AAAUUUUUUU🐺 YAŞASIN IRKIMIZ ÇİNE BEDEL KIRKIMIZ SÖYLENİR TÜRKÜMÜZ ÇAĞLARDAN ÇAĞLARA! ''Bu giriş ne alaka?'' demeyin, kurt murt görünce benim Türkçülük damarlarım kabardı. AUUUUUUUU! Tamam tamam, çok uzatmadan kitaba geçelim. Buck, konakta yaşayan evcil yaşama alışmış, dış dünyayı tam anlamıyla tanımayan…devamıAAAUUUUUUU🐺 YAŞASIN IRKIMIZ ÇİNE BEDEL KIRKIMIZ SÖYLENİR TÜRKÜMÜZ ÇAĞLARDAN ÇAĞLARA! ''Bu giriş ne alaka?'' demeyin, kurt murt görünce benim Türkçülük damarlarım kabardı. AUUUUUUUU! Tamam tamam, çok uzatmadan kitaba geçelim.
Buck, konakta yaşayan evcil yaşama alışmış, dış dünyayı tam anlamıyla tanımayan bir köpektir. 'Altına Hücum' döneminde büyük köpekler değerlenir. Konağın bahçıvanı Buck'ı kaçırıp satar, satılıp kızak köpeği yapılan Buck dış dünyayı, acımasızlığı tanır ve yüzleşir.
Kitap yalnızca bir köpeğin gelişimini, değişimini değil; özgürlüğü, tutsaklığı, köleliği, gücü, zayıflığı, şiddeti, merhameti, direnişi, uyanışı da anlatır. Derin bir felsefik yorum sunar.
Kitap bir köpeği anlatır, ama insanı duygular, davranışlar, düşünceler taşır. Jack London sanki bütün bunları yaşamış ya da yaşayan birine tanık olmuşta kitap daha farklı, daha sert, daha vahşi olsun diye köpeklere uyarlamış gibi. Okurken o hissiyatı verdi bana.
Buck, doğadaki yaşamında ya acımasız ya da aptal sahiplerin eline düşüyor. Tek sevdiği sahibi onu son sahiplenen John Thorton oluyor. John, merhametli, sevecen oldukça iyi kalpli bir adam. Buck John'a bağlanıyor, John'da Buck'a aralarında sarsılmaz derin bir sadakat oluşuyor. Fakat Buck onun yanında da kalmayı tercih etmiyor, çünkü çoktan özgür olmaya, vahşi doğaya, gücünü göstermeye alışmış. Bu da atalarından içgüdüsel olarak gelen özgürlük arayışının bir yansıması aslında.
Atalardan içgüdüsel olarak gelen duygular davranışlara gelmişken bunun üstünden Buck'ın değişimini, içindeki vahşi tarafın uyanışından bahsedelim biraz. Buck, kızak köpeği olduğunda kölelikle tanışıyor, arka planda kalıyor, şiddet görüyor, eziliyor. Fakat pısıp kaderine razı gelmek yerine kendini ezmeyi çalışanlara dişini göstermeyi, gerektiği yerde de ezmeyi tercih ediyor. Bu da aslında her ne kadar bu yaşama alışkın olmasa da doğası gereği kendisini korumayı, saldırganlığı içinde taşıdığını gösteriyor. Buck'ın yaşadığı her olay, yediği her sopa, karşılaştığı her zorluk kavga ettiği her köpek onu daha güçlü, daha sert yapıyor. İçindeki vahşi Buck'ı uyandırıyor. Buck köleyken liderliği ele alıyor, tutsakken özgür oluyor. Bütün bunları kendi çabasıyla elde ediyor. Buck'ın değişimini yükselişini okuyunca aklıma şu söz geldi: "Bir bakmışsın Yusuf kuyuda zordadır, bir bakmışsın Yusuf Mısır'a sultandır."
Sert kışı okurken bile hissettiren, betimlemesiyle uslübüyle, şiddeti, kavgayı, direnişi, hikâyeyi anlatma tarzıyla karakterle empati kurmayı sağlayan eser bir çırpıda okunabilecek bir yazı diline sahip. O kadar sürükleyici ki... Kitabı bir kez elinize aldığınızda sonunu görene, daha doğrusu okuyana kadar bırakmak istemeyeceksiniz. Vahşetin Çağrısına kulak verin. Çünkü o çağrı içimizde saklı kalmış duygulara, ruhumuza da sesleniyor. Bir uluma duyarsanız sakın korkmayın, kim bilir Buck bir yerlerde direnişini gösteriyordur... Ya da direnişi, uyanışı anlatan başka Buck'lar vardır...