Şöyle başımı ağrıtmayacak, uzun da sürmeyecek, tatlı bir film arayışına girmiştim. Karşıma Küçük Gün Işığım adlı bu film çıktı. Filmin kapağında canımın ciğeri Micheal Scott'umu yani Steve Carell'i görünce ''Çabuk aç! Aç ve izle şu filmi.'' dedim kendi kendime. İşte…devamıŞöyle başımı ağrıtmayacak, uzun da sürmeyecek, tatlı bir film arayışına girmiştim. Karşıma Küçük Gün Işığım adlı bu film çıktı. Filmin kapağında canımın ciğeri Micheal Scott'umu yani Steve Carell'i görünce ''Çabuk aç! Aç ve izle şu filmi.'' dedim kendi kendime. İşte şimdi buradayım.
Michael'i aylar sonra yeniden izleme mutluluğuna eriştiğim anda onu intihar edip ölümden dönmüş depresif bir karakter olarak görmek birazcık yüreğimi cız etti açıkcası. Fakat en azından bir beklentimi de dolaylı olarak da olsa tatmin etti. Yani neden böyle bir düşüncem var bilmiyorum, ama ben sitcomların en eğlenceli ve vurdumduymaz karakterlerinin finalde intihar ettiklerini hayal ediyorum. Böyle bir beklentiye giriyorum. The Office Micheal, Modern Family Phil, Friends Joe gibi.
Konudan saptım daha başından. Film hakkında konuşmaya devam edeyim. İlk yazıda Steve Carell'i odaklanarak girdim ama film onun etrafında dönmüyor. Sadece ailenin bir parçası, bu hikâyede bir şekilde yeri olan biri. Evet size ailemizi tanıtmak isterim.
Ailemiz sıradan gibi görünen ama farklı farklı karakterleri içerisinde barındıran eğlenceli sayılabilecek bir Amerikan ailesi. İyi niyetli bir şekilde başarıya endekslenmiş takıntılı bir baba, aileyi çekip çevirmek için canını dişine takan bir anne, (anne karakteri çok da yabancı değil kimseye, zaten çoğu anne böyle değil midir?) intihar edip ölememiş, depresif bir dayı, eroin bağımlısı bir dede, savaş pilotu olana dek suskunluk yemini etmiş ergen ağabey ve Küçük Gün Işığım adlı yarışmaya gönülden bağlılık gösteren, evin masum küçük kızı Olivia.
Olivia, Küçük Gün Işığım adlı yarışmaya katılmaya hak kazanınca aile, eski her an yolda kalmaya hazır ve nazır bir minibüsle California'ya doğru yola çıkarlar. İşte bu noktada olaylı, heyecanlı, dramatik ve de kimi zaman eğlenceli bir yol hikâyesi başlar. Yol hikâyeleri içeren filmleri sevdiğim için bu filmde hoşuma gitti. Yolun sıradan gitmemesi, farklı farklı olaylara şahit olmamız beni mutlu etti. Eğer siz de yol hikâyelerini seviyor ve dramanın içerisinde sevimli, eğlenceli bir şeyler arıyorsanız bu filmi izleyebilirsiniz.
Birbirlerine bir noktada benzeyen fakat bir o kadar da farklı olan tipleri görmek çok güzeldi. Hele filmin sonunda ailenin hep beraber dans etmesi, birlik olmaları o kadar hoştu ki... Gülümsemeden edemedim. Film biraz depresif gibi görünüyor, draması ağırlıklı gibi. Yani karakterlerin tavırlarından ötürü. Lâkin kesinlikle sevimli, hoş, güldürebilen bir film.
Aileden biraz daha bahsetmek istiyorum. 'En çok şu karakteri sevdim.' diyebileceğim bir karakter olmadı. Hepsinin derdi de oyunculuğu da aynı şekilde geçti bana. Babanın kötü niyetli olmasa da bu kadar takıntılı olması sinirimi bozdu. Sal abi ya! Dünya böyle yaşanmaz. Kaybetmekte var kazanmakta. Büyükbabanın da söylediği gibi: ''Sen o cesareti gösterdiğin için kazanansın.'' Yani söz tam olarak böyle olmayabilir, ama yakındı. Neyseki o takıntısını kızının mutluluğu için kırması güzeldi. Ağabeye yani Dwayne gelince tipik bir ergen olsa da disiplinine ve azmine hayran kaldım vallahi. Frank dayının çökük omuzları, depresif ruh hali içimi kararttı vallahi. Neyseki bu durumu pek de uzun uzun yansıtmadı. Michael'ımı Scott'umu böyle görmeye alışkın değilim. Karakterler hakkında daha fazla söylenecek söz yok.
Yarışmadaki kızları görünce çok afedersiniz ama çirkinliklerinden gözüm kanadı. Kadınsı kıyafetler, abartılı saçlar ve makyajlar... Aman Allah'ım tam bir rezaletti. Sevimli kız çocuklarını ne hale sokmuşlar ya. Hepsi birbirinden kötüydü.