Spoiler içeriyor
Emir Kusturica’nın yönetmenliğini yaptığı, tamamı Çingene dilinde çekilen ve bu yönüyle bir ilki barındıran Çingeneler Zamanı, Yugoslavya’da yaşayan Roman halkının yaşamlarını etkileyici bir sinema diliyle gözler önüne seriyor. Film, ilk bakışta eğlenceli ve biraz da komik sahneler barındırıyor gibi görünse…devamıEmir Kusturica’nın yönetmenliğini yaptığı, tamamı Çingene dilinde çekilen ve bu yönüyle bir ilki barındıran Çingeneler Zamanı, Yugoslavya’da yaşayan Roman halkının yaşamlarını etkileyici bir sinema diliyle gözler önüne seriyor.
Film, ilk bakışta eğlenceli ve biraz da komik sahneler barındırıyor gibi görünse de aslında bu renkli dünyanın ardına saklanmış karanlık bir gerçekliği anlatıyor. Romanların neşeli yüzleri, dansları, çalgıları, coşkuları var evet ama tüm bunların altında yatan hayatta kalma mücadelesi, yoksulluk ve yozlaşma çok daha baskın.
Elbette “vur patlasın çal oynasın” anlara da tanıklık ediyoruz. Karakterlerin eğlenceli tavırları, renklerin cümbüşüyle birleşince kısa süreli de olsa izleyiciye nefes aldırıyor. Ancak genel olarak film, dramın ve acının ağır bastığı bir atmosfer sunuyor.
Filmin merkezinde, deli bir amca, iyi kalpli bir büyükanne ve hasta kardeşiyle birlikte tek göz bir evde hayatta kalmaya çalışan Perhan adlı genç bir çocuk var. Perhan’ın sıra dışı bir yanı da var: Telekinezi. Açıkçası, böyle güçlü bir dramatik yapıda doğaüstü bir güce gerçekten ihtiyaç var mıydı, emin değilim. Belki de Perhan’ın bastırılmış gücünü, çaresizlik içindeki içsel patlamalarını temsil etmek istiyordu Kusturica ama bu unsur yer yer dramatik gerçekliği zayıflatıyor gibi hissettirdi bana.
Kardeşi Danira’nın tedavisi için köyün zenginlerinden Ahmed’le şehre giden Perhan, kısa sürede suç dünyasının ağına düşer. Kardeşinden, köyünden, annesinden uzak geçen yılların ardından, onun da aslında hiç tedavi edilmediğini, hatta o küçücük yaşında suç dünyasının çarklarına itildiğini öğreniriz. Bir de üzerine sevdiği kızın, amcasının istismarına uğraması eklenince Perhan için her şey çöküyor. Seyirciye sadece izlemek değil, hissetmek kalıyor.
Ve sonra… film bir darbe daha indiriyor: müzikle.
“Ederlezi”. O tınılar, o ağıt gibi ezgi… İlk kez bu filmle duydum ve şimdi bu satırları yazarken bile dinliyorum. O melodinin içe işleyen dokusu, anlatılan bütün o kırık hikâyeyi yeniden canlandırıyor zihnimde. Eğer bu Roman ezgisini hâlâ duymadıysanız, bir an önce dinlemenizi öneririm.
Finale gelirsek… Perhan’dan büyük bir intikam bekliyordum, beklediğim gibi de oldu. İntikam sahnesi ve ardından gelen kovalamaca, filmin yavaş ve ağır havasına adrenalin ve gerilim katıyor. Açıkçası, bu kadar dramatik bir filmin sonunda mutlu ya da sıradan bir son görmek istemezdim. Final, filmin bütününe yaraşır bir kapanış olmuş.
Yine de filmle ilgili tek bir eleştirim var: zaman akışı. Perhan ile Meryem’in çocuğu doğuyor ve beş yaşına geliyor. Ama Danira hâlâ aynı yaşta, hatta Ahmed’in küçük oğlu da öyle. Bu tarz zamansal tutarsızlıklar, filmin ciddiyetine gölge düşürebilecek küçük ama fark edilir hatalardan biri.
Kısaca Emir Kusturica, Çingeneler Zamanı filminde sadece sıradan bir Roman ailesini değil, yozlaşmış yapıyı, sistem dışında kalmış insanları da anlatıyor. Farklı kültürleri sevenler, derinlemesine karakter analizi yapmak isteyenler için ideal olan film Çingeneler Zamanı!