Werther biraz fazla mı abartmış acaba dersem çok linç yer miyim😅 Werther'in yaşadıklarından çok mektuplarındaki kendisini ifade edişi, monologları beni daha çok etkiledi. Ne kadar hassas ve naif bir insan, bu dünya için fazla ince bir ruha sahip dedirtti. Ve…devamıWerther biraz fazla mı abartmış acaba dersem çok linç yer miyim😅
Werther'in yaşadıklarından çok mektuplarındaki kendisini ifade edişi, monologları beni daha çok etkiledi. Ne kadar hassas ve naif bir insan, bu dünya için fazla ince bir ruha sahip dedirtti. Ve sonu tabi ki bu şekilde bitecekti.
Kitabın arka kapağında yazan çok güzel bir ifade var, şöyle diyor: "... Goethe'nin Werther'i, toplumsal zorunluluk ve bireysel tutkuların arasındaki ilişkiyi çok açık bir şekilde gösteren dünya edebiyatının öncü eserlerindendir." Burada bir ifade yanlışlığı yapıldığını düşünmekteyim, toplumsal zorunluluk ve bireysel tutkular arasındaki ilişki yerine "çelişki" ifadesi daha uygun olurdu zannımca.
Goethe'den okuduğum ilk eser olması lazım, daha önce okuduysam da hatırlamıyorum çünkü. Edebi olarak böyle bir doygunluğa ulaşmayı beklemiyordum okurken.
Kitabı Dokuz Yayınları'ndan okudum bu arada. İlk defa kapağı da geçtim sayfaları için aldığım bir kitap oldu başta. Kitabın yan tarafları çok güzel çiçek motifleriyle bezenmiş. Bu tarz desenli başka kitaplar da vardı ancak bunu almayı tercih etmiştim kitaplığıma renk katar diye. İnsan ne kadar okumuş olursa olsun böyle çocukça şeyler yapabiliyor hâlâ işte. Olsun, önemli olan içimizdeki çocuğu öldürmemek yine de deyip teselli ediyorum kendimi.
Kitapta sevdiğim yerler ise şu şekilde:
~ ...gününü bir çocuk gibi geçirebilen insan, bu dünyanın en mutlu insanıdır.
~ Sevgili Wilhelm, her zaman düşündürmüştür beni insanoğlunun içindeki keşfetme, yeniliklere açılma, gezip dolaşma hevesi. Ve kendi elleriyle kendilerine sınırlar çizip, sağa sola kıpırdamadan, hiçbir şeye aldırış etmeden, alışkanlıklarının kölesi olarak hayatlarına devam etmeleri aynı ölçüde şaşırtmıştır.
~ Uzaklara bakmak, tıpkı geleceğe bakmak gibi. Aslında koskocaman duruyor her şey gözlerimizin önünde: fakat o kadar buğulu, o kadar karanlık ki göremiyoruz bile. Hasretini çekiyoruz bir karış ötemizde duran şeylerin. Sihirli bir değnek gelip hayatımıza dokunacak ve bir anda içimiz gerçek bir bütünlük hissiyle dolacak sanıyoruz. Ve o da ne! Var gücümüzle koştuğumuz geleceğin olduğumuz andan tek bir farkı yok. Adını "gelecek" koyduğumuz belirsiz bir hayalin peşinde koşarken, duvarlarımızı ve yoksunluğumuzu yanımızda götürmüşüz. İçimizde bir adım öteye gidememiş olmanın burukluğuyla ruhumuzun tek avuntusunun hayal kurmak olduğunu anlarız.
~ Aşkın olmadığı bir dünyada kalbimiz neye yarar Wilhelm? Işığın olmadığı yerde sihirli lamba olsa ne yazar! Ufacık lamba karanlık bir odaya girdiği anda binbir renkli resimler canlanır bembeyaz duvarda! Ve biz, her ne kadar bu görüntülerin geçici birer hayal olduğunu biliyor olsak da duvara hayranlıkla bakmaya devam ederiz.
~ ...ya mutlu olduğumuz her an, aslında sadece hayalse?
~ Her şeyin binlerce şekli, binbir çeşidi vardı yeryüzünde. Fakat âdemoğlu hâlâ kendi ufacık evine girince güvende sayıyordu kendini, onun sanıyordu dünyayı. Zavallı budala! Kendin o kadar küçüksün ki her şeyi küçümsüyorsun, kendin gibi sanıyorsun her şeyi!
~ Mutluluk da hüzün de neyle berabersek, kimle berabersek ona bağlı. O sebeple yalnızlık kadar fenası yok bizler için.
~ Öte yandan; tüm yorgunluğumuza ve zayıflığımıza rağmen devam edersek yol almaya, bir bakarız ki diğerlerinin yelkenle, kürekle geldiğinden çok daha ilerideyiz aslında. Ve bu his içimizdeki yarışta aslında onlarla başa baş olduğumuzu gösterir, hatta belki biz bir adım öndeyizdir, kim bilir!
~ Halbuki içindeki onca acıya rağmen kalbim benim tek hazinem. Benim bildiklerimi, öğrendiklerimi herkes bilebilir; ancak kalbim sade ve sadece bana aittir!
~ Ben yalnızca, tüm benliğimle, en derinimde sadece ve sadece onu severken o nasıl olup da başkasını sevebiliyor? Nasıl yapabiliyor bunu aklım bir türlü almıyor Wilhelm, aklım almıyor!
~ İnsanın insana ne kadar az değer verdiğini gördükçe, göğsümü yarasım geliyor; beynimi söküp atasım, paramparça yapasım geliyor! Benim onlara veremediğim sevgiyi, mutluluğu, sıcaklığı ve neşeyi karşımdaki hiç veremiyor bana. Kalbim sevinçle dolup taşsa, karşımda buz gibi soğuk duranı ısıtamam asla.
~ Acı çeken bir ruh için bilinmez yollarda attığı her adım ürkek benliğine sürülen bir merhemdir. Yolda geçen her gün yüreğindeki onulmaz azabı hafifletir.
~ İnsan nedir? Övülmüş yarı tanrı! En ihtiyaç duyduğu anda güçten mahrum kalmıyor mu?
Mutluluktan ayakları yerden kesildiği anlar da acının en derinine gömüldüğü anlar da geçip gitmiyor mu? Sonsuzlukta kaybolmayı arzularken, bilincimizin soğuk duvarlarına çarpıyoruz yeniden, yeniden ve yeniden.
~ Ah Lotte! Lotte... Ben bende değilim ki artık! Aklım, duygularım karmakarışık. Sekiz gündür düşünme kabiliyetimi de yitirdim, yaşlarla dolu gözlerim. İyi değilim, mutlu değilim. Sanki her yer, her şey tastamam; ama ben hiçbir yerde tam değilim. Hiçbir şey istemiyorum, hiçbir şey. En iyisi artık gitmek.