Susan, dünyayı ele geçirmeye başlayan bir virüsün tedavisi için çalışan enfeksiyon uzmanıdır. Michael ise kadınlara bağlanmakta sorun yaşayan başarılı bir mutfak şefidir. İkilinin yolları bir gün kesişir. Aralarında tutkulu bir çekişme olur. Fakat tüm insanlığın yavaş yavaş benliklerini yitirmeye başladığı…devamıSusan, dünyayı ele geçirmeye başlayan bir virüsün tedavisi için çalışan enfeksiyon uzmanıdır. Michael ise kadınlara bağlanmakta sorun yaşayan başarılı bir mutfak şefidir. İkilinin yolları bir gün kesişir. Aralarında tutkulu bir çekişme olur. Fakat tüm insanlığın yavaş yavaş benliklerini yitirmeye başladığı zamanda aşkın tadına varabilecekler midir?
Film, tam da pandemi zamanında izlenmesi gereken filmlerdenmiş. O zaman karşıma çıkmadı, bir tık üzücü doğrusu. Neyse, belki o zaman izleseydim paranoyak düşüncelere kapılırdım.
Filmde konu edilen virüs insanların duyularını, hislerini, anılarını, benliklerini yok ediyor. Önce koku gidiyor, sonra tat. Sesler kesiliyor ve sonunda dünya karanlığa gömülüyor. Hiçliğin ortasında hiçbir şey duyumsamadan, hissetmeden yaşanan bir aşk. Yeryüzündeki Son Aşk!
Filmi sadece romantizm olarak düşünmeyin, böyle ele almak yanlış olur. Film o aşkı gösterirken bize duyularımızın ne denli önemli olduğunu, anılarımızın, hatıralarımızın bu sayede var olduğunu anlatıyor.
'Koku hafızası en kalıcı hafızadır.' derler. Mesela sıcak ekmek kokusu aldığınızda ailenizle yaptığınız o pazar kahvaltılarını hatırlayabilirsiniz. Veyahut bir parfüm kokusu size bir dostunuzu, eski bir tanıdığı hatırlatabilir. İnsan hatırlarını kokularla yaşar. O an bunu farketmeksek de ileride yeniden o koku burnumuza geldiğinde anılarımız canlanır ve zihnimizin derinliklerinden yüzeyine çıkar. İnsan koku duyusunu tamamen kaybettiğinde elbette anılarının da hepsini yitirmez. Lâkin bazı anılar bir daha gelmemek üzere yok olurlar.
Göremeyen birinin kulakları çok iyi duyar veyahut çok iyi koku alır. Duyamayan birinin gözleri iyi görür. Hisleri kuvvetlidir. İnsan bir şekilde duyumsar ve hisseder. Bir gün geldiğinde hepsini kaybederse nasıl yaşayacaktır? Yaşayabilecek midir?
Film, ilk başlarda ağır ilerlese de sonraları açılıyor. Heyecanlı ve gerilimli bir hâl alıyor.
Bir noktada filmin sesi gitmişti, kulaklığımda sorun olduğunu düşünmüştüm. Oysa artık karakterlerin duymadığını göstermek, hissettirmek içinmiş. Mükemmel düşünülmüş ve tuhaf hissettiren bir sahneydi. Virüsün gerçekten de var olduğunu ve yayıldığını düşündüm. Korkunç olurdu.
Finali izlediğim en iyi film sahnelerinden biriydi. Ekranın yavaş yavaş kararması ve dökülen şu replik: ‘‘Artık etraf karanlık, fakat birbirlerinin nefeslerini hissediyorlar. Öpüşüyorlar.
(...) Etraflarında olup bitenden bir haber. Çünkü hayat devam eder, öylece...’’
Şimdi bu satırları yazarken odama, pencereden dışarıya göz attım. Gökyüzüne, karşımdaki evlere, odamdaki eşyalara baktım. Dışarıdan gelen insan seslerine, caddeden gelen araba ve motor seslerine, gökyüzünde uçuşan kuşların cıvıltılarına kulak verdim. Odamda yakmış olduğum lavanta tütsünün odayı saran kokusunu aldım. Bir tane çikolata yiyip tadını iyice hissettim. Bir insanın sahip olduğu en değerli hazineler 5 duyu organı. Her birinin varlığına şükretmeli, kıymetlerini bilmeliyiz. Çünkü bir gün sesler kesilir, dünya karanlığa gömülebilir...