"deha sahibi insan, en azından iki şeye daha sahip değilse, hiç çekilmez; dünyayla barışık olmak ve saflık." nietzsche yahu bu filmde insanı rahatsız eden bir şeyler yok mudur gerçekten? sadece benim garipliğim midir? forrest, başına ne gelirse gelsin sedatif bir…devamı"deha sahibi insan, en azından iki şeye daha sahip değilse, hiç çekilmez; dünyayla barışık olmak ve saflık." nietzsche
yahu bu filmde insanı rahatsız eden bir şeyler yok mudur gerçekten? sadece benim garipliğim midir?
forrest, başına ne gelirse gelsin sedatif bir karakter gibi devam edebiliyor hayatına. mutlak bir itaat duyuyor hayatına, sisteme ve yaşama öyle inançlı ki, post-truth çağın ideal bir vatandaşının resmini çiziyor bize. sanki film tamamen onun dışında gerçekleşiyormuş da, biz yanlış tarafa bakıyormuş hissi baskın geliyor devamlı. film boyunca onlarca toplumsal karakter/olay yaşanıyor ve biz ancak forrestın dahil olduğu karikatürize anları izliyoruz...
"hayatın bir çikolata" olduğunu benimsemiş, apolitik, chaplin'in modern times karakterleri gibi, başına ne gelirse gelsin sakin ve itaatkar bir karakter forrest. asla soru sormuyor ve sadece hayatın ona uzattığı şeylerle yetiniyor; çikolatalarla... kutudan olimpiyat oyuncusu olmak mı çıktı? çine gidiyor. bir yerlerde bir savaş mı var? forest adamınız. hiçbir zaman niyelerle vakit kaybetmiyor forest, onun tek ilgilendiği silahini ne kadar hızlı monte edebileceği.
halbuse forrest'ın dışında gerçek bir hayat akıyor, onunla birlikte biz de kaçırıyoruz. jenny özgür olmak istiyor, yaşadığı baskıdan kurtulmak istiyor. ve tabi ki bu cezasız kalmıyor. bir ibreti alem olarak depresyon, anksiyete, intihar dolu yola giriyor artık. aile olmak, birine ait olmak istemediği, cinselliğini rahatça yaşamak istediği için aids oluyor. karikatürize edilmiş bir hippi yaşamı; politik aktivizm, uyuşturucu, anlamsız seks... ama forrest öyle mi? annesinden miras kalan muhafazakar değerlerin yılmaz bir savunucusu. 75 iq ile başarıdan başarıya koşuyor, milyoner oluyor.
film böyle kalmıyor. neo-liberalizm hiçbir zaman bu kadarla yetinmez. karitatürize edilmiş bir vietnam savaşı var. kurallara uyduğun sürece her şey mükemmel olacak çünkü. ama bakıyoruz uymayan bir teğmen var. ne zaman emir komutatan kopuyor; o da jenny ile aynı akıbete kavuşuyor; uyuşturucu, depresyon... ancak forrest onu doğru yola sokabiliyor. uyduğu muhafazakar hayat sayesinde mutlu olup zenginleşiyor aniden.
sizin izlediğiniz ise aslında bir apolitik olan forrest'ın hippilerin lideri durumuna dönüşmesi. çünkü koca bir kültür karikatürize edilirken, politik bir uzlaşı arayışı var. geçmiş geçmişte kaldı, artık çatışmalar bitmiştir, anlayışı hakim geliyor filme. tek bir gerçek vardır; o da sisteme uyumdur; kutudan ne çıkarsa ona razı gelmektir.
ha forrest hata yapmıyor mu? film boyunca sadece bir kere, jenny ile yatıyor. ilk ve son kez muhafazakar değerlere karşı düşüyor. bunun cezası olarak da depresyonla mücadele ediyor, Amerika'yı baştan başa koşuyor. sisphos'un bir alegorisidir bu; amaçsızca bir dağa taş taşımaktadır. forrest için taş, jennyy ye olan aşkıdır.
ama finalde, apolitikliğe, biat kültürüne, muhafazakarlığa bağlanıyor her şey. jenny günahının bedeli olarak ölecek ama, çocuklarının forrest yetiştirecektir. asla sorgulamayan, otoritelere bağlı, sağlıklı ve zengin bir çocuk olacak. çikolatadan o da yiyebilecektir...