🪷Ramazan boyunca her gün bir dini içerik tüketiyorum. 27. Gün🪷 Seçim konusunda o kadar zorlu bir gündü ki benim için anlatamam. Listemi kurcalıyorum izleyeceğim herşey uzun ama ilgimi çekmiyor. Kitapların başını okuyup okuyup bunalıp devam edemeyeceğimi anlayınca bırakıyorum. Bu film…devamı🪷Ramazan boyunca her gün bir dini içerik tüketiyorum. 27. Gün🪷
Seçim konusunda o kadar zorlu bir gündü ki benim için anlatamam.
Listemi kurcalıyorum izleyeceğim herşey uzun ama ilgimi çekmiyor. Kitapların başını okuyup okuyup bunalıp devam edemeyeceğimi anlayınca bırakıyorum. Bu film bana ilaç gibi geldi adeta.
-evet üç saatti ama konusu hem ilgimi çekti hem sıkmadı hem de "bak burada bunlar olacak" sözleriyle bir sonraki sahneyi kafamda kurguladım-
İncilin ilk 22 bölümüne göre peygamberler hayatını anlatıyor film.
Dünyanın oluşu, Adem ve Havvanın yasaklı elmayı yemesi üzerine lanetlenmesi, kabilin habili öldürmesi, kabilin lanetlenmesi üzerine geçirdiği zaman ve onun soyundan gelenlerin azgınlık, şeytanlık, öfke ve nefret gibi duygularla her geçen gün ileriye gitmeleri üzerine tanrı Hz Ademe bir oğul daha bahşediyor. Şit Aleyhisselamı. Onun soyundan gelen Hz Nuh ile Nuh tufanını, Hz Nuh ile soyun resetlenip Nuhtan devam etmesini, Babil olayını, İbrahim ve oğlunu kurban etme olayını, Lut kavminin aşırılığa kaçan şeytaniliklerini anlatarak filmi bitiriyoruz.
-Evet filmi özetledim, farkındayım. Fakat böyle filmleri başka nasıl anlatabilirim ki? Bu olayları bir de ekran karşısında izlemesi var ve benim için gayet keyifli bir seyir süreciydi. Bilinmeyen ve IMDb puanına rağmen daha fazla rağbet görmeyi hak eden bir yapım bencee.-
Konuyu okuyunca merak uyandırmasına rağmen uzunluğu ve imbd puanının düşüklüğü ile bir tedirgin oldum ama şans verdiğim için memnun kaldım.
Bence çekim yılında göre adamlar çok iyi bir iş çıkarmışlar. Neredeyse 60 yıl öncesi ama taaaa insanlığın ilk zamanlarını bile 60 yıl öncesine göre gayet iyi aktarmışlar. Netflixin yaptığı gibi şaşalı şekilde değilde doğal bir şekilde o dönemlerin tasvirini görmek olayları daha iyi özümsememize yol açıyor bence.
Keşke diğer peygamberlerin hayatlarını da bu filmde izlesem bile dedim.
İzlerken şaşırdığım şeyler vardı. Hz Adem ve Hz Havvanın İslam dininde aslında cennetten kovulduğunu biliyoruz. Fakat burada yasaklı elmayı yaratılan dünyada yiyorlar.
Bunun üzerine cezalandırılıyorlar. Hz Havvanın acılar ve sancılar içinde çocuklar doğuracağını söylüyor tanrı. Belki de bu ceza olmasaydı ağrısız ve sancısız çocukları dünyaya getirebilecektik. Sanırım bu ceza olmasaydı cennet ve cehenneme de gerek kalmadan sonsuz bir yaşama tabii tutulacaktık. Kendi hayatlarımızda düşündüğümüz acaba onu değilde bunu seçseydim sorusu ezelden bize gelmiş gibi...
Bir bahçe yaratılıyor, bu bahçede her ağaçtaki meyveyi yemekte özgürler. Lakin yasaklı olan bir ağaç ve tanrının yenmemesini söylediği o yasaklı yerden meyveyi yiyorlar. İnsan bir durup diyor madem yasaklı neden yaratıyorsun?
Biz bile bazen insan ilişkilerimiz de karşı tarafı ne yapacak diye sınamıyor muyuz? O insanlar ne kadar dayanacak diye bizi sınamıyorlar mı?.. Dünyanin içinde bizler
küçücük canlılarken bunca şeyi yaratan bir güç neden bizi sınamasın ki? Neden ona karşı bağlılığımızı görmek için bizi teste tabi tutmasın?
Hz ibrahim olayında da bu mevzu vardı. Eşinden bir çocuğu olacağı müjdelendi ama yıllarca beklemesi gerekti. Tanrı sabrını sınadı. "Tanrı onun sabrını deniyormuş gibi sessizdi." Filmden geçen bu alıntı aslında imtihanlarımızı düşününce ne kadar da mantıklı geliyor insana.
Geçen günlerde bir video gördüm. Bu dünyaya gelme amacımızı unutuyor ve başka şeylerin derdiyle kendimizi yiyip bitiriyoruz. Fakat biz bu amaçla mı yaratıldık? Bizim için, insanlık için yaratılan şeylerin derdine düşerek yaradanı unutmak için mi yaratıldık?
İnsanın beynine mıh gibi saplanan bir cümleydi.
Belki de bu dertlerin içinde huzurun sadece ondan geleceğini bilerek asıl bize bahşedilen amacın farkına varmamız gerekiyor.
Filmle alakası yok ama içime oturan bir konuyu da buraya yazmak istiyorum.
Bugün bir video daha izledim. Güneşin batıdan doğmasını konu alıyordu. Yani batıda ki insanların müslümanlığa geçmesini. Gazze olayından sonra bu olayın artış göstermesini.
Ve kadın şöyle bir cümle kurdu: "mevcut sistem içindeki müslümanlardan hoşnut değil ki kendisine yeni müslümanlar seçiyor"
Kalbimi bundan daha fazla acıtan bir cümle olmadı galiba bu güne kadar. Üzerine düşününce yüzümü kızartacak bir farkındalıktı bu. Durdum ve Müslümanlığımı sorguladım...
Filmden devam edecek olursam Babil olayı da beni bir tık şaşırttı. Yanlış değilsem beyaz zambaklar ülkesinde eserinde geçmişti bu konu. Kralın tanrıyı görebilmek için bir kule inşa ettirmesi üzerine -göğe yükselen bir kule bu- tanrının bir fırtınayla insanların dillerinin karışmasını konu alıyor.
Önceden tek olan dil bu olaydan sonra farklı farklı lisanlara ayrılıyor.
Yüzsüzlüğümüzün bedelini her defasında bedeller vererek ödememize rağmen günümüzde hâlâ şu yerinde durarak saymamızda başka acı bir durum galiba.
Filmin özeti neydi derseniz kaç gündür dilimin lâl olduğu nefs kavramına geliyor yine ve yeniden...
Bir de saf inanç var tabii ki...
Uzun lafın kısası izlemenizi öneriyorum.