Selamlar raf ahalisi! Yılın ilk kitabı gotik edebiyatı türünde olan, yazarı Algernon Blackwooda ait "Söğütler" eseri oldu. Yılın ilk kitabını okumak içinde sankim biraz geç kalmışım ama neyse.. İnanıyorum bu yıl hedeflediğim kitap sayısına ulaşacağım. Öncelikle iki aydır da kitap…devamıSelamlar raf ahalisi! Yılın ilk kitabı gotik edebiyatı türünde olan, yazarı Algernon Blackwooda ait "Söğütler" eseri oldu.
Yılın ilk kitabını okumak içinde sankim biraz geç kalmışım ama neyse.. İnanıyorum bu yıl hedeflediğim kitap sayısına ulaşacağım.
Öncelikle iki aydır da kitap okumadığımı göz önünde bulundurursak güzel bir okuma süreci geçirdiğimi belirtebilirim.
Eserimizi tevafuk eseri daha yeni tanıştığım "Dağlarda Duman Güzeldir" parçasıyla yazıyorum. Dinlemeniz tarafımdan tavsiye olunur.
Öhm şimdi eserimizin anlattığı şeylere ve hissettirdiği şeylere değinelim...
Yazarımız aristokrat ve muhafazakar bir ailede büyümüş. Bu sayede aristokrasiyi ve katı dinsel yaşamı tecrübe etmiş. Hayatı boyunca kaçmaya boyunduruğundan kurtulmaya çalıştığı uygarlık büyütüldüğü koşullar ona sunulan seçenekler ve zorunda kaldığı seçimler olmuş. Bu kaçışlardan sığınağı olan tek yer ise doğa olmuş. Birçok farklı işte de çalışmış fakat onun huzur bulduğu yer doğa olmuş.
Bu zaman paylaşımları peşinde ortaya "doğa ile biri olma" ve "doğada yok olma" hatta ve hatta "doğa tarafından yok edilme" felsefelerine getirmiş.
Eserimiz de yazarımız tarafından 1900 ve 1901 yılları arasında bir arkadaşıyla Tuna nehri'ndeki yolculuğunda yaşadıklarından esinlenerek yazılmış.
Evet konumuz da tam bunun üzerine dönüyor. İki arkadaş Tuna nehri'nde bir maceraya çıkıyorlar. Kanoları ile süratle ilerlerken kendilerine adeta başka bir dünyanın eşiğinde söğütlerin ıssız diyarında buluyorlar.
Hem büyüleyici hem korkutucu, hem kaçma hem de kavuşma arzusunu anlatan irdeleyen ve sunan bir eser olmuş.
Bir yandan gerçeklik dışı şeylerin nasıl olur sorgusu var ve bunun peşi sıra gelen merak var. Bir yandan da bilinmezliğin getirdiği korku ve acaba sunuluyor.
Eserin ilk bir on sayfası sarmadı o da sayfa sayfa süren betimlemeler oldu. Betimleme tadında bırakılırsa gayet iyidir ama fazlası insanı boğar. Çoğu şey gibi yani...
İlerleyen sayfalarda da dönemine göre başarılı kurgusuyla hüsrana uğraymayarak kendine bağlamayı başardı.
Doğa bazılarımız için yeşilliğin huzurun çiçeklerin ve sükunetin bir arada bulunduğu bir ekosistemdir. Lakin bu eser doğanın bir başka yüzü olan karanlığı bataklıkları kasvet ve güneş ışığından mahrum kalmış köşe bucak karanlıkları bize sunuyor.
Üzerine düşününce cidden de öyle. Nasıl ki herşeyin iki yüzü varsa tıpkı madalyon gibi doğanın da iki ayrı yüzü var.
Yazarımız da bunu çok güzel eserine yansıtabilmiş. Zira temel içgüdülere değinen bir korku bulunuyordu eserde. Bilinmeyen şeyin neden kelimelere dökülemediği, üzerine konuşmaların zor yapıldığı ve adlandırmanın yükü gayet iyi hissediliyordu. Korkulan bir şey var ama o ne daha adam akıllı bilinmiyor. Bilinse perde kalkabilir bunun getirdiği ayrı bir korku var.
Bu gerici süreç karakterlere de güzel yansıtılmış. Psikolojik olarak etkilerini üzerimde hissedebildiğim için ekstra memnun kaldım. Tabi odada yalnız kaldıkça bir arkamı kolaçan etmeden duramadım cjjdxjjs
Baştaki ve yer yer nükseden betimlemeler dışında beğendiğim bir eser oldu. Yeni bir türle de tanıştım onun içinde memnunum. Son bölümde eser hakkında benim başta verdiğim bilgilerin uzun uzun açıklaması da mevcut. Orayı okumak eseri daha iyi özümsememe yol açtı. Kısaca meraklısına tavsiyemdir. Kitapla kalın. ✨