Kitabı bir makale için okudum. Her ne kadar Türkçeye eşcinsellik üzerine olarak çevrilse de tam anlamıyla içeriğini karşılayabildiğini düşünmüyorum isminin. Çünkü sadece eşcinsellikten bahsetmiyor cinsel sapkınlıklardan da bahsediyor. Tabii Alfred adler eşcinselliği de bir cinsel sapkınlık olarak almış. Şimdi gelelim…devamıKitabı bir makale için okudum. Her ne kadar Türkçeye eşcinsellik üzerine olarak çevrilse de tam anlamıyla içeriğini karşılayabildiğini düşünmüyorum isminin. Çünkü sadece eşcinsellikten bahsetmiyor cinsel sapkınlıklardan da bahsediyor. Tabii Alfred adler eşcinselliği de bir cinsel sapkınlık olarak almış. Şimdi gelelim kitapta anlatılanlara…
Alfred Adler’in eşcinsellik üzerine düşünceleri, özellikle modern perspektiften bakıldığında hem eleştirel hem de tarihsel olarak dikkatle değerlendirilmesi gereken görüşler içerir. Adler, 20. yüzyılın başlarında psikanaliz alanında Freud ile birlikte öne çıkan önemli figürlerden biriydi; sonrasında bireysel psikoloji ekolünü kurarak kendi teorik çerçevesini oluşturdu. Ancak eşcinsellik konusundaki görüşleri günümüz bilimsel ve etik standartlarına göre oldukça sorunlu kabul edilir.
Adler’in Eşcinsellik Yaklaşımı:
1. Psikolojik Gelişim ve “Sapma” Perspektifi: Adler, bireysel psikoloji kuramı çerçevesinde eşcinselliği çoğunlukla bir psikolojik gelişim “sapması” olarak değerlendirmiştir. Ona göre eşcinsellik, bireyin güçsüzlük, aşağılık duygusu veya toplumsal sorumluluktan kaçınma gibi içsel çatışmalarına karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması olabilir.
2. Toplumsal Cinsiyet Rolleri:
Adler, kadınlık ve erkeklik rollerinin toplumsal olarak nasıl benimsendiğini ve bunun birey üzerindeki etkilerini önemsemiştir. Eşcinselliği, özellikle erkeklerde, “erkeksi görevden kaçınma” olarak tanımladığı bir olguya bağlamıştır. Bu, günümüz cinsiyet kuramlarının aksine oldukça indirgemeci ve normatif bir yaklaşımdır.
3. Tedavi Edilmesi Gereken Bir Durum Olarak Görmesi:
Adler, eşcinselliği patolojik bir durum olarak değerlendirmiş ve terapiyle “düzeltilebileceğini” savunmuştur. Bu da günümüzde insan haklarına aykırı bulunan dönüşüm terapilerine temel oluşturabilecek bir anlayıştır.
Adler’in görüşleri, 1900’lerin başındaki toplumsal normlara ve bilimsel anlayışa dayanmaktadır. O dönemde eşcinsellik, çoğu psikolojik kuramcı tarafından bir bozukluk olarak görülüyordu. Bu nedenle Adler’in fikirlerini tarihsel bağlamdan koparmadan değerlendirmek önemlidir.
Modern psikoloji ve psikiyatri, eşcinselliği bir hastalık veya sapma olarak görmemektedir. Amerikan Psikiyatri Derneği, 1973’te eşcinselliği tanı kategorisinden çıkarmış; Dünya Sağlık Örgütü de benzer şekilde 1990’da ICD’den kaldırmıştır. Adler’in görüşleri ise bu değişimin çok öncesine aittir.
Adler’in eşcinsellik hakkındaki görüşleri, bireysel psikoloji kuramının bir parçası olsa da, bugün bilimsel ve etik açıdan geçerliliğini yitirmiştir. Onun bu alandaki fikirleri, daha çok tarihten bir kesit, bir dönemin düşünsel izdüşümü olarak değerlendirilmeli; günümüzün hak temelli ve kapsayıcı psikoloji anlayışıyla çeliştiği açıkça belirtilmelidir.
Ayrıca ben şahsen Alfred Adler’i fazla homofobik buldum. Kitabın çoğunluğu oldukça öznel görüşlerden ibaret. Bana göre bir bilim insanı araştırdığı konuya ancak tarafsız yaklaşabilirse doğruyu elde edebilir. Fakat Alfred Adler sanki özellikle kendi fikrinin haklılığını ispatlamak için bu konuya eğilmiş gibi. Keza bu bağlamda güvenilir bir kaynak olup olmayacağı tartışılır diye düşünüyorum…📚