Atamın tavsiye ettiği eseri sonunda okumuş bulunuyorum. Ve ve ve bunca zaman nasıl okumazsın elif diye kendime kızıyorum... Yeni okuyacak herkese nasıl okumam diye kendine kızdıracak bir eser çünkü. Sanırım baş ucu kitabımı bulmuş olabilirim, içine aldığım notlarla beraber sürekli…devamıAtamın tavsiye ettiği eseri sonunda okumuş bulunuyorum. Ve ve ve bunca zaman nasıl okumazsın elif diye kendime kızıyorum... Yeni okuyacak herkese nasıl okumam diye kendine kızdıracak bir eser çünkü.
Sanırım baş ucu kitabımı bulmuş olabilirim, içine aldığım notlarla beraber sürekli elimin altında olacak eserlerden birisi bu diğeri de hâlâ okuyor olduğum Fatih Duman kaleminden çıkma sus ey nefsim adlı eser.
Bir çok millet tarafından satın alınan ve çokça okunan bu eserin sadece adını biliyor konusunu dahi bilmiyordum. (Okuduğum şeylerin sürpriz olmasını seviyorum biraz da...)
Kardeşlerimle sürekli eğitim sistemi üzerine konuşmalar yaparız ve erkek kardeşim bu konuda Finlandiya'nın mükemmel olduğunu söyler ki bunu bilmeyen de yoktur. Bu eserde de finlerin bir bataklık içinden nasıl yükselişe geçtiği ve beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünü anlatıyor.
Bir avuç aydın insanın çabaları, söyleşileri, cesaretlendirmeleri ve en önemlisi sevgilerini açıkça görüyoruz.
Bir devletin yükselişe geçmesi için bu yolun eğitimden geçtiğini savunuyorlar ve bu çok doğru.
Yaşı geçmiş artık ondan ne hayır gelecek, bacak kadar çocuk o ne anlayacak demeden tüm insanlara en baştan eğitimi ilmek ilmek işlemişler.
Eğitim ilk önce aileden gelir bunu hepimiz biliyoruz ama birşeyleri değiştirmek içinde akıl kemâle erince harekete geçmek gerekiyor. Hayata at gözlükleriyle bakmamak, gördüğümüz şeye kör duyduğumuz şeye sağır olmamak gerekiyor. En önemlisi de kalbin katran bağlamaması gerekiyor. Söylenen bir şeyi veya bilgiyi direkt doğru olarak kabul etmeyip oturup araştırmak gerekiyor.
Üst tabakalar her zaman alt tabakları hor görür. Bu günümüzde çoğu yerde hâlâ böyle.
Bu eserde de o dönem için böyleymiş. Snellman bunun böyle olmaması gerektiğini ve onlarında bizden olduğunu unutmayarak bizimde bir dönem o halktan geldiğimizi unutmayarak onlara yardım etmemizi ve ellerinden tutmamız gerektiğini savunuyor.
Her sayfasında her paragrafında o kadar öğütleyici cümleler ve verilen alıntılar, hikayeler vardı ki.
Sadece bir eğitim ve kalkınma olarakda görülemez bu eser. Çünkü okurken sorgulanan şeyler sadece bunlar olmuyor.
Ben en başta kendi hayatım için ne yapıyorum? Sonra bu yaptığım şeylerin insanlara ve vatanıma ne gibi bir katkısı oluyor? Aldığım bilgiyi, öğrendiğim şeyleri çevremle paylaşıyor muyum? İyilik ve kötülük kavramında ne denli dirayetli ve ne tarafa daha yatkınım? Gibi kendimize ve hayatımıza dair bir çok soruyu düşündürüyor.
Din olmadan, inanç olmadan da çoğu şeyin olmayacağını söylüyor bu eser.
"Önce inanç olmalı, sonra yöntemler ve tanımları gelmelidir. İnsanlarda ve halkta inanç duygusunu uyandırın. Onlar da yemek yeme, nefes alma, insanlarla iletişim kurma ihtiyacı gibi Tanrı inancını, dindarlığı uyandırın." Kitapta bulunan bu paragrafı da çok haklı buluyorum. İnanç olmadan ki bu din bağlamında da olmayabilir, bir seylerin ilerlemeyeceğini ben de düşünürüm. İnanmazsan içinde ki o heves kırılır çünkü. İçinde bulunan o harekete geçme isteği kırılır. Ve sonra yapmak istediğin şeyden çok uzakta bir halde kalırsın. Bu da yapamamanın verdiği ve peşinden getirdiği umutsuzluk ve buhranı doğurur benim gözümde.
Eserde en çok sevdiğim şeylerden birisi de Karokepin hayatının anlatıldığı ve kaldığı zor durumdan nasıl çıktığıydı.
Genel manada gördüğüm şey de sevgi ve birlik beraberlikti. Ne yaparsan yap ahlak çerçevesi içinde yap cümlesiydi ve bunu sonuna kadar tasdikliyorum.
Zira ahlak kavramından ve saygıdan uzak olan insan ne kadar yüksek bir durumda olursa olsun ben de olduğu gibi çoğumuzda da gözde ve gönülde o değeri yitiriyor.
Kitap hakkında söylenecek belki daha fazla şey var ama o kadar çok şey var ki ben ne kelimeleri toparlayabiliyorum ne de cümleye dökebiliyorum.
Bu eseri de alıntıları yazmadan atacağım zira sabrım o paragrafları buraya dökmeye yetmeyecek.
Uzun lafın kısası her bireyin okuması gereken sonra çevresinde ki herkese okutması gereken bir eser. Şimdi bu eseri okumaları için aile üyelerini darlamak üzere harekete geçiyorum. Yıllar yıllar sonra bu görevi kendi evlatlarım için de üstleneceğim.
Tabi bu yetmeyecek, okuduğumuz şeyleri hayatımıza katmamız ve bunun doğrultusunda yaşamamız gerecek. Ben de bunu önce kendim sonra çevrem de başaracağıma eminim. Hepimiz içinde bunu temenni ediyor kitaplı günler diliyorum. ✨