Spoiler içeriyor
"Sometimes you just need to tear everything up and start over." Öncelikle bu yazıya moda sektörüyle ile ilgili hiçbir ilgi alakam olmadığını söyleyerek başlayayım. Anna Wintour ilk defa duyduğum bir isim fakat anladığım kadarıyla modanın öncülerinden biri ve bu belgeselde…devamı"Sometimes you just need to tear everything up and start over."
Öncelikle bu yazıya moda sektörüyle ile ilgili hiçbir ilgi alakam olmadığını söyleyerek başlayayım. Anna Wintour ilk defa duyduğum bir isim fakat anladığım kadarıyla modanın öncülerinden biri ve bu belgeselde de onu işleyeceğiz.
Moda gerçekten ucu bucağı olmayan bir sektör. Anna ilk dergiye geldiğinde kapakların ondan önce hep aynı olduğunu görüyoruz. Yakın bir çekim, aynı tip kadınlar ve aynı tip saç, makyaj, takılar. Anna ilk olarak buna bir el atıyor ve bir Vogue sayısının kapağında çıkmanın herkesin hayali olmasını sağlıyor.
Anna'nın gelişiyle zaten birkaç basamak yükselen Vogue Madonna ile başka bir yere ulaşıyor. Bu fikrin bir uçakta şans eseri denk gelen bir adamdan çıkması da ayrıca ironik. Sonrasında moda sektörü için ve beraberinde gelen güzellik algısı için yeni bir isim doğdu. Kate Moss. Alışılmışlığın aksine uzun değildi, dört dörtlük bir fiziği ve yüzü yoktu. Fakat ilgi çekiciydi. Etkileyiciydi.
"Anti-fashion become fashion."
Çıplaklık.
Kısa saç.
Sokak modası.
Grunge.
Sıskalık.
Eroin bağımlılığı.
Anoreksia.
Vahşi.
Klasik.
Vintage.
Modern.
Günlük.
Ciddi.
Kadife.
Aktörler.
Zevksizlik.
70ler deseni.
Mütevazi.
Avangart.
Couture.
Prenses Diana.
Met gala.
Defilelerde tiyatro.
Siyahiler.
Hiphop.
Tom Ford ise modayı değiştiren başka bir isim. Grunge gittikçe ünlenirken ve moda dünyası bundan hiç hoşlanmazken şifa gibi geliyor. Kadife seksiliğini getiriyor ve şıklığın ne olduğunu hatırlatıyor. Beni en etklileyen şey Shalom'un giydiği beyaz elbiseydi. Arkada çalan müzik ve üstüne sıkılan boyalar cidden etkileyiciydi. Bir ayine benziyor dediklerinde anlayabiliyordunuz.
Bu tür belgesellerin hayata bakış açıları konusunda ufuk açtığını düşünüyorum. Mesela hep kendimize benzeyen ve aynı şekilde konuştuğumuz insanlar bizim comfort zone'umuz yani rahatlık alanımız olurlar. Fakat bunun bize bir şey katma ihtimali yok denebilir. Aynı tarzdan konuştuğun insan sana en fazla ne katabilir ve seni ne kadar olduğun yerden ileri götürebilir? Bu belgesel neden iki tür insanın da etrafımızda olması gerektiğini gayet güzel gösteriyor. Hem bizimle aynı gün habersiz aynı ceketi giyecek insanlara hem de bizi delirtebilecek kadar çatıştığımız başka insanlara ihtiyacımız var. Hem kendimizi kaybetmemeliyiz hem de kendimizi geliştirmeliyiz.
Tüm belgeseller gibi bana yeni bakış açıları sundu ve izleme zevkini de kesinlikle yaşattı. Farklı türde belgesellerin izlenmesini gerçekten tavsiye ediyorum. Yeni bir şeye ilginiz olduğunu fark edebilirsiniz ya da tam tersi hiç ilginizi çekmediğini. Ayrıca hayatın her alanından sizi bilgilendirir. Bazen bazı şeyler doğru olmayabilir bu yüzden araştırılmasını da öneriyorum tabiki. Belgeseller hep uzun süreli izlenmeli çünkü bir yandan da araştırmalar yapılmalı. Şahsen ben bu şekilde izlemekten hoşlanıyorum ama tabii siz sadece zevk için de izleyebilirsiniz.
"I always was interested in fashion, before I even knew fashion was called fashion."
✔️9/10
'13.10.24~24.10.24