“İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık…devamı“İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç.” s.31
Uzun bir süredir iyi değildim. Donuk ve hissiz bir süreçten geçiyorum. Sürekli yaşamımı sorguluyor ve hala bir çözüme ulaşamamış olmanın verdiği sancı ile boğuşuyorum. Her geçen gün hayattan aldığım zevk azalıyor ve bunları yaşamaktan sıkıldım. Giderek nihilist oluyorum. Anlamsızlık ağır basıyor artık..
“Dünyayı bütünüyle elimde tutabileceğim duygusu artıyor. En değişik kişilerin ben'liğini elimde tutabileceğim duygusu...”s.97
2026 benim için çoğu açıdan kötü bir başlangıç oldu. En fevri duygularımın bile hayal kırıklığına uğradığı bir yıl… Hangi mücadeleye tutunsam başaramıyorum. Hayata ve insanlara bu kadar çok anlam yüklemenin acısını çekiyorum belki de… Bu zor zamanlardan geçerken Bilge Karasu’nun Gece’siyle tanıştım. Aklımda hiç bu paylaşımı yapmak geçmiyordu hatta uygulamayı silmiştim, ancak onun Gece’si beni buna zorladı.. üstelik kendimi anlatmam için.. diğer “Gece”lerle birlikte…
“Ölümü kurmaksızın yaşamı kurmanın olanaksızlığını duymak, özellikle duymak, hastalık belirtisi sayılsın varsın; nasıl olsa, ne yaparsak yapalım, ölüme hazırlandığımıza göre, bir yaşam dengesi tasarlayabilmek pek çılgınca bir şey olmasa gerek.”s.167
Son zamanlarda yaşadığım sıkıntılar ve bunalımlara rağmen bu kitabı nasıl okudum bilmiyorum. Sürekli olarak hissizdim. Müzik bile bazen geçmiyordu içimden. Sanırım küçük ve karanlık odamda kendime ait bir gece yarattım. Hayatımın çoğu evresinde, birtakım yeniliklerle değişim sağlamışımdır; bunların her zaman bir avantaj sağladığı düşüncesinde oldum. İnsanlarda hep bu şekilde yorumladılar, ancak insan mutlu olmadıktan sonra bu bir önem arz ediyor mu, pek sanmıyorum. Uzun süregelen düşüncelerimde, hayattan vazgeçen insanları düşünerek durdum (gecenin işçileri ile birlikte). Yaşamlarının çoğunda -en azından çocukluk dönemlerinde- gülerek geçirdiler, tıpkı bizler gibi. Sürekli bir çaba, sürekli bir mücadele. Ancak o masumiyetin mutluluğu, hayatın o eşsiz gizeminde bir mahkumiyete dönüşüyor. Ve ben, o yola girmekten korkuyorum..
“Kimse kimseye bakmıyordu artık. Karşıdan gelen biriyle göz göze gelmek unutulmuş bir şeydi sanki. Kimse gözünü karşıdakinden kaçırıyor da değildi gerçekte. Kimse kimseyi görmüyor gibiydi, o kadar. Bakışlar bomboştu; gözler, karşılarına çıkan insan saydammışçasına, bir "öte"ye dikiliyordu. Gerçekten bir yere mi gidiyordu bu boş gözlü, boş bakışlı insanlar? (Boş gözlü diyorum ya; biribirilerine baksalar, göz yuvalarının içinde göz olmadığını mı görürlerdi, böyle bir tanım gereğince kör denmesi gereken bu insanlar?”s.196-197
İnsanların sürekli olarak, kendilerinin başkaları tarafından anlamadıklarını veya anlaşılmadıklarını düşünürler, bende çoğu zaman öyleydim. Ancak bugün geriye dönüp baktığımda birçok insanı benim anlamamış olduğumu fark ettim. Acaba onlar bunu fark ettiler mi? Farkında olmadan birine zarar vermenin verdiği o acıya katlanmak mümkün mü? -peki onun/onların zarar verdiğinin farkında olmamasının, bizlere verdiği diğer acı?-
“Herkesi aldatmış, aldatmağı iş edinmiş bile olsak, kendimizi aldatmamak gerekmez mi?”s.223
Hayatın olması gerektiğine inandığımız anlamı yitirdiğimizi düşünüyorum. Bu nedendir ki artık çoğu şey anlamsız geliyor. Artık kimse böyle duyguları yaşamıyorlar; yaşamadıkları için, nasıl tarif edilemez olduklarını bilmiyorlar. Tıpkı buradaki insanlar gibi.. Hayatlarının en derin yönlerinden uzaklar. Ne okunanlar akılda kalıyor ne de izlenenler. Ah keşke haykırabilsem, neler kaçırdıklarını bir bilseler, belki de geçen onca zamanın bu kadar boş olmaması gerektiğini fark ederler.
“Geceler! Benim çaba, gayret ve mihnetle geçirdiğim hayata şahittir.
Karanlık, beynimi aydınlattı. Bunu biraz siz de düşünün.
Beni haklı bulursunuz.”
(Ahmet Rasim - Gecelerim s.5)
İmkansızı arıyorum, tıpkı Peter camenzind’in hayatının dönüşümünü hiç beklemediği bir insan tarafından gerçekleşmesi gibi; ya da pes ettiğimin farkında değilim, tıpkı Alice’in yatağında beklerken ki hayal dünyasının acı tarafından nasıl ele geçirildiğini ancak kimsenin yardım etmemesini kabullenmesi gibi; ya da geçmişinde yaptığım hatalar yüzünden, tıpkı Charles Swann’ın gençliğinde aşkına olan zayıflığı ile yaşadığı ömürlük pişmanlık gibi; nice karakterin hayallerini, üzüntülerini ve pişmanlıklarını yaşıyorum. İçimde kalan son bir umut tozu bulunuyor. Belki de gelecekteki ben’in bana küçük bir dürtüsü, hatta belki de Siddartha’nın peşinde koştuğu ben’ tarafından.
“Neden, ah söyle, neden
bu denli ufak bizim kalbimiz?
Uyu, yavrum, gör güzel düşler: bu, her halde karanlık geceden:
ki bu kadar yalnızız.”
(Wolfgang Borchert - Fener, Gece ve Yıldızlar s.29)
Az önce last.fm de takıldım biraz. Adının dahi bilmediğim insanların profillerine girdim, inceledim. Yüzlerine baktım, dinledikleri şarkılara baktım, bazıları en sevdiğim şarkıları (en özel olanları bile) yıllar önce dinlemişler; bu beni aşırı kıskandırdı, tabi mutlu da etti. Onlar o şarkıları dinlerken ben, altı, on, on iki yaşlarındaymışım ama yine de kıskandım ve de üzüldüm. Zira bana gizemli, büyülü ve son derece özel olduklarını hissettiren o insanlar, o masum yüzleriyle son kez dinlemişler. Kimisi beş, kimisi dokuz, kimisi ise on üç yıl önce dinlemiş favori şarkılarımı. Düşünüyorum, evlendiler mi acaba? Yoksa müzik zevkleri mi değişti, yoksa hesabının şifresini mi unuttular? Yoksa artık yaşamıyorlar mı?
“Hep yeniden gelmek zorunda mıdır sabah?
Hiç son bulmaz mı yeryüzünün gücü?
Uğursuz bir koşuşturma kemirmek zorunda mıdır
Gecenin cennetsi uçuşunu?
Hiç sonsuza kadar yanmayacak mı
Aşkın o gizli kurban ateşi?
Biçilmişti ışığa zamanı
Ve uyanıklığa
Ama amansızdır gecenin hükümranlığı,
Uykunun süresi, sonsuzluktur.
Ey kutsal uyku!
Cimri davranma mutlu etmekte
Geceye adanmışları -
Dünya halinin bu koşuşturmasında.
Yalnızca delilerdir seni yanlış tanıyanlar
Ve başkaca uyku bilmezler
Senin acıyarak üstümüze örttüğün
Gölgeden başka
O hakiki gecenin karanlığında.”
(Novalis - Geceye Övgüler s.22)
Her geçen gün hayallerimden biraz daha uzaklaşıyorum. Olmayı istediğim kişiyi hayal bile edemiyorum. Yaşım geçiyor, saçlarım beyazladı ve ben hâlâ olduğum yerdeyim. Üstelik hayatta kalmaya çalışıyorum. Yaşadığım sıkıntılardan dolayı tezimi bitirememiş olmam beni daha da üzüyor.. Nasıl ve ne şekilde mücadele edeceğimi bilmiyorum artık. Sürekli düşmekten yoruldum, sürekli ayağa kalkmaktan yoruldum, hayatıma giren çoğu insanın bir üzüntü bırakıp gitmesinden yoruldum. Sanırım her şeyden yoruldum ve uzun uykular bile artık rahatlatmıyor. Sanırım çıldıracağım…
“Bunları yazmakla çıldırmaktan kurtulunur mu?”s.231
İçimdeki hissizliği bir nebze anlamlandıran şarkılar oldu. Bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki bana yardımcı oldukları kadar, sizlere de olurlar..
“Bob Seger - Turn The Page (live in detroit 75)” Eskisi gibi dinlemiyor olduğumu fark ettim..
“Camel – Spirit of the Water” derin aurasıyla insanı büyülüyor. Ölmeden canlı dinleyebilmek dileğiyle..
“Pearl Jam - Garden” I will walk with my shadows flag into your garden.. albümün en sevdiğim parçasıdır..
“Led Zeppelin - No Quarter” yeryüzünde hiçbir insan bu parçayı dinlemeden ölmemeli. Özellikle madison square 73 konseri. Daha önce hiç böylesine berrak bir ses duymadığınıza yemin edebilirim. Keşke 10 değilde 20 dk olsaydı...
“Joy Division - New Dawn Fades” bana yaşımı utandıran sanatçı, Ian Curtis.. bazen son fotoğrafına bakıyorum, o gözlerindeki hüzün, o donuk bakış. Umarım şu an huzurlusundur.
“TOOL – 10,000 Days” Sakinliği yüksek ritimde dinlemek istediğimde bana çok yardımcı oldu. İçimde açığa çıkmamış Maynard enerjisi var. (dipnot: hiçbir Tool parçası baştan sona dinlenmeden kesilmemelidir)
“Dirk Maassen & Luliby – Afterglow” Çello'nun büyüsüne inananlardanım. Hüzünlü ama derin bir eser. Çok uzun zaman önce burada paylaşmıştım. Muhtemelen kimse umursamadı :)
“Erkin Koray – İnat” bir solo insanı nasıl etkiler diyebilirsiniz, belki de ben fazla anlam yüklüyorum bilmiyorum. Toprağın bol olsun erkin koray..
“Zgaer and Evans - In the Year 2525” çok kıymetli bir arkadaşım sayesinde keşfetmiştim. Filmim olsaydı da karakterlerime zorla söylettirseydim..
“Sade - Pearls” kendisine olan sevgim hiç azalmadı. Harika bir kadınsın Sade..
“Elena Ledda - Fizu 'E Su Mundu” yıllar önce insanlara önerirken etkilenmediklerini fark ederdim. Fazla anlam yüklediğimi sanırdım. Ama bugün geriye dönüp bakınca az bile yüklemişim. Çok dingin bir ses..
“Zeki Müren - Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun” Ne kadar arzu ederdim, o latif ve müstesna gönüllü şahsiyet huzuruma teşrif etseydi de o paha biçilmez, o ruhu besleyen kıymetli nasihatlerini bendenize lütfetseydi, ah keşke..
“Dio - As Long As It's Not about Love” vazgeçilmezimin olmadığı bir öneri kabul edilmez. Yattığın yer incinmesin. Mümkünse new york 2000 konserini dinleyin.
Ve son olarak emektarım, her zaman ki gibi beni yalnız bırakmayan “Black Sabbath - Solitude” benim için çoğu insandan daha değerlisin. Mezarımın başında çalınsın istiyorum..
"Artık manasız kaldı ismim, kapandı bahtım,
Geleceğimin üstü kuytu ormanlarla kaplı.
Gün ışığı çok uzak, bulutlarsa gitmez oldu;
Ne varsa sahip olduğum, şimdi hepsi kayboldu.
Ah, nerelere gideyim, ne yapayım ben?
Hiçbir şey iyi gelmez bana seni düşünmekten başka.
Sen güldün kalman için yalvardığımda sana;
Ben bırakmadım ağlamayı sen gittiğinden beri,
Gittiğinden beri, gittiğinden beri.
Bu dünya yalnız bir yer ve kendimizle baş başayız.
Eve döneceğim sanırım, oturup sızlanacağım.
Ağlamak ve düşünmekten başka yaptığım yok,
Hatıralar bana seni anımsattı,
Seni anımsattı,
Seni anımsattı…"