"Yüreğimizden gelen doğal, yapmacıksız duyguları zorla bastırmadığımız sürece insanın içinde diğer canlıları öldürme ve canını yakmaktan nefret etme duygusunun var olacağı açıktır. Ve yine hiç kuşku yok ki, insanlar yedikleri hayvanları bizzat kesmek zorunda kalsalardı, çoğu et yemekten vazgeçerdi." (Sayfa…devamı"Yüreğimizden gelen doğal, yapmacıksız duyguları zorla bastırmadığımız sürece insanın içinde diğer canlıları öldürme ve canını yakmaktan nefret etme duygusunun var olacağı açıktır. Ve yine hiç kuşku yok ki, insanlar yedikleri hayvanları bizzat kesmek zorunda kalsalardı, çoğu et yemekten vazgeçerdi."
(Sayfa 15)
İranlı yazar Sadık Hidayet'in 1926-27 yılları arasında, 24 yaşında iken yayımladığı inceleme eseri. Kendisini daha önce okuyanlar bilirler, çocukluğunda kurban bayramı sonrası vejetaryen olmuş ve hayvanları öldürmenin; İnsanın doğrudan ete bağlı olmasını saçma olduğunu düşünüp, kendi geleneklerinden feragat etmiştir.
Kitabı okuma sebebim diyet yapıyor olmamdan dolayı et tüketmemem ve garip bir şekilde eksikliğini hissetmemem. Bu kafamı karıştırdı, Vejetaryenlik üzerine bir şeyler okumanın iyi olacağını düşündüm ve yine kurban bayramı öncesine denk geldi. Çünkü geçen yılda bayram öncesi "Earthlings (2005)" belgeselini izleyip, uzun bir süre et yiyememiştim. (bu gönderiden bağımsız o belgeseli şiddetle tavsiye ederim.)
Kitaba dönecek olursak Sadık Hidayet, biraz sinirli bir şekilde kaleme almış. Çoğu konuda hak verdim. Bundan yaklaşık 100 yıl önce bile hayvanlar korkunç bir şekilde öldürülüp tüketilmiş. Bu dönemi tahmin etmek çok güç. Bundan sonraki sürecinde düzeleceğini sanmıyorum.
Hayatı etle geçmiş biri olarak kendimi sürekli sorguladım. Ne kadar olumsuz yönlerini görsem de yemeye devam ettim ve sonraki süreç için de kendime söz veremiyorum. Bu durum kafamı çok kurcalıyor. İyi bir insan mıyım? sorusunu sorduruyor sürekli. Hayvanların sırf benim zevkim için öldürülüyor olması normal değil. Buna rağmen çoğu insanın (ben dahil) hala tüketiyor olması korkunç.
Kitapta Hidayet, sürekli olarak geçmiş dönemde yaşamış insanların besinlerinden bahsediyor ve haklı görünüyor. Vejetaryenliğin insan sağlığı için daha olumlu olduğu bilimsel olarak da gözlemlenmiş ancak bizim göz açlığımız bunu kabullenecek gibi görünmüyor.
Kitabın eleştirdiğim tek yönü bilimsel verilerin kaynak açısından yetersiz oluşu. İnceleme yerine direkt bilimsel araştırma (makale veya tez gibi) olsaydı çok daha iyi olurdu. Zira özellikle 1000kitap gibi uygulamalarda baya eleştirilmiş ama eleştirilmesinin sebebi bu değil. Yurdum insanı sırf et yiyebilmek ve arada vicdanını da rahatlatmak için adama sallama gereği duymuş ama bu onları (veya bizi) haklı çıkarmıyor.. Bazı şeyleri kabullenmek lazım.
23 nisandan beri (diyet nedeniyle) et tüketmiyorum, şimdilik sorun yaşamadım. Bundan sonra da yaşayacağımı sanmıyorum ama eti çok seven biri olarak tekrar yemeye devam edecek olmam üzüyor. Düşük ihtimal olsa da vejetaryen kalmaya devam edebilirim ama kendimi bildiğimden söz veremiyorum. Umarım eti bırakabilirim. Fazla detaya girmedim ama bu diyet süresince kendimi daha dinç hissettim. Sizde bir deneyin.. Kitabı da okumanızı öneririm. Okumaktan zarar gelmez.
Beğendiğim ve üzerine düşündüğüm bazı alıntılar;
"Öyle kimseler vardır ki bir hayvanı incitemezler, ama dolaylı olarak başkalarını bu zarif işe zorlarlar. Et yiyen herkes hayvanı bizzat öldürsün ya da bu kişiler gidip ömürlerinin bir saatini o güzel manzarayla geçirsin bakalım. O leziz yiyeceklerin kendileri için nasıl hazırlandığını görsünler! Allahtan, işledikleri toplu kıyım cinayetleri gözden uzak olsun diye mezbahaları şehir dışına kuruyorlar. Mezbaha iki ayaklı hayvanın icadıdır. Hiçbir yırtıcı ve kan dökücü canlı, yemini bu denli rezilce yemez! İnsan, kurtların ve yeryüzündeki kan dökücü canlıların yüzünü ağartmıştır!"
(Sayfa 16)
"İnsan içgüdüsel olarak ölüm görmekten ve kanlı yiyeceklerden nefret eder. Tat alma duygusu henüz bozulmamış çocuk, eti nefretle uzaklaştırır kendinden. Fırsatını buldu mu, meyveyi aşırır. Yiyecekleri arasında meyve az olunca, bu tatlı ve sade yiyecek yerine ona benzeyen veya şekerleme, pasta gibi onun tadını andıran ne varsa hırsla ele geçirip tat alma duygularını aldatır. Bu istek köpek veya kedi yavrularının bir parça kemik için birbirlerine hırlayıp onu zevkle yutmaları kadar doğaldır. Ama insan yavrusuna et yedirilirse, o da etobur olur."
(Sayfa 22)
"Hindistan'da vejetaryen insanlar arasında kanser nadir görülür, ama et yiyenler sürekli bu hastalığa yakalanırlar. Mısır'da şehirli Kiptiler et yer; fellahlar vejetaryendir. İrlanda'da güneydoğu halkı vejetaryenken, Ulster halkı İngilizlerin yiyeceğini yer ve kanser yaygındır onlarda. Yiyeceklerindeki bu kuraldışılık yüzünden ağır kayıplar verirler."
(Sayfa 40-41)
"İnsan yapay ve uydurma yiyeceklerle sağlığını yitirerek bedensel olarak çökmeye başlar. Kısa zamanda türlü hastalıklarin tohumları gelişme gösterir, beden fizyolojik yönden uyumunu yitirir. Yaban hayvanının güzelliği ile evcil hayvanın çirkinliği ne ise, şehirli uygar insan ile doğanın kucağında yaşayan köylü insan arasındaki oran da o ölçüdedir. Bazı kişiler görürsünüz. Küp gibi şişmişlerdir. Yüzlerinden kan damlar. Gözlerinin çevresinde mor halkalar oluşmuştur. Başları kel, karınları sarkmıştır ve yürüyemezler. Terlerler ve nefes nefesedirler. Ya da kansızlıktan yüzlerinde renk yoktur ve mezar kaçkını gibidirler."
(Sayfa 41)
"Gerçek üstünlük kalpten geliyorsa, herkesin et yemeyi terk etmesi gerekir. Çünkü ne güçtür, ne de olanaksız bir şeydir. Bahane bulanların çoğu bunu cahillik, hurafeler ve gülünç duruma düşme korkusundan yaparlar. Vejetaryenliğin, bunun aslını bilmeyen kişilerce alay konusu olduğunu söylemek gerek. Biz nasıl atalarımızın sade yaşantısına gülüyorsak, bir gün gelecek, yeni nesiller de bizim hurafelerimize gülecek."
(Sayfa 48)
"İnsan zaman zaman bazı hayvanları besliyor veya seviyorsa bu, yaşama saygısından ve ahlak duygusundan değil, sadece kendi bencilliğinden ya da onlardan çıkarı olduğundandir. Bu, onları yeme vaktine kadar devam eder. Gerçekte aldatıcılık, ikiyüzlülük ve alay insana özgüdür."
(Sayfa 53)
"Birçok kişi etin insan bedeni için gerekli olmadığına ikna olduktan sonra acı bir umutsuzluk içinde, sanki kurda saman yenilmesi önerilmiş gibi, "Peki ne yiyelim?" derler. Ama hiçbir şey bu kadar kolay değildir. İradesine hakim olan kişi et yemekten uzak duracaktır. Korkak, cahil ve hurafelere inanan kişiler, gerçek hissedilir şekilde açık olsa da, bahane ararlar ve işi yokuşa sürerler. Bunlar hiçbir delili kabul etmezler. Korkak ya da tereddütlü olup da bu görüşü uygulamaya dökmeden kabul edenlere diyeceğimiz yok. Yemek pişirme sanatı hakkında bilgi sahibi olmadığım için bu konuda bir kitap yazamam. Dolayısıyla bu işi başkalarına bırakıyorum. Et yerine, onun yerini tutması için bol miktarda sebze yenilmesi gereğini ileri sürenlere gelince, bitkisel yiyeceğin çok yenilmesi hiç de gerekli değildir. Çünkü bitkisel yiyecekler bol olduğu için sık sık çeşit değiştirmek mümkündür. Bunlardan ceviz ve badem gibi bitkiler hacimleri küçük olmasına rağmen etten daha çok besleyici ve kuvvet vericidir. İyi bir seçimle küçük hacimli ama çok kuvvet verici besin hazırlanabilir. Öte yandan hayvansal yiyecekler daha çok uyarıcıdır ve fazla miktarda ekmekle yenildiği için midedeki hacmi de büyür. Oysa fasulye, nohut, mercimek ve bakla gibi hububat mükemmel yiyeceklerdendir. Bunların yüz miskali, tek başına 100 miskal et ve 120 miskal ekmeğe denktir.
Çok gülünç olan bir şey de şudur: Tanrı'nın bazı otobur hayvanları, tüm doğa kanunlarının hilafına, insanların öldürüp yemeleri için yarattığı sanılır. Oysa, aslan ve kaplanın beslenmesi için Tanrı insanı yaratmıştır dersek, gerçeğe daha yakın olur. Hayvanın ayakları ve başı kelle paça pişirmek için yaratılmıştır diyebilir miyiz? Bağırsakları, içine et ve kan doldurulup alkolik mezesi, midesi de işkembe çorbası yapılmak için yaratılmıştır diyebilir miyiz?"
(Sayfa 69)
"Unutmamalıyız ki hayatı zehreden şey "yaşamak için savaşmak" değil, incir çekirdeğini doldurmayacak anlamsız şeylerdir. İnsan yapmacık sevinçlerden ve saçma sapan şeylerden elini çekip de şu kanlı para tutkusunu bir kenara bırakırsa, hayatın ışık, hava, su, yiyecek gibi en önemli unsurlarını ona verdiğini anlayacaktır. Bütün bu öldürmeler, hilekârlıklar anlamsızdır. Bunu anlayan kimse bir daha her şeyi sahiplenip spekülasyon yapma sevdasına düşmeyecektir."
(Sayfa 66)