Spoiler içeriyor
Karamazovişko. Bu ismi takmıştım ona. Alyoşka gibi. Biraz büyükçe ama tatlılığını kaybetmemiş karşımda kuyruğunu sallayan bir köpecik ismi uyandırıyor zihnimde. Hoş, köpecik ismi olmak için fazla uzun bir isim ama artık Dostoyevski'nin kemikleri mi sızlar mezarda yoksa bir de bunun…devamıKaramazovişko. Bu ismi takmıştım ona. Alyoşka gibi. Biraz büyükçe ama tatlılığını kaybetmemiş karşımda kuyruğunu sallayan bir köpecik ismi uyandırıyor zihnimde. Hoş, köpecik ismi olmak için fazla uzun bir isim ama artık Dostoyevski'nin kemikleri mi sızlar mezarda yoksa bir de bunun üzerine 1000 sayfalık bir roman daha mı yazar bilemem. Şüphesiz ölmeden bir sene önce yazdığı için onda da yeri ayrıdır bu finonun. Ondan dolayıdır bu sadece bir kitap olarak kalamazdı gözümde.Bu; derin, çok derin bir insanın ölmeden önce insanlık ve yaşam adına yaşadığı, üstünde kafa yorduğu deneyimlerinden bizlere bıraktığı bir mirastır.
Uzun süre okuyamama alışkanlığından beni kurtaran da bu kitaptır. Tuğla büyüklüğünde olması korkutmasın, ele avuca geldiği için pek seversiniz finoyu. Bitirdikten sonra da epey üzerinde düşündüm, hani uzun bir tatilin (aslında 4 5 gündür ama size uzun gelmiştir) ardından eve döndüğünüzde o keyifli günlerin tahlilini yaparsınız zihninizde ve sanki tekrar yaşar gibi zevk alırsınız işte öyle bir şey. Düşünün arkadaşlar düşünün, düşünmek iyidir. Saçma gelse de aklınızdan geçenler düşünün o an ve kendinize biraz izin verin. Siz düşünmezseniz sizin yerinize başkaları düşünecek. Bu da ne kadar özgürlüğe aykırı geliyor değil mi? Düşünmek özgürlüktür.
Düşünün ki dört yanınızı Karamazov sarmış, ortalarında oturuyorsunuz. Hatta bir akşam yemeğine gitmişsiniz onlara. Bir yanda Fyodor Pavloviç, Ivan, siz; diğer yanda Dimitri, Alyoşka. Ayakta sağ köşede de uşak Smerdyakov(onu dışlamayin efendim). Ailenin hepsinin bir arada olması saşılır şeydir elbette ama siz Tanrı misafirisiniz gönülleri birleştirmişsiniz bu iyi vesileyle düşünün ki.
Smerdyakov aşçılığını coşturmuş her birinizin tabağını süslüyor ve bir yandan İvanla Alyoşanin Tanri hakkındaki müzakerelerine laf atmaktan da geri kalmıyor. Böyle bir uşaktır işte Smerdyakov, hayat doğuştan yüzüne gülmemiştir ve geldiği yerden nefret eder ama efendisi Ivan'a duyduğu hisler başkadır. Onun entellektüel konularına ilgi duymamak elinde değildir. Öyle ya, ne de güzeldir İvan'ın Tanrı felsefesi. İnsana sorgulatmayı hatırlatıyor. Kendi içinde ne kadar çelişkili ne kadar sıkıntılı ama dışarıya da o kadar net ve keskin bir karakter -son ana kadar -. Ne kadar soğuk ve duygusuz gözükse de altında büyük bir acı ve vicdan gizlidir. Büyük Engizisyoncu hikayesini derleyip duzenlese ayrı bir kitap olma eğilimindedir gözümde. Smerdyakov'a bunu okusaydi hemen efendisine bunu bastırması için ayaklarina kapanırdi.
Ara ara da tartışmanın hararete kapıldığı yerlerde Fyodor Pavloviç ilgiyi kendine çekmek için araya giriyor ve "Nerede benim balığımın yanında beyaz şarabim? Smerdyakov koş bana şu dolaptan kap getir. Bakma öyle bana Alyoşka şarap mi içiyorum, içiyorum! Ne olmuş yani?! Şarap içmek Tanrının yarattığı üzümden gelir, ha ha! Hem ben kötü bir insan değilim, sadece neşeliyim!" Alyoşka size mahçup bir şekilde gülümsüyor ve babasının doğasının bu olduğunu şüphesiz onun da kendince iyi yanları olduğunu kusura bakmamanızı fısıldıyor. Siz de tebessümüne karşılık verip melek yüzünü izlemeye başlıyorsunuz. Tüm şehirce bilinen şeytanın dibi Fyodor Pavloviç'ten nasıl böyle saf, masumane, maneviyatı yüksek , şefkatli bir çocuk çıktığını sorguluyorsunuz. Şüphesiz böyle aşırılıklara bile müsamaha gösteren bir insan hoşgörü anlamında Tanrı katına yaklaşmış olmalıdır. Lakin bir yandan her ne kadar içten içe akıl hocası Zoşima'nın öğretilerine sıkı sıkı bağlı olsa ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirme idealine sahip olsa da onun etrafında dönen karmaşalarin onu yorduğunun farkindasinizdir. Siz bu akşamı nasıl çıkaracaginizi düşünürken ailesini bir araya getirmeye çalışan, Karamazovlardaki ahlaki çöküş ve kaotik ortamı yumuşatma sorumluluğu olan Alyoşacık bununla bir ömür olmak zorundadır. Ama onun da hayatta olma amacı -her birimizinki gibi- bir başkadır ve kendi idealleri doğrultusunda devam ettiği sürece insanların hayatlarına dokunmaya devam edecektir.
Sizi düşüncelerinizden uzaklaştıran şey Smerdyakov'un elinde şarap şişesi ve pirinç havaneli ile girerken "Efendim, bunu tezgahın üzerinde buldum pek gıcır bir şeye benziyor bir yere kaldırayım mi?" diye bağırması oluyor. Dimitri bir haykırış koparıp "Rica ederim Smerdyakov şunu gözümüzün önünden kaldır babam rüyasında pirinç havaneli ile onu öldürdüğümü görmüş hiç olacak şey mi? Ben gibi herkesin saygı duyduğu, hayranlık beslediği bir subay baba katili diye adını mi çıkarır oldu olacak pirinç havaneli gibi basit bir mutfak aletiyle. Hem ben adam öldürüp sürgüne gidebilecek , Gruşenka'mdan bir an olsun ayrı kalabilecek adam mıyım! Ay iyi aklıma geldi doğrusu hadi doldur doldur şu şarapları Gruşka'm evde beni bekliyor bir an önce yiyip de gideyim!"
Bardak sırası size geldiğinde nazikçe reddediyorsunuz çünkü bu zıtlıklar komedyasinda olanları bir an olsun kaçırmak gibi bir niyetiniz yok. Belki de Alyoşacık gibi Tanrı'nın yasak kıldığı bir şeyi ağzınıza sürmekten duyulan rahatsızlıktır sizi alıkoyan. Üzüm yaradandansa işlemesi yaratılandandır ama değil mi? İster sirke olsun salatanızı dolduran ister şarap olsun Pavloviç'in ağzını susturan! Bakmayın ona ne kadar nefret eder gibi gözükse de çocuklarından ;yaşlılıktandır onun mutsuzluğu, kadınlarla alem yapamayacak olmaktandir. Babalık görevlerini yerine getirmez, hayatı zevk ve anlık meşgaleler üzerine yaşar ama zaman zaman öyle bir sahiplenir ki çocuklarını sevgisinin coşkunluğundan ne dediğini anlayamazsiniz. Hele ilk göz ağrısı Dimitri ile fena atışır sinirden kudurur da baş ağrısından uyuyamadıgı zamanlar gelir. Ama ilk göz ağrısını kendisine çok benzetir, bazen onun özelliklerini kendisine çok tanıdık bulur ve çatışmalarının en büyük kaynağı da budur. Her ne kadar yaygaraci olsa da kendinden hiç memnun değildir Fyodor Pavloviç Karamazov. Oğlunun vahşi ve tutkusal doğasına tanık olurken kendisine şahit olur onda. Bu yüzdendir oğlunu da bir tehdit olarak görür çoğu zaman. Ivan'a ise çok bilmiş der, laflariyla başını ağrıtmaya ve işlerini ona yaptırmaya çalışır ama İvan'ın soğuk mesafeli doğası sayesinde Dimitri kadar üstüne varamaz onun. Lakin babasının yozlaşmış ve Tanriya uzak olması İvan'ın psikolojik çöküşüne zemin hazırlamaya yetmiştir. Alyoşkacığı da sever, meleğim der ama diğer çocuklarına oranla daha az ilgilidir. Felsefi ve manevi bir tehdit olarak görmez onu, varsın yoksun meselesi.
Gel gelelim oğulları ile olan dengesiz ve yüzeysel ilişkisi bu zamana kadar böyle sürmüştür. Bundan sonra da böyle süremezdir ama değil mi?
Yavaş yavaş tabağınızın sonuna yaklaşıyorsunuz-eh ben de yazımın sonuna- biraz uzun kalıp rahatsızlık verdiğinizi düşünebilirsiniz. Uzun Laf'ın kısası zor olurmuş(kitaptan bahsediyorum). Ancak böylesine önemli bir aile mahkemeye düşecek olsa tüm şehir gelirdi diyerek ziyaretinizin önemini kavrayıp rahatlıyorsunuz.Bu saatte eve nasıl gidilir şimdi Rusya'nın dondurucu soğuğunda kardan donmuş yavrucaklar görmek de pek iç sizlaticidir. Sonra olsun diyorsunuz, kesinlikle değdi bu akşama.
Şöyle son kez bir göz gezdiriyorsunuz bu tabloya. Yaklaşın , yaklaşın daha dikkatli bakın. Ne gördünüz? Bu insanlar biziz, her biri bizim içinde bulunduğumuz toplumun birer parçası. Her biri bizlerden kopan birer özellik. Her biri yıllardır süregelen insanlığın peşinden sürüklenen varlıklar. İnsan doğasının yozlaşmış ve bencil yönleri,duygusal yoğunluk, tutkusal hazlar, huzursuzluk, toplumsal ve ailesel baskılar, inançsızlık, akıl, rasyonalistlik, varoluşsal problemler, masumiyet, manevi arayış, iyi ve kötü çatışması, felsefi ikilemler, dünyevi zevkler ve ahlaki uygunluk çatışması... Siz de artık fark etmişsinizdir bu masadakilerin bunlar altında ezildigini.
Tabağınıza göz gezdirip bir parça yemek bıraktığınizdan emin olduktan sonra(Rusya'da bu kibarlık olarak görülürmüş)-Fyodor Pavloviç nezaketten ne kadar anlamasa da- uşak Smerdyakov'a yaptığı yemekler için teşekkürünüzü ve beğeninizi sunuyorsunuz , müsade isteyerek masadan yavaşça kalkıyorsunuz. Arkanızda bıraktığınız kargaşanın hoşnutluğundan ve bazı şeyleri yakından gozlemlemenin verdiği hazzi arkanızda bırakarak yeni hazlara doğru...
Evet sevgili Tanrı misafirimiz Karamazovların bir akşamlık çatısmasına şahit olduğunuz için teşekkür ederiz. Şimdi sizi bir miktar düşünme üzerine olan zihin meşgalemizden kendi hayat karmaşanıza doğru uğurluyoruz. Dilerim ki düşünmek ve sorgulamak hayatınızdan eksik olmasın. Nice Karamazovların akşam yemeğinde görüşmek üzere. Üzümü unutmayin. Rusya'nın diz boyu karlarının tadını çıkarın.
***
*Zaman zaman aklıma gelecek yorumlar üzerine gönderi ileriki zamanlarda düzenlenebilir.