Yükte hafif pahada ağır bir roman. Kenar mahalle insanların kıyıda köşede kalmış hikâyeleri... Filmi Insta’da ilk gördüğümde yerli olan ve yeraltına ait olan bir suç ve aşk filmi izleyeceğim için çok heyecanlanmıştım. Ama iyi ki direkt açıp izlemek yerine önce…devamıYükte hafif pahada ağır bir roman. Kenar mahalle insanların kıyıda köşede kalmış hikâyeleri...
Filmi Insta’da ilk gördüğümde yerli olan ve yeraltına ait olan bir suç ve aşk filmi izleyeceğim için çok heyecanlanmıştım. Ama iyi ki direkt açıp izlemek yerine önce buradaki yorumlara baktım zira kitap yorumunda filmin, kitabın yanında tam bir hayal kırıklığı olduğu yazılmıştı. O yüzden önce gidip Metin Kaçan'ın yazdığı "Ağır Roman" kitabını okudum sonra hem bir kıyas yapabilmek için hem de onlarca sayfa boyunca tahayyül ettiğim o renkli Kolera mahallesini kanlı canlı görmek için dün gece filmi izledim. Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım.
Metin Kaçan’ın ilmek ilmek işlediği, nefes alıp verdiğini hissettiğimiz karakterlerin resmen nefesleri kesilmiş! Kitaptaki olaylar ve karakterlerin değişimleri filmde gösteriliyor evet fakat bu değişim yapay hissettiriyor çünkü kitapta uzun uzun işlenen o ince detaylar filmde verilememiş. Salih’in hızlı bir çocuktan kelli felli bir bitirime dönüşmesi, Tilki Orhan’la aralarındaki dostluğun gelişmesi ve spoiler olmaması açısından burada anlatmayacağım ama dramatik olan birçok şeyin altyapısı iyi işlenmemiş. Bunun sebebi maalesef ki 2 saatlik bir yapımda 140 sayfanın dolu dolu işlenemeyecek olması. Yönetmen de zaten hikâyeyi biraz değiştirerek, yer yer basitleştirerek beyaz perdeye uygun bir hâle getirmiş. Yine de filmin ticari kaygılarla değil tutkuyla yapıldığını söyleyebiliriz. Film gerek üst düzey oyunculuklarıyla gerekse roman mahallesinde çekilmesiyle kitabın ruhunu sonuna kadar taşıyor. Yine de bu eserden doyum almak istiyorsanız tavsiyem önce kitabı okuyup ardından filmi izlemeniz. Çünkü film kitaptaki hikâyenin ancak %40'ını falan verebiliyor seyirciye. Kitapta daha fazla olay anlatıldığı için değil. Olaylar arasındaki bağlantılar ve ufak detayların yoksunluğu böyle büyük bir kayba sebebiyet veriyor. Şahsen kitapta okuyup tam olarak tahayyül edemediğim ikonik sahneleri izlemek çok keyifliydi.
Hazır konusu açılmışken kitaptan da bahsedeyim size. Açıkçası cinsellik, şiddet ve küfür gibi şeylerden rahatsız oluyorsanız kitabın size uygun olmadığını baştan söylemeliyim. Yeraltı edebiyatı seviyorsanız, çoğu zaman ‘’ıyy’’ denilerek kenara itilmiş bu kenar mahalle insanlarını şöyle bir ziyaret etmek, sofralarına oturmak, kadeh tokuşturmak istiyorsanız ise bu kitabı kesinlikle kaçırmayın. Son bir uyarı olarak da kitabın oldukça özel ve nadide bir argosu var. Uzun zamandır Günday, Bukowski gibi yazarlar okumama rağmen oldukça zorlandım bazı kelimeleri anlamakta. İşin kötü yanı çoğu kelimenin anlamı internette de yok. Başta bu yabancı kavramlar sizi boğsa da bir süre sonra alışıyorsunuz hatta keyif alıyorsunuz.
savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye;
zaman ki sana hasta olmuş, incelikli haytasın.
raksederken mahallenin maşallahı, eyvallahı
güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın,
şimdilik ölümüne kadar hayattasın.