Bu yorumu 20 yaşın altındakilerin ve 65 yaşın üstündekilerin okumasına izin vermiyorum…ve bunun hiçbir nedeni yok... Her sabah uyanıp hayat çok güzelmiş gibi yapmaktan 12 yaşında filan vazgeçtim…bunun yerine her sabah uyanıp bir iki dakikalığına aynanın karşısında kendime anlamsız bi…devamıBu yorumu 20 yaşın altındakilerin ve 65 yaşın üstündekilerin okumasına izin vermiyorum…ve bunun hiçbir nedeni yok...
Her sabah uyanıp hayat çok güzelmiş gibi yapmaktan 12 yaşında filan vazgeçtim…bunun yerine her sabah uyanıp bir iki dakikalığına aynanın karşısında kendime anlamsız bi şekilde bakıp… sadece beden dilimi kullanarak kendime haddimi bildiriyorum… nereden geldiği belli olmayan bomboş bir motivasyona sahip hayalperest bir andavala kesinlikle tahammülüm yok…ve dünyanın daha iyi bir yer olması için bu sorumluluğu alıp bunu her gün kendime yine bizzat kendim hatırlatmak zorundayım…
Emin olun bu tip önlemleri almazsam böyle bi andavala dönüşebilirim ve bu en büyük korkularımdan biri…
Bi diğer büyük korkum da filmleri yorumlarken okuyanın bile anlamını anlamadığı...anlasa bile gerçekten umursamadığı s*kimsonik emojileri sırf renk olsun diye yorumlarımın her yerine döşemek…bazen bu durum en kötü kabuslarımın konusu oluyor…bi anda 15 yaşında bir kız çocuğuna dönüşüyorum…ve ne düşündüğümü kendim de tam olarak bilmediğim için o an aklıma ne gelirse boyuna yazıyorum…söylemlerimin insanların düşünce dünyasında bıraktığı etki yaklaşık olarak tahta şeker kaşıklarındaki Mevlana sözlerinin insanların düşünce dünyasında bıraktığı etki kadar olsa da… umarsızca yazmaya devam ediyorum…içinde bulunduğum her duygu-durum… yüzümdeki her mimik o kadar önemli ki… bunları ifade etmek için sayısız emojiyi yazılarımın her yerine döşeyip yorumumun değersizliğine değersizlik katıyorum…daha sonra tamamen benim kadar boş insanların beni onaylayıp yorumlarımı beğenmesini hevesle bekliyorum…
Sonra birden kapı çalıyor…kapının arkasındaki kişiye kim olduğunu soruyorum…ben kendini polis veya savcı olarak tanıtan kişiyim diyor…bu bir kabus olduğu için ve anlattıklarımdan anlayacağınız kadarıyla iflah olmaz bir morona dönüşmüş olduğum için kapıyı hemen açıyorum…
Şaşırtıcı biçimde karşımda ben varım…ama bu bir kabus olduğu için ve daha önce anlattıklarımdan anlayacağınız kadarıyla iflah olmaz bir morona dönüştüğümden dolayı…buna şaşırmıyorum…
Kapıdaki kişi adının Irrelevante olduğunu ve Big Kahuna burgerlerine bayıldığını ve evde hiç Big Kahuna burgeri olup olmadığını soruyor…ama bu bir kabus olduğu için ve daha önce anlattıklarımdan anlayacağınız kadarıyla iflah olmaz bir morona dönüştüğümden ötürü…onu anlamıyorum ve daha sonra anlamadığımı da umursamayıp elimdeki telefona dalıyorum…
Bunun üzerine adının Irrelevante olduğunu söyleyen adam nüktedan bi tavırla...
"…o kardeşlerimi zehirlemeye ve yok etmeye kalkışanlardan intikamımı mutlaka alacak ve onları büyük bir öfke ve güçle vuracağım ve senden intikam almaya geldiğimde adımın tanrı olduğunu anlayacaksın." dedikten sonra kafama…bu bir kabus olduğu için ve bu kabusta iflah olmaz bir morona dönüşmem nedeniyle elinde olduğunu fark etmediğim bir silahı dayayıp duvarları beynimle boyuyor…ve uyanıyorum…
Eminim siz de böyle kabuslar görüyorsunuzdur…ve biliyorum ki bazılarınız için bu tür kabuslar adeta gerçek bir hayat deneyiminden farksız…tabii ki sizin de bu tür sıkıntılarla uğraşıyor olmanız yeterince duyarlı bir birey olarak beni de derinden etkiliyor…bu durumda sizi herhangi bir güneydoğu asya ülkesinde yaşayan ömrü pirinç tarlalarında geçmiş 100 yaşında bitmek tükenmek bilmeyen bir kabızlığa yakalanmış gayrimemnun bir hasta olarak …kendimi ise size rektal tuşe uygulamaya her daim hazır idealist bir doktor olarak hayal ediyorum…bu sebeple doktorunuz olarak kabuslarınızın sonunu getirecek hayatınızdaki sinir ve stresi azaltacak ve var olmanın inanılmaz boktanlığından ruhunuzu bi nebze arındıracak bir filmden bahsedeceğim…
Filmimiz ağırdan öte ağır bi film…yani güneş bile neredeyse gıcırdayarak doğuyor …yer yer asmr tadında…
Sessiz sakin ve şair bir otobüs şoförünün sıkışmış olduğu günlük rütin içerisinde monotonlaşan durum ve mekanlar arasında ilham arayışları...ve bu arayışın çevresinde veya dışında kurduğu diyalog ve monologlarından ibaret…
Gün boyu her şeyin neredeyse birbirini sürekli tekrar ettiği bir döngüde garip bi şekilde anlamsızlık yerine bir anlam aranıyor…
Bir yandan ana karakterimizin derinlikli sesiyle okuduğu şiirleri dinleyip ruhunuzu dinlendirirken… bi yandan da ana karakterimizin evden çıkmayan işe yaramaz karısının sanatçı ruhunu yansıtmaya çalışırken her gün ortaya koyduğu saçmalıkları izleyip… ruhunuzun yeniden zehirlendiğini hissedebilirsiniz… ama pek takmayın ana karakterimizin olumlu etki eşiğini aşamayan ufak bi zehirlenmeden bahsediyorum…
Son olarak bu film herkese hitap etmemekle beraber… aranızda herhangi bir rutine sıkışıp kalmış şairler ve yazarlar varsa…ya da herhangi bir rutine sıkışıp kalmamış şairler ve yazarlardansanız…veya asmr düşkünü fetişist bir rahipseniz…bu filmi kesinlikle izlemelisiniz…
Sanıyorum bi sonraki yorumumu The Platform filmi için yapacağım…
Kapı çalıyor…şimdi gidip kapıya bakmam gerek…