Yine aradan uzun zaman geçtiği için yorumunu yazmaya üşendiğim bir kitap olduğunu belirtmek istiyorum çünkü ne yazacağımı bilmiyorum. İnsancıklar'ı okuduktan sonra Dostoyevski'ye hatta Rus edebiyatına biraz ara vereceğimi söylemiştim fakat kendimi tutamayıp bu kitabı da okumaya başladım. İnsancıklar kadar yorucu…devamıYine aradan uzun zaman geçtiği için yorumunu yazmaya üşendiğim bir kitap olduğunu belirtmek istiyorum çünkü ne yazacağımı bilmiyorum.
İnsancıklar'ı okuduktan sonra Dostoyevski'ye hatta Rus edebiyatına biraz ara vereceğimi söylemiştim fakat kendimi tutamayıp bu kitabı da okumaya başladım.
İnsancıklar kadar yorucu bir kitap değildi bu yönünü sevdim fakat Suç ve Ceza gibi de derin olduğunu düşünmüyorum. Tabii yazar kitabı 25 günde yazmış ve haliyle bu iki kitabı kıyaslamak doğru olmaz farkındayım hatta İnsancıklar'dan sonra iyi ki okudum dedim çünkü okumasaydım yazar ile ilgili düşüncelerim çok farklı olacaktı.
Öncelikle çok rahat okunuyor gerçi bu yayınevini çok beğenmedim ama ona rağmen beni çok rahatsız etmedi.
Yıllar önce bir hocamız "İnsanları anlamak istiyorsanız Dostoyevski okuyun." diyordu. Sanırım ne demek istediğini anlamaya başladım. Evet tüm kitaplarını okumadım ama okuduklarımda da insan psikolojisini ve bazı durumların nedenlerini güzel bir şekilde aktardığını düşünüyorum. Yani bir insan neden kumar oynar ya da bir insan neden suç işler gibi durumları nedenleri ve sonuçlarıyla güzel bir şekilde aktarıyordu.
Bu kitapta da adından anlaşıldığı gibi kumar masasına düşen bir insanı görüyoruz hatta birçok insanı. Generalin çocuklarına öğretmenlik yapan Aleksey aynı zamanda generalin üzey kızına da aşıktı fakat bu kız yani Polina, Aleksey'in duygularını biliyor ve bunu kullanarak istediklerini yaptırmaya çalışıyordu diye hatırlıyorum. Daha sonra Polina'nın parasını alıp rulet oynamaya gidiyor ve iki katıyla döneceğini söylüyordu bu kısmı Mentalist dizisini izlerken Jane'de Lisbon için yapmıştı ve o sahnede kitapta atıf yapıldığını düşünüp biraz mutlu olmuş olabilirim.
Kitapta gerçekten bir kumarhaneye giriyormuş hissine kapılmıştım hatta rulet sesi, kazanan insanların kahkahası, kahbedenlerin küfürleri, o ferah görünen ama aynı zamanda boğucu olan atmosfer... Hepsi gözümde canlanıyodu. Hayatımda hiç kumarhaneye gitmedim ama ben de oradaydım ve köşede blackjack oynuyordum (Bu oyunu zorla öğretmeye çalışan arkadaşıma teşekkürlerimi iletiyorum o olmasaydı ne yapardım jdıfjdgnf)
Tabii kitapta kumara özendirme durumu yok çünkü kumara aşırı bağlanan karakterler bir süre sonra hem parasını hem de kendini tüketti bunu net bir şekilde gördük.
Favori karakterim generalin annesiydi. Onun olduğu bölümlerde çok güldüm, biraz tuhaf bi karakterdi. Kadın bağıra bağıra konuşurken onun yerine ben utanmış olabilirim ama kitaba renk kattığını düşünüyorum.
Kitap ile ilgili hatırladığım şeylerden biri de Alman, Fransız, İngiliz ve Rus karakterlerin olması ve her millet için genel bir izlenim olduğuydu. Mesela Ruslar keyiflerine düşkün oluyorlar ve emek harcayıp bir şeyler elde etmektense hazıra konmak işlerine geliyordu ya da Almanlar için disiplinli ve ciddi insanlar olduğuna değiniyor, Fransızlar için de çıkarcı bir millet olduğunu söylüyordu yazar. Acaba orada bir Türk karakter olsaydı onun için ne derdi?
Bu arada Dostoyevski'nin kumar borçlarından muzdarip olduğunu bilmeyen yoktur. Aleksey karakterinde de kendinden izler vardı, bu yüzden otobiyografik özellik taşıyan bir kitaptı.
Genel olarak beğendim güzeldi, tavsiye ederim.