tamamlar nitelikte gözükmesini sağlar.Fakat bu tamamlayıcı nitelik çok da uzun sürmez.Elisabet'in kocasına yazdığı narsist kişiliğinin bir kanıtı olan mektubu,Alma okuduktan sonra ona olan bakışı Elisabet'in yanan rahibe bakışı gibi dehşet ve nefret dolu hâle gelir.Bergman bu noktada zekasının kıvraklığını kullanarak Alma'nın ve filmin yaşadığı bu kırılmayı Alma'nın yüzünün yandığı bir sekansla izleyiciye hissettirir.Filmin kendisini olabildiğince açıkladığı son sahnede Bergman aynı konuşmayı bir Elisabet'e odaklayarak bir de Alma'ya odaklayarak konuşmanın hüzünlü ve yola getirici kısmına aynı anda şahit olmamızı sağlar.Senaryoda yarattığı bu oldukça derin anlamlarla kendisine hayran bırakan film ışıklandırması ve kamera açısıyla da bir o kadar muazzam bir iş ortaya koyuyor.Elisabet'in beyaz Alma'nın siyah şapka takması ve Elisabet'in ışık altında tutulurken Alma'nın siyah ışık altında kalması Bergman'ın senaryoda yarattığı bu ikililiğin nasıl muazzam bir şekilde görüntüye de yansıtılabileceğinin kanıtıdır.Bergman uzun olduğu kadar etkili replikleri ve hiç repliğe sahip olmamasına rağmen mimikleri ile konuşabilen Liv Ullman ile akıllardan silinmeyecek bir filme imza atmış.Psikoloji açısından ders niteliğindeki bu başyapıt,yönetmen zekasının ne kadar uç seviyeye ulaşabileceğinin gelmiş geçmiş en iyi kanıtı olarak kalacak gibi duruyor...