Spoiler içeriyor
- 29.05.2025 - 02.06.2025 - Ruhumun dünya sürgününde çok yorulduğu vakitlerdeyim bu aralar. Oturduğum yerden kalkmak, insani ihtiyaçlarımı gidermek bile zor geliyor bazen. Ruhum sanki grip olmuş gibi, yaptığı hiçbir aktiviteden tam bir keyif alamıyor, beslendiği şeylerin tadını alamıyor. İşte…devamı- 29.05.2025 - 02.06.2025 -
Ruhumun dünya sürgününde çok yorulduğu vakitlerdeyim bu aralar. Oturduğum yerden kalkmak, insani ihtiyaçlarımı gidermek bile zor geliyor bazen. Ruhum sanki grip olmuş gibi, yaptığı hiçbir aktiviteden tam bir keyif alamıyor, beslendiği şeylerin tadını alamıyor. İşte böyle bir dönemde yıllar önce okuduğum bu kitabı tekrar okudum. Yanlış hatırlamıyorsam ilk okuyuşum 2018 yılındaydı. Tabii o zamanlar bu denli bir okuma olgunluğuna sahip olmadığım için verilmek istenen mesajları tam anlamıyla anlamamıştım, şimdi çok daha iyi anladım.
Paulo Coelho, Brezilyalı bir yazar ve bu kitabı da 1998’de yayımlanmış. Bu kitabın otobiyografik yönü oldukça fazla çünkü yazar kendi hayatından birçok şey yansıtmış. Paulo Coelho da yaşamının bir döneminde ailesi tarafından birçok kez akıl hastanesine yatırılmış. Ailesi onun sıradışı davranışlarının olduğunu düşünüyormuş. Kitaptaki Villet akıl hastanesi de kendi kaldığı hastaneden esinlenilmiş biraz. Ayrıyetten Coelho da elektroşok tedavisi görmüş. Hatta kitapta karşılaştığımız bazı karakterler bile klinikte yattığı süreçte tanıştığı insanlardan esinlenilmiş.
Kitabın konusuna gelirsek, Veronika adındaki karakterimiz intihar ediyor ancak ölmüyor, bu teşebbüsünden sonra hastaneye yatırılıyor. Hastanedeki doktoru, yüksek dozda içerek intihar ettiği hapların onda kalıcı hasar oluşturduğunu bu yüzden az bir ömrünün kaldığını söylüyor ve biz de Veronika’nın kalan ömrünü okuyoruz aslında. Başlarda buna sevinse de, zaman geçtikçe aslında yaşamayı istediğini fark ediyor. Kitabın asıl can alıcı kısmı ise doktorun Vitriol ismini verdiği şeyle alakalı. Ki Vitriol kelimesi simyada ve spiritüel alanlarda “içe dönüş, arınma” anlamına geliyormuş. Meğerse doktorumuz yaptığı bir tez çalışması için Veronika’nın kaçınılmaz bir vaka örneği olduğunu fark etmiş. Onu ölümle burun buruna getirerek yaşamın anlamını fark ettirmeye çalışmış ki başardı da. Aynı zamanda hastanedeki diğer hastalar da Veronika’daki değişimler sayesinde sorgulamaya başlıyorlar her şeyi.
Ben kitabın en çok delilik kavramı üzerine duruşunu sevdim. Tabii ki şizofreni, bipolar bozukluk, sosyopatlık gibi ileri seviye ruh hastalıklarını güzelleme yapmak yanlıştır, tıbbi müdahale gerektiren hastalıkları tenzih ederek söylüyorum. Toplumun “deli” diye nitelendirdiği çoğu insan, normlara uymayı reddetmiş insanlar oluyor. Sokakta çılgınca dans eden birini gördüklerinde ya da giyim tarzı biraz farklı olan biri gördüklerinde hemen “deli” yaftası yapıştırılıyor. Aslında kimsenin zihninde bir sorun yok, bunu ayırt etmeyi öğrenemedi toplumlar. Coelho da bu kitabında sık sık bu konuya değiniyor, aslında çoğu insan biraz delidir düşüncesine çıkıyor kapı. Ben de katılıyorum buna, çoğu insan örf, adet ve geleneklere karşı çıkamadığından kendi ruhunu örtpas ediyor çoğu zaman. Elalem ne der diye düşünmekten canımızın istediğini yaşamıyoruz, sonra da o kafeste sıkışıp mutsuzluğumuzda çırpınıyoruz. Ben de çok sıkkınım bu durumdan, en basit örnek olarak; gündelik hayatımızda sohbet dahi etmediğimiz insanları bayramlarda aramak zorunda olmak, aşk hayatımızın veya meslek hayatımızın hesabını akrabalara vermek gibi. Geleneklerimizi ve ailevi bağlarımızı korumak adına konulmuş bu yazılı olmayan kuralları oldukça severim ancak bunlar bence bireyselliği öldürmeyecek kadar olmalı. Özellikle de bizim toplumumuzda bu kavramlar birbirine girmiş durumda diye düşünüyorum. Delilik kavramının toplumsal süreci cadılık kavramıyla benzer geliyor bana. Alışılagelmiş kadın özelliklerinin biraz dışında olan, bilimle veya simyayla uğraşan kadının direkt cadı olarak değerlendirilmesini anımsatıyor. Umarım ruhumuzu çürüten tüm bu prangalardan kurtuluruz bir gün.
Kitapta Paulo Coelho’nun, normlara boyun eğmemesi yüzünden deli diye lanse edilmesine, öz benliğinin susturulmaya çalışılmasına olan isyanını okuyoruz bence. Ki kitabın sonunda da ölen kişi Veronika değil, “normalci zihniyet” olmuştur.
Bazı insanlar nasihat verir dilde olan kitapları sevmeyebilir ancak ben bayağı seviyorum. Paulo Coelho’nun yazım dili de bence okuyucusuna nasihat veren bir dilde, kitabı okurken altını çizecek bir sürü cümle buluyorsunuz. Ki zaten seneler önce Simyacı kitabını da okumuştum, orada da yazım dili benzer şekildeydi. Ayrıyetten sayfa 96’daki gerçekliğin tanımı ve kravat örneği çok anlamlıydı. Sayfa 174’teki saat örneği de çok güzeldi.
“Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor.”
“Yaşamı boyunca pek çok kez fark etmişti Veronika, tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen korkunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi, ama işin gerçeği, başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.”
“Kendilerini normal sanıyorlar, çünkü hepsi hep aynı şeyleri yapıyorlar. Ben de işte, onların kuyusundan içmiş numarası yapacağım.”
“Onur da neymiş? Herkesin seni iyi, terbiyeli, insan sevgisiyle dolu sanması isteği yalnızca. Doğaya karşı saygı duy biraz, hayvanlar üzerine yapılmış birkaç film izle de nasıl bir yaşam savaşı veriyorlar gör.”
“Delinin biri kışın da çiçek yetiştirilebileceğine karar vermiş, böylece günümüzde Avrupa’nın her yanında yıl boyu gül bulabiliyoruz.”
“Kimsede daha fazlası yok, şimdiki zaman ise her zaman kısadır. Tabii bazı insanlar, bir sürü şeyler biriktirdikleri bir geçmişleri ve daha bir sürü şey biriktirebilecekleri bir gelecekleri olduğuna inanırlar, o başka.”
“Veronika sordu: ‘Gerçek “ben” nedir?’
‘İçindeki sen, başkalarının biçimlendirmediği sen.’“
“‘İyileştim mi?’
‘Hayır. Siz farklı bir insansınız, ama herkes gibi olmak istiyorsunuz. Bu da, bana kalırsa, ciddi bir hastalıktır.‘“
“ ‘Dünya, çabalarımın değerini bilmeyecektir,” dedi kendi kendine. Anlaşılmamaktan gurur duyuyordu, çünkü tüm dahiler bu bedeli ödemişlerdi.’ “
“Tıpkı hapishanelerin hiçbir mahkumu düzeltemedikleri -yalnızca onlara yeni yeni suç yöntemleri öğretebildikleri- gibi, hastaneler de hastaları tümüyle gerçekdışı bir dünyaya alıştırırlardı, çünkü buralarda her şeyi yapabilir, davranışlarının sorumluluğunu almak zorunda kalmazlardı.”
Puanım: 10/10