🪷Ramazan boyunca her gün bir dini içerik tüketiyorum. 16. Gün🪷 Uzun bir aradan sonra tekrar kitaplara dönmeye çalışacağım. -insallah öyle umut ediyorum- Elimde kısa eser kalmayınca kitaplara ara vermiş oldum biraz ama düzeltmeye çalışacağım bu durumu. Fütuhu'l-Gayb eserini aylar önce…devamı🪷Ramazan boyunca her gün bir dini içerik tüketiyorum. 16. Gün🪷
Uzun bir aradan sonra tekrar kitaplara dönmeye çalışacağım. -insallah öyle umut ediyorum-
Elimde kısa eser kalmayınca kitaplara ara vermiş oldum biraz ama düzeltmeye çalışacağım bu durumu.
Fütuhu'l-Gayb eserini aylar önce almıştım. Bu yayınevinin başka eserleri varmı diye dolaşırken konusu ilgimi çekince sepete atmıştım ve cidden ilgim dahiline giren şeyleri anlatıyordu eser de.
Kalp nedir? Kalbimizi ne oranda nasıl biliyoruz?
Kalp bu eserde yeri gelince bir kandile, yeri gelince bir cevize, yeri gelince de gözün katlarına benzetilmiş.
Sadr, kalb, fuad ve lüb kelimeleri açıklanıyor. Bu kelimelerin ortak anlamı kalp ve kalbin içgüdüleri olmasından kaynaklanıyor ve kitabın yazılış anlamını içeriyor.
Yine her şeyde olduğu gibi burada da kalp içinde bulunan hâl ve durakların nefse değindiğine işaret ediliyor.
"Ameller niyetlere göredir." Ve niyetler çoğu zaman kalp içinde zuhur eder.
Sadr durağından kalbin içine kötülüklerin girmesine izin verir ve bu durumu göz ardı edersek lüb durağına kadar bu durum devam edebilir ve sonumuz olabilir diyor yazar. Eser bunu anlatıyor. Yani betimlemelerden örnek verecek olursam, ceviz kendisi bir bütündür ama o bütünü oluşturan bir dış kabuk ve dış kabugun içinde bulunan yine ince bir zar onun içinde de öz olan ve tukettigimiz kısım bulunur.
Kabuktan çürüme başlarsa öze kadar ilerler o çürüme... Sadrdan lüb'e kadar... Günahların aslıda kalp katılığıdır diyor.
"Dışta olan her şey içte kendisinden sonra gelen kısmın esasıdır." Eserin ilk faslında böyle bir cümle kullanılıyor ve bir bakıma özet bir cümlede denilebilir. "Gözler kalbin aynasıdır," bu cümle çoğumuzun bildiği güzel bir cümle. Aynı zamanda "Kalpte olan yüze vurur" cümlesi de benim pek hoşuma gider. Hepsi birbiri ile bağlantılı ve anlamlı.
"Kalp hükümdar nefs ise ülkedir.
El kanattır, iki ayak postacıdır, iki göz yardımcıdır, kulaklar toplayıcıdır, ciğer rahmettir, dalak gülüştür, akciğer nefestir, hükümdar iyi olursa askerleri de iyi olur. Hükümdar bozuk olursa askerleri de bozulur." Cümlelerine yazar bu şekilde devam ediyor. Aslında çoğu şeyin yine kalpten ileri geldiğine değiniyor. Sadece tasavvufi anlamda değil psikolojik anlamda düşündüğümüz zaman da kalbi huzurla dolu olmayan stresle sarmalanmış bir kalp zamanla içten içe organları ve bedeni çökertmiyor mu?
Kurtuluş ise yalnız Allah'a sığınmaktadır diyerek anlatmaya devam ediyor yazar.
"Kalp olmaksızın sadece nefisten meydana gelen her davranış ahirette geçerli değildir ve dikkate alınmaz. Böyle bir davranışın sahibi de -ameli günahsa- cezalandırılmaz veya yaptığı iş sevapsa ödüllendirilmez. Nitekim Allah şöyle buyurur: Allah sizi kalplerinizin kazandığı işler nedeniyle cezalandırır."
Yani kalpte hissedilmeyerek yapılan ne olursa olsun bir artısı veya eksisi olmaz diyor. Bu kısım beni biraz düşündürdü. Sonuç olarak yine de yaptığımız eyleme döktüğümüz şeylerden sorumlu tutuluyoruz. Sevapta samimi olmak önemli ama günahta samimi olup olmamak pek fark etmiyor. Günah sonuç olarak yine günah ve bir zararı var. Samimi olarak hissedilmeyen bir sevap veya işlenen ibadetin bir getirisi zaten olmamalı.
"Dikkat ediniz! Kula kalbi ile iman etmek emredilmiştir. Yoksa iman ettiği şey nitelik bakımından algılamakla sorumlu tutulmamıştır." Samimi bir şekilde imanın önemini de bu cümlesi ile vurgulamış yazar. Ama o günah kısmı beni düşündürüyor.
Samimi olmayan herşeyi yok hükmünde sayıyor. Veya sayılıyor.
Yoksa görünürde de zamanında müslüman gibi davranıp müslüman olmayan kâfirler varmış. Ayetlerde de veriliyor bu.
Allah zaman zaman nefs ile sadrımızı sınarmış. Ki niye dünyaya geldik zaten? Bunun için tabii ki.
"Müslümanlının amacı dürüst bir şekilde rabbine yakarması ve niyaz etmesi karşılığında yardım istemesini sağlamaktır. Allah da onun yardım dileğini olumlu karşılık verir ve nefsin kötülüğünü kendisinden uzaklaştırır." O sınanmadan kurtulmanın yolunu da bu şekilde veriyor. Yani sınanma içinde olduğumuzun farkına vararak ondan yardım istemeliyiz, kısaca bu söyleniyor.
Şöyle bir toparlayacak olursam başta da dediğim gibi kalbin dört durağından ve bu durakların sorumlu olduğu şeylerden bahsediyor. Eserin sonlarına doğru nefsin katlarına da değinmiş. Arif insan kimdir? Arif insan zorlukta bile mutluluktadır. Bu bölüm başlıkları altında da yazılan bilgiler var.
Genel olarak aslında iman ve ibadette samimi olmayı, kötülüklerin ve nefsin bir başka şeytan olduğunu bilmeyi ve bu doğrultuda hareket etmeyi, yanlış yola sapmaktan korkmayı ve gücü yetmediği yerde Allah'tan yardım istemeyi ve onun katında yükselmeyi anlatıyor. Allah sevgisinin samimi olmasının önemini ve öze indirebilmeyi de aynı zamanda.
Eser anlayabildiğim oranda güzel bir eserdi ama aynı zamanda ağır bir kitaptı. Bazı yerleri anlayabilmek için tekrar tekrar okudum. Ne kadar sadeleştirme yapılmış olsada bazı yerlerde zorlandım. İşinin ehli bir insanla oturup paragraf paragraf okunup üzerine tartışılması gereken bir eser zannımca. Öbür türlü okuduğum bilgiler de aklımdan uçup gidecek gibi geliyor çünkü.
Ama kalbin katlarına da bir merakım oldu kısa da bir esermiş derseniz okumanızı da tavsiye ederim. Benim hoşuma gitmeyen şey sadece tam olarak özümseyememin vermiş olduğu kırıklık.