Uzun zamandır bir Türk yapımı, böylesine derinden yakalayamamıştı beni. Ne yalan söyleyeyim; yerli dizilere karşı daima mesafeli durmuşumdur. Hatta zaman zaman, o mesafe önyargıya dahi bürünmüştür. Lakin öyle bir yapım ki, tüm duvarlarımı yıkıp geçti. Her bölümünde, tarihin kokusunu burnuma…devamıUzun zamandır bir Türk yapımı, böylesine derinden yakalayamamıştı beni. Ne yalan söyleyeyim; yerli dizilere karşı daima mesafeli durmuşumdur. Hatta zaman zaman, o mesafe önyargıya dahi bürünmüştür. Lakin öyle bir yapım ki, tüm duvarlarımı yıkıp geçti. Her bölümünde, tarihin kokusunu burnuma dek taşıyan, anlatısını derinleştiren ve merak duygumu diri tutan bir şeyler mevcuttu bu dizide.
Tarihî gerçeklik hususunda (elimdeki bilgi ölçüsünde) göze çarpan bir zafiyet ya da abartı sezemedim. Bilakis, özenle kurgulanmış bir geçmiş anlatımı mevcut. Oyuncu tercihleri, pek çok diziye kıyasla hayli isabetli. Özellikle Çandarlı Halil Paşa ile Gülşah Hatun karakterleri, sanki tarih sayfalarından kalkıp can bulmuşlar da karşımıza dikilmişler gibi.
Hadiselerin işlenişi, doyurucu bir derinliğe sahip. Yine de, ne yazık ki klasik Türk dizisi olmanın getirdiği ‘reklam arası uzatmaları’na maruz kalmış bazı sahneler mevcut. Hikâyenin doğal akışını sekteye uğratmasa da, yer yer bu yapay uzatmalar hissedilmiyor değil.
Savaş sahneleri yerinde ve yeterince etkileyici. Elbet, dikkatle bakan gözler bazı arka plan dövüşlerinin epey yapay durduğunu görebiliyor. Ancak bu sahneler çoğunlukla kısa kesitlerle geçildiğinden, rahatsızlık büyük boyutlara ulaşmıyor, göz yormuyor.
Haremlik tarafına gelince… Dizide siyasi entrikanın mihenk taşlarından biri olarak ustaca işlenmiş. Toplumda çoğu zaman ya romantize edilen ya da küçümsenen harem yapısı, burada ne yüceltilmiş ne de karalanmış. Aksine, hak ettiği tarihsel ciddiyetle, devlet işleyişindeki yerini, cariyelerin saray ekosistemindeki önemini ve stratejik rollerini açık bir zarafetle sunmuşlar.
Diğer bir konu, Batı dünyası. Bu tasvir yer yer taraflı gibi görünse de, hali hazırdaki anlatının dengesini bozmuyor. İnce bir çizgide yürümeyi başarmış yapımcılar. Ve belki de beni en çok etkileyen husus: karakter derinliği. “Muhteşem Yüzyıl” gibi bir devin dahi göze batan yüzeyselliği, burada yok denecek kadar az. Her figür, bir fon değil, bir arka plan hikâyesi taşıyor içinde.
Lakin, gönlümü büsbütün çelen yer tasavvufun işlenişi oldu. Dizinin o ince ayarlarla serpiştirilmiş tasavvufi damarları, yeri geldi mi bir şiir gibi, yeri geldi mi bir dua gibi izleyenin içine işliyor. Bu bölümleri defalarca açıp izledim; yalnızca anlamak için değil, hissetmek için… Çünkü yalnız savaş meydanlarında değil, sarayın taş avlularında, zihin oyunlarında ve cariye sohbetlerinde bile bu derin maneviyatın yankısı hissediliyor.
Netice olarak… Bölüm sürelerinin uzunluğu dışında, eli yüzü düzgün, ruhu derin bir yapım. Sizi süresiyle filmlerin deryasından uzak tutması dışında (benim gibi) meraklısına âdeta bir ziyafet. Seyreden pişman olmaz; belki vakit sebebiyle bir dert kazanır, belki bir fikir, belki bir arayışa daha çok yaklaşır…
Son olarak, buraya küçük bir sitem bırakmak isterim:
Ey Sayın Raf yetkilileri, neden hâlâ bu dizinin yeni bölümlerini sisteminize eklemediniz? İlk sezon 15 bölüm diye görünüyor hâlâ, halbuki dizi 55. bölüme gelmiş, bende 25'de ilerliyorum. Defalarca eksik içerik bildirimi yaptım, her biri cevapsız kaldı...