İlk cümle; "Çoook güzel." Öncelikle filmin konusundan bahsedeyim. Viola Ardone'nin kitabından uyarlanan film; Italya'da ünlü olmuş Maestro Amerigo'nun çocukluk anıları.. 2.Dünya Savaşı sonrası, 1946 Napoli'sinde yaşayan bir anne ve oğlunun hikayesi. Savaş sonrası Güney İtalya'da yoksulluk, kıtlık ve yıkım hakim.…devamıİlk cümle; "Çoook güzel."
Öncelikle filmin konusundan bahsedeyim. Viola Ardone'nin kitabından uyarlanan film; Italya'da ünlü olmuş Maestro Amerigo'nun çocukluk anıları.. 2.Dünya Savaşı sonrası, 1946 Napoli'sinde yaşayan bir anne ve oğlunun hikayesi. Savaş sonrası Güney İtalya'da yoksulluk, kıtlık ve yıkım hakim. Koministlerin önderliğinde Mutluluk Treni olarak adlandırılan (Çocukların Treni) bir proje başlatılır. Aileler çocuklarını, daha iyi bir yaşam ve öğreni becerileri elde etsinler diye bir süreliğine savaştan çok etkilenmemiş Kuzey İtalya'daki kominist ailelerin yanlarına gönderirler. Tabii Güney İtalya'da buna karşı çıkan ve aslında çocukların Kuzey İtalya'ya değil, başka yerlere gönderilip orada onlardan sabun yapıp, gaz odasına tıkıp, ellerini kesip, hatta onları yiyeceklerini söyleyen gruplar vardır. Bu söylemler zaten savaşın ortasında yaşayan çocuklara daha çok korku salıp, travma yaşatır. Antonietta'nın oğlu Amerigo'da o çocuklardan biridir. Tren ile Kuzey İtalya'ya gidip, tek başına kalan mutsuz ve çocuk bakımından anlamayan Dema ile kalmak zorunda kalır. Ve bütün hikaye Amerigo'nun çocuk perspektifinden anlatılır. Amerigo'nun savaş içinde keşfettiği sanat aşkı mı yoksa anne sevgisi mi ağır basacak?
Anlatım dili müthiş etkileyici bir film. Bir kere en çarpıcı olan filmi tamamen çocukların bakış açısından izliyor olmamız. Finale baktığımız da ortada tam anlamıyla bir yanlış yok. Çocuğun gözünden baktığınızda da doğru diyorsunuz, annenin gözünden baktığınızda da doğru diyorsunuz.
Filmde gözüme çarpıp beni etkileyen, çok ince düşünülmüş detaylar var. Mesela; filmin başında sokağa bir bomba atılıyor. Her taraf toz duman, bembeyaz bir duman kaplıyor ve Antonietta o gözgözü görmeyen beyaz dumanın içinde Amerigo'yu arıyor ve sonunda birbirlerini buluyorlar. Daha sonra Kuzey İtalya'da iken Amerigo, geldiğinin ertesi günü çiftlikte Dema ile dışarı çıkmak için kapıya yöneliyor ve büyük bir korku ile geri sıçrıyor. Sabah sisi her yeri bembayaz kaplamış. Bomba atıldığını sanıyor.
Filmde bunlar iyi bunlar kötü diye tam bir ayırım yapılmamış. Yeri geldi mi çuvaldızı kendilerine batırmaktan hiç çekinmemişler. Evet koministler çok iyiler, çocuklarla çok iyi ilgilenip onları gerçekten seviyor ve travmalarına merhem olmaya çalışıyorlar. Bundan Amerigo da etkileniyor tabii ki ve boynuna kırmızı bir fular bağlayıp kominist olmaya karar veriyor. 1 Mayıs eğlencesinde Dema ve kominist bir adamın sahne arkasında bir konuşmasına şahit oluyor. Dema kadınlarında sahneye çıkıp konuşma hakkının olduğunu savunuyor. Erkekler kadar kendilerininde savaşta aktif yer aldıklarını, yeri geldiğinde düşmana bomba bile atmaktan çekinmediklerini ve sahnede yer almak istediklerini ısrar edince, adam ona tokat atıyor. Amerigo bunu görünce boyundaki fuları çıkarıp kominist olmaktan vazgeçiyor. Ve daha birkaç çocuk ruhu ile işlenmiş etkileyici sahneler serpiştirilmiş senaryoya.
Filmin sinematografisi çok yüksek. Muhteşem resimler izliyoruz zaman zaman. Işık ve renk geçişleri dramaya hizmet ediyor ve çok ustalıkla işlenmiş. Oyuncular ve sunulan atmosfer çok iyi. Reji, çocuk dünyası ile empati yapmamızı sağlıyor. Bir yetişkin olarak ara ara bana kendimi sorgulatıp, yüreğimi parçaladı diyebilirim. Resmen üzerimde bir farkındalık yarattı. Yaşanan olay yetişkin için önemsiz bir durumken, çocuğun gözünde aslında ne kadar önemli olabileceğini ve onun masum, ince ruhunu nasıl yaralayabileceğini gösterdi. Bazen çocuğa kızdık, bazen anneye. Ama sonunda ikisininde gözünden bakınca, "Yahu ikisi de kendince haklı" dedik. Bu da filmin güzel yanlarından biri. Asla ajite etmeyen bir duygusallığa sahip film. Sanki üzücü veya ürkütücü bir olay yaşandığında çocuğun eline elma şekerini verip, ruh halini yumuşatıp ilerliyor drama grafiği. Her ne kadar koministlerden bahsedilse de çok fazla siyasi atıfta bulunmuyor film, dediğim gibi odak noktamız çocuklar ve onların dünyasında ne kadar siyaset varsa o kadarı işlenmiş.
Yönetmen Cristina Comencini, zaten sinema dünyasına yabancı değil, içine doğmuş. Bu durumda zaten rejisindeki sağlamlığa ve kaliteye yansıyor. Ünlü yönetmen Luigi Comencini'nin kızı. Kızkardeşi Francesca Comencini'de Politik İtalyan sinemasının iyi yönetmenlerinden biri. Hatta bu filmin senaryo kadrosunda Cristina'nın kendisi ile birlikte Francesca'nın oyuncu olan kızı Camille'de var. Tamamen sanat ile yoğrulmuş, babalarının izinden giden bir aile. Eh böyle bir aileden de kötü film çıkmaz diyor insan. Cristina aynı zamanda da kitap yazarı. Hatta "Italya'da bir Türk Sevdim" kitabının yazarı. Ve de ekonomi mezunu.
Ben filmi inanılmaz beğendim. Beni çok etkiledi. Çoook sevdim. Size de izlemenizi tavsiye ederim.