📌"Buz olsa eritir, bazı bakışlar Sevgi ile aşılır, en sarp yokuşlar..." Şiir okumayalı ve şiir yazmayalı bir kaç ay olmuş ve bugünler de bunun yokluğunu fazlasıyla hissettim. Çoğunlukla beni yaralayan ve yaralarımı kanatan şey şu günler de beni iyileştiriyor. Geçen…devamı📌"Buz olsa eritir, bazı bakışlar
Sevgi ile aşılır, en sarp yokuşlar..."
Şiir okumayalı ve şiir yazmayalı bir kaç ay olmuş ve bugünler de bunun yokluğunu fazlasıyla hissettim. Çoğunlukla beni yaralayan ve yaralarımı kanatan şey şu günler de beni iyileştiriyor. Geçen yıl rafta aktif olduğum dönem raf yazar ve şairlerinin bir kaç eserini almıştım. Yeni taze yazarlara ve şairlere şans vermek için. Bir yıldır rafım da tozlanır hâlde olduklarından artık zamanı gelsin dedim ve bitirmeye başladım.
Şairimiz Mutlu Kılıç'ın "Her güne yeni bir şiir" adıyla bastırdığı bu eser hayatta ki bir çok konudan nasibini alarak oluşturulmuş dizeler içeriyor.
Çoğunlukla gözlemlediğime göre ağırlıkta Râb ve nefs kavramıyla ilgili şiirler daha fazla.
En çok sevdiğim nefsle ilgili olan dizelerdi galiba. Spesifik olarak beğendiğim dizeler de vardı tabii ki. Bugün alıntılarla yorum yapacağım günlerden birine denk geliyor o yüzden bu eser. Biraz çenem açılmış da diyebiliriz galiba.
Nefs ve din dışında hayatta ki insan ilişkileri hakkında da şiirler vardı. Zamanla ilgili şiirler, ahlâk kavramının öne çıktığı şiirler, şairimizden dilekler ve dualardan oluşan dizeler de mevcuttu. Bazı şiirler bir büyüğümüzden nasihat dinler tadındaydı lakin şiirlerle bu daha kalifiye bir yol oldu benim için.
Yazı yazmak bu olguyu tadanlar için mükemmel bir şeydir. Bazen bunu şiir yoluyla yaparsın bazen bir dostuna içini döker gibi satırlarca ardı arkası gelmeksizin günlük tutar gibi yazarsın. Bazen de söylemek istediklerini ama söyleyemediğin şeyleri gelecekte ki insana mektuplar halinde yazarsın. Herkesin bir yazma biçimi vardır zaten. Ve bu takdir edersiniz ki oldukça iç rahatlatan bir şeydir.
Bir şeyler yazıya dökülünce daha rahat görülebilir. Bir şeyler yazıya dökünce daha kolay halledilir. Bu örnekler de zaten böyle gider.
Mutlu bey önsözün de şöyle bir paragrafla karşılıyor bizi;
"Bir şeyler yazıp çizip karalamak tekrarlandıkça alışkanlık haline geliyor. Bu alışkanlıklar zamanla bağımlılık yapıyor ve sonunda artık kişiliğinizin ayrılmaz bir parçası oluyor. Yazdıkça alışıyor alıştıkça yazıyorsunuz. İnsanoğlu çok değişik duygularla mücehhez, garip bir varlık. Bazen bir gün içerisinde dört mevsimi birden yaşayabiliyorsunuz. Benim gibi şiire meraklı birisinin kaleme aldığı dizeler de o günün atmosferinden nasip alıp ona göre şekilleniyor. Kâh şimşekler çakıyor kâh güneşler açıyor. Bazen fırtınalar kopuyor bazen meltemler esiyor."
Aslında şu paragraf çoğu şeyi ayan beyan açıklar nitelikte.
Şiirin konusu ne olursa olsun her zaman insanda uyanan duyguları kapsıyor.
Bazen şimşekler, bazen güneşler...
Günümüzde havlayarak ve bel altı sözlerle şarkı yaparak gündeme oturan insanlar varken ve bu durum vasatın altına inerken yeni şair ve yazarlara şans verdiğim için kendimi şanslı hissediyorum.
Şiirleri ve şairin kullanmış olduğu üslubu genel anlamıyla beğendim. Yalın, anlaşılır ve üzerine yorum yapılabilir dizelerdi her birisi.
Lakin bir eleştirim de var tabii ki. Bazı şiirler birbiriyle uyumlu bitiyordu. Onları tek bir ad altında toplu hâlde görmeyi isterken bir de bazı dizelerin devamını gözlerim ara sıra aradı ve böyle bir beklenti içine girdi. Fakat Mutlu bey zaten önsöz de anlık duygu durumları üzerine bunları kaleme aldığını belirttiği için son madde benim için göz ardı edildi.
"Bazı şeyler olduğu gibi güzeldir, anlık hâliyle." Geçen yıl birisinden duyduğum bu söz bazı şiirlerle oldukça örtüşüyor. Belki bizim için anlam ifade etmeyen bazı dizeler şair için bir çok anlam ifade ediyor olabilir.
"Ben her zaman dört duvarlar arasından çıkıp, gitmek istediğim yerlere kitaplara sarılarak gitmişimdir. Ben de birilerini alıp gitmek istedikleri yerleri götürebiliyorsam ne mutlu bana." Şair önsözüne bu şekilde devam ediyor. Bunu başarabildiğini buradan bir okuyucu olarak söylemek istiyorum.
Çoğu dizesinde ben memleketime bir gittim gittim geldim. Aynı şekilde çocukluğuma ve hasretini çektiğim şeye de...
‼️‼️Bu kısımdan sonrası benim alıntılar üzerine yorum yapacağım ve ileride bakmak için kendime hatıra bırakacağım cümleler içerecektir. İstemeyen devam etmesin‼️‼️
"İcabın da haykırıp, icabında susunuz." Bizi karşılayan ilk dizelerden birisi bu. Herkesin çok konuştuğu ama boş konuştuğu zamana cuk uyan bir dize.
İcabında susmayan insanları ülke olarak görmezden gelmemiz gerekiyor. Havlayan adam ve Turabi gibi...
"Zalim nefse dur demenin, zamanı geldi geçiyor."
Din bağlamında birşeylerin farkına varmaya başladığımdan beri nefs benim için çok tehlikeli bir şey haline geldi. Çünkü aslında tehlikeli olan şeyin şeytan değil insanın kendi içinde ki her an onunla birlikte olan nefs olduğunu görebildim. İradenin ne demek olduğunu o zaman anlayabildim.
Ve ezelden beri olduğu gibi hatta dünya yaratılmadan öncesinde bile, günümüzde bir çok sorunda nefsten kaynaklanır ve onun yüzünden ileri gelir. Nefs savaşı en çetin savaşlardan birisidir. Dünya savaşlarını çıkaran bile nefstir çünkü. Anlık bir dalgınlıkla günah çukuruna batıran da o nefstir. Ve nefs korkulu, endişeli halimizden daha çok yararlanır. Zayıf halimizi bekleyen bir düşman gibidir diyebiliriz...
Yıllar ve tecrübeler bu konu da bizi güçlü bir birey haline getirse de nefs için her an tetikte her an gözü açık olmamız gerekiyor.
"Çocukken koşup oynar kaydıraktan kayardık
Ne kimseye gücenir ne de gönül koyardık"
Sanırım bana en ağır gelen dizelerden birisi buydu.
Çocukken hemen sarılıp barışırdık ama büyüdükçe uzaklaşmalar arttı ve o sarılmalar da azaldı. Sarılmaların samimiyeti de yok oldu...
Bu durum fil hafızalı insanlar için oldukça zorlayıcı bir şey olabiliyor. Nerden biliyorsun diye sormayın kendimden biliyorum. Bunu geçip giden yıllar da azaltabilsem de bitirebileceğim bir şey gibi durmuyor.
Sevdiğim bir insandan gördüğüm benim canımı yakan herhangi bir davranışı asla unutamıyorum ve sürekli bunu hatırlayan lanet zihnim bana zor anlar yaşatıyor. Bu da çocukluğuma karşı özlemimi artırıyor.
"Nefsim rahat bırakmaz, her gün biraz parçalar.
Onca yıl geçmiş hâlâ, ne çok eksik parçalar."
Hayat bir şeyler öğrendik dediğimiz anda öğretmeye devam eden uzun bir yol. Herkesin hayatı bir yapbozdan ibaretken her parça yaşamımızda öğrendiğimiz bir öğretiyi kapsıyor ve bizi biz ediyor. Ve ömür bittiğinde bile o yapboz belki de tamam olmayacak. Çünkü yaklaşık yetmiş yıllık bir ömür insana her şeyi öğretemez. Bunun için nice acılar, nice sarp yokuşlar ve kim bilir kaç yetmiş yıllık ömürler gerekir.
"Dinlense az yorulsa, hâl hatırı sorulsa, eş dost evlat torunsa, sarılsa hoş olmaz mı?" Hayatın içinden kareler derken bunun gibi dizeleri kastetmiştim. Bu satırları okurken aklıma bazen parkta yalnız başına yürüyüş yapan bazense bir bankta yalnız başına oturup gökyüzünü seyreden dedeler aklıma geldi. Onları görünce çok duygulanıyorum da...
"Nice insanlar var, hayvandan beter, nice hayvanlar var, bakışı yeter."
Üstat Neşet Ertaş'tan "hayvandan doğanlar hayvan olurlar" dediği gibi...
İşim bitince soluğu tüylü dostumun yanında alacağım galiba. 🐾🐾
"Bende ki de çilemi, dert ızdırap yara mı?
Kıyaslamam mümkün mü, Eyyüp (as) ile yaramı?"
Bazen canımı sıkan ve ruh halimi alabora eden bazı küçük gördüğüm dertler dışın da yıllardır ben de büyük bir yara olan bir sıkıntım var. Bu annemle bile kolay kolay konuşabildiğim bir şey olmadı hiçbir zaman ve olacak gibide durmuyor. Çünkü bu yara sadece benim yaram değil çevrem de bulunan çoğu insanın da yarası oldu.
Bahsini yaptığımız, üzerine konuşmaya çalıştığımız her an içinde boğazım düğüm düğüm oluyor. Sanki biri gelmiş boğuyor, tüm kanım yüzümde toplanıyor, gözyaşlarım akmaya hazır hâle geliyor, sesim içime kaçıyor tizleşiyor. Kısaca zayıf bir hâlde oluyorum ve düzelmediği müddetçe de en büyük zayıflıklarımdan birisi olacak gibi duruyor. Bunu da insanların görmesini istemediğim için hep sert bir şekilde duruyorum. Konusunun açıldığı an olduğum ortamı terk ederek aslında ne kadar bu konunun beni yaraladığını gösterdiğimin de farkında ola ola...
Böyle anlar da derdimin gerçekten dert olup olmadığını sorguluyorum. Bu alıntı da bana bunu hatırlattı.
Bu hikayede sınanan kişinin kim olduğunu çok merak ediyorum. Galiba hepimiz bu konuda biraz olsun sınanıyoruz. Öyle veya böyle herkesin de bir derdi, omzunda taşımış olduğu bir karlı dağı oluyor.
Ve ben sözlerimi pek bir manidar ve anlamlı bulduğum son alıntımı vererek sonlandırmak istiyorum.
"Karın kışın ardında nasıl olsa bahar var..."