"Buralar hatıralarla doluydu. İnsan böyle şeylere nasıl dayanır? Yılların geçip gitmesine ve her şeyin belleğin bir oyunuymuş gibi bir belirsizliğin içine batmış olmasına... Bu ben miyim? Peki o ben miydim? Bütün bunları yaşayan. Hayır seyreden. Karar ver, yaşayan mı, seyreden…devamı"Buralar hatıralarla doluydu. İnsan böyle şeylere nasıl dayanır? Yılların geçip gitmesine ve her şeyin belleğin bir oyunuymuş gibi bir belirsizliğin içine batmış olmasına... Bu ben miyim? Peki o ben miydim? Bütün bunları yaşayan. Hayır seyreden. Karar ver, yaşayan mı, seyreden mi? Yaşayan değilmiş gibi. Geçmişte başka biri, ama şimdi ben. Geçmiş olunca başka biri."
(Sayfa 49)
Türk modern edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olan Barış Bıçakçı'nın 2000 yılında çıkardığı ilk eseri. Kendisinden okuduğum 5. Kitap oldu. Öncelikli olarak kendisinin az okunmasını sitem edeceğim. Kesinlikle daha çok okunmayı hak ediyor. Abarttığımı düşünenler olacaktır ama Hakan Günday kadar iyi bir yazar. Bazı yönleri (özgünlük ve biçimsel açıdan) daha iyi hatta. Neden bilmiyorum ama incelediğim kadarıyla az okunuyor acaba kişisel yönden bir kusuru mu var?
Bu ilk romanı düz bir çizgi üzerinde ilerlemiyor. Normalde böyle eserleri pek sevmem ama yeteneği ile kendini okutturuyor. Adından da anlaşılacağı üzere, herkesin herkesle olan dostuklarını; genel olarak sanıldığı gibi iyi olmadığını ve toplum içindeki ilişki düzeylerinin basitleştiğini harika bir dille anlatıyor.
Karakterli beni şaşırttı zira daha önce okuduğum eserleri içerisinde; Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Çetin ve Ender), Sinek Isırıklarının Müellefi (Cemil ve nazlı) karakterlerini bu romanda görmek güzel hissettirdi, ek olarak kronolojik olarak okumamış olmak ayrı sevindirdi.
Başlarda biraz sıkabilir ancak okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum..
(bu arada yeni baskılar çok daha güzel kapaklara sahip, admine söyledik ama eklemedi)
Hoşuma giden diğer alıntılar;
"Çünkü zamanla her şeyi sever insan, çünkü bir gün öleceğini anlar."
(Sayfa 10)
"Bu inanç yetiyordu ona. Zaten hayat da yere çakılana kadar yaşanan bir şeydi."
(Sayfa 31)
"Hayat yine de kitapta durduğu gibi durmuyor."
(Sayfa 33)
"Ne kadar kolay boyun eğdiniz kocalarınıza kadınlar! Ne kadar kolay oldu bu! Şimdi ruhunuz bir kazayla sakatlanmiş, tökezleyivermiş genç kız ayaklarınız, ne kadar kolay oldu kadınlar! Ne kadar kolay oldu onde kocalarınız ve çocuklarınız, onların girdiği yola girmek, gittikleri yöne gitmek. Kim hatırlar sizi, kim dönüp bakar arkasına?"
(Sayfa 37)
"Öğreniyorsun işte öğrenmeyi aklına bile getirmediğin şeyleri. Baba ile oğul arasında neler olup bittiğini, mesafeleri, kalkanları, kaçışları."
(Sayfa 51)
"Keşke hayat basit bir toplama işlemi olsaydı, artılar, eksiler. Bunun gibi bir şey."
(Sayfa 65)
"Yirmi altı yılı. Ve bu yirmi altı yıl boyunca tek bir şeyi istedim, tek bir şeyin peşinden koştum, koş dedim ruhuma, koş alçak, koş pislik, o da koştu... Karşıma çıkan herkesin, kadın erkek, çoluk çocuk, herkesin bana aşık olmasını istedim. İşte benim basit gerçeğim! Ama artık, içkili ve kalabalık bir akşam yemeği hayal ediyorum. Açık havada, çıplak ampullerin altında. Güzel şeyler yiyip içmişiz. Nefis bir yaz gecesi. Masada kalan son kişi ben olmak istiyorum. Eşlerin birlikte kalkmasını seyrediyorum sessizce. Sonra erkeklerden yemeğe yalnız gelmiş kadınları evlerine bırakmalarını rica ediyorum. Masada tek başıma kalmak istiyorum. Rüzgârla sallanan çıplak ampullerin altında. Ağustosböceklerini dinliyorum ve bir parça kuru ekmek atıyorum ağzıma."
(Sayfa 112)