Şimdi hiç bilmediğim bir konuda soru soracağım beni biraz bilgilendirirseniz çok iyi olur ya. Marvel'in çizgi roman sırası var mı ya da en çok beğenilen çizgi roman hangisi? Hediye almak istiyorum ama hiç bilgim yok yardımcı olursanız çok sevinirim
Spoiler içeriyor
Son zamanlarda gerçek hayat hikayeleri izlemek ekstra hoşuma gidiyor ve bu da biyografi türünde olduğu için "Amaan izle artık, listende çürüdü Beyza!" diyerek boş bulunduğum bir ara izlemiş olduğum bir film. Gerçek adı Ford v Ferrari olan ama dilimize ne…devamıSon zamanlarda gerçek hayat hikayeleri izlemek ekstra hoşuma gidiyor ve bu da biyografi türünde olduğu için "Amaan izle artık, listende çürüdü Beyza!" diyerek boş bulunduğum bir ara izlemiş olduğum bir film.
Gerçek adı Ford v Ferrari olan ama dilimize ne alakaysa "Asfaltın Kralları" olarak geçen bu film bir filmdir deyip yorumuma başlayayım hahsjkf
Asfaltın Kralları denilmesinin nedeni ne hiç bilmiyorum ama ben izlemeden önce Ferrari ile Ford'un karşılıklı rekabetini göreceğim sanıyordum lakin sadece Ford'un yükselişini, Ferrari'nin hiçbir şey yapmadan yarışlara gidip gelmesini seyretmişiz gibi hissettim.
Bu filmde Ford'un Ferrari'ye karşı yükselişinin yanı sıra arka planını da görüyoruz diyebiliriz. Yani her sektörde bir kurtlar sofrası olduğunu biliyordum ama bu şekilde izlemek tuhaf hissettirdi. Rahatsız oldum, sanki orada emeği görünmeyen benmişim gibi hissettim.
Gerçi Shelby'nin çabaları olmasaydı Ken Miles'i hiç göremeyecektik, tanımayacaktık ya da Ford'un adını bile duymayacaktık bilemiyorum.
Vazgeçtim yine duyardık yaa. Le mans yarışlarında olmasa da başka bir şeyde duyardık muhtemelen. Kurtlar sofrasını hafife almamak gerekiyor.
Öğrendiğime göre Le Mans yarışları 1923 yılından beri her yıl Fransa'da gerçekleştirilen 24 saat boyunca gece-gündüz, hava koşulları, yağmur, sis fark etmeksizin bir sürücünün en uzun yolu kat etmesine dayanan bir yarış sistemi.
Bu yarışı 1960 yılından itibaren üst üste kazanan Ferrari'yi, Ford'un sahibi satın almak istiyor fakat Enzo Ferrari markayı satmak bir yana 2. Henry'e de hakaret üstüne hakaret edip teklifi geri çeviriyor. Durum böyle olunca da Ford'un gözünü hırs bürüyor ve Le Mans yarışlarında Ferrari'yi alt edebilecek bir araç tasarlamaya çalışıyor.
Bunun için de Carroll Shelby ile anlaşmaya varıyor. Carroll Shelby de zamanında yarışlara katılan bir yarış pilotuydu fakat kalp hastalığından dolayı pisti terk etmek zorunda kalmış olsa da tüm ilgisini araba tasarlamaya ve mühendisliğe yöneltmişti.
Shelby, arkadaşı Ken Miles'e bu işte ortak olmayı teklif ediyor. Ken Miles de ilk başta kabul etmese de hayatındaki gelişmeleri göz önüne alarak bir şekilde bu işe ortak oluyor neysee.
Bu ikili bir yarış arabası tasarlıyor ve yarışta da sürücü koltuğuna Ken Miles'in geçeceğini düşünüyorlar çünkü o da hem arbaların ruhundan çok iyi anlıyor hem de yarış pilotlu olarak çok iyi bir seçenek fakat iş yöneticiler kısmında biraz farklı ilerliyor. Miles biraz asabi bir karakter olduğu için onları iyi temsil edemeyeceklerini düşünüyorlar ve onun yerine bir başkasını gönderiyorlar. Miles'ın yarışı radyodan takip ettiği kısım biraz üzücüydü yaa 😢
Neyse ki yarışı kazanamıyorlar.
Bu sefer nerede hata yaptıklarını gözden geçirip yarış arabasını son hale getiriyorlar Shelby'nin de çabalarıyla (2. Henry'i yarış arabasına bindirip o hızı tattırarak korkutmak gibi) Ken Miles'in yarışmasına izin veriyorlar.
Yalnız 2. Henry'nin verdiği tepki o kadar gerçekçiydi ki aynı şeyi ben yaşasaydım nasıl olurdu diye düşündüm ağlamaktan daha büyük tepki verirdim herhalde. Ama o hızı deneyimlemek isterdim.
...
Neyse büyük gün geliyor Le Mans yarışları için Fransa'ya gidiyorlar. Yarış başlıyor ve yarışın ortasında motor arıza veriyor ve motoru değiştirme fikrini öne sürüyorlar çünkü yayınadıkları kılavuzda motor değiştirilemez diye bir madde bulunmuyor ama bunu kabul etmeyen Enzo Ferrari, aynı şey kendi yarış arabalarının başına gelince kabul etmek zorunda kalıyor.
Bu arada Ken Miles diğer arabaları geçmiş ve kendi rekorunu kırarak iyi bir yol kat etmişti istese birinci olurdu fakat yöneticilerden kanı bozuk olanlar üç Ford arabasının da aynı anda bitiş çizgisine yönelmesinin daha iyi bir reklam olduğunu ve "Bakın biz Ferrari'yi ezdik" mesajını vereceğini düşünerek ondan bunu yapmasını istemişti ve Miles ilk başta bu duruma karşı olsa da son anda fikri kabul etti. Üç Ford arabası aynı anda birinciliği kazandı. Buraya kadar her şey normaldi hatta ben de duygulanacak seviyeye gelmiştim fakaat birincilerden biri start çizgisine daha geride başladığını bildirerek aslında en uzun yolu kat edenin o olduğunu belirtti ve yarışı kazandı. Bu kişi de Bruce McLaren oldu.
Yani Ken Miles'in hakkı biraz yenmiş oldu hatta biraz değil bayağı yendi. Haksızlığı da bavula koyup evine gönderdiler resmen.
Zaten yarıştan birkaç yıl sonra da yine bir aracı test ederken kaza edip orada vefat etti.
Ben bunu izlerken acaba kimlerin emekleri böyle bir hiç uğruna görmezden geliniyor diye düşünmüştüm. Bunlar yine görülüp anlatılıyor bir de görülmeyenler var. Çok üzücü..
...
Film gayet güzeldi beğendim. Oyuncuları ayrı yarış sahnelerini ayrı hikayeyi ayrı beğendim yani biyografik türde filmler izlemeyi seviyorsanız tavsiye edilir.
Bu arada Ford'dan nefret ettim yani ilerde bir gün arabam olursa Ford seni eledim bunu bil.
Spoiler içeriyor
İlk filmi ile kıyaslayınca konu bakımından daha derin ve daha güzel aslında ama ilk filminin tadı başkaydı ya. İlkinde odak daha çok McQuenn'de olduğu için ve karakter gelişimini izlediğimiz için daha çok hoşuma gitmişti ama bu filmi de beğendim hatta…devamıİlk filmi ile kıyaslayınca konu bakımından daha derin ve daha güzel aslında ama ilk filminin tadı başkaydı ya. İlkinde odak daha çok McQuenn'de olduğu için ve karakter gelişimini izlediğimiz için daha çok hoşuma gitmişti ama bu filmi de beğendim hatta daha çok merak ettim desem yalan olmaz. Tempo desen vardı, casusluk, ters köşe, komiklik ne arasan vardı ama aklımda hep ilk filmdeki halleri kalacak sanki yaa.
Mesela yine ilkiyle kıyaslayacağım Şimşek McQuenn ilk başta sadece kendini düşünen bir karakterken daha sonra Radiator kasabasında çok şey öğrendi ve arkadaşlığın daha değerli olduğunu falan kavradı bunda tamamız ama sürekli fedakarlık yapması gereken neden McQuenn'di
Hani bazı filmleri çocukken izleyince farklı algılıyoruz büyüyünce de aslında kötü bildiğimiz karakterin de haklı yönleri varmış diyoruz ya bunu izlerken tam olarak bunu düşündüm. Mesela küçükken bu filmi izleseydim "Nasıl olur ya McQuenn çok kötü bir arkadaş." derdim ama bence onun da haklı olduğu kısımlar çoktu. Onun için çok önemli bir yarışta, hele ki arkadaşına çok güveniyorken arkadaşının dalgınlığıyla yarışı kaybetmesiyle tepki vermesini ben haklı buldum ama tabii ki çocuklara bunu empoze etmememiz gerekiyor bu yüzden Mater'e kızdı diye kötü olan McQuenn oldu.
O an boşluğuma mı geldi ne oldu bilmiyorum ama Mater çok sinir bozucu gelmeye başladı yaa o yüzden yorumumu ona göre yapıyorum yoksa Mater'i çok seviyorum tabii jodfrkjgdfs
Neysee konusuna gelecek olursak petrole alternatif olarak allenol adında çevre dostu bir yakıt tanıtılıyor ve bu yakıtın şart koşulduğu bir yarış düzenleniyor. McQuenn'de İtalya'yı temsilen yarışan Francesco'nun meydan okumasını kabul ettiği için yarışa katılıyor. O sırada da ajan Finn ile Holley de yarışı sabote etmeye çalışanları bulmaya çalışıyor derken Mater ile işbirliği falan yapıyorlar. O kısımlar çok komikti.
Film boyunca Mater'a karşı o kadar çok duygu değişimi yaşadım ki anlatamam. İlk başlarda çok sinir bozucuydu ortalarda aşırı komikti ve sonlara doğru ona çokça üzüldüm.
Mater'ın aptal taklidi yaptığını düşünen Finn ve rol yapmadığının farkında olan Mater.. Bir süre buna üzüleceğim😢
...
Film genel olarak güzeldi yaa sevdim sadece McQuenn biraz arka planda kalmıştı ama bu beni pek rahatsız etmedi. Bundan sonraki filmlerde nasıl olur bilmiyorum ama hep bir karakterin ön planda olmasındansa diğer karakterin de başrol olduğu filmler daha çok hoşuma gidiyor. Olaya bir de onları bakış açısından izliyormuşuz gibi hissettiriyor.
Bu arada film ilk başladığında Finn'i görünce Hudson sanmıştım ama öldüğü ima edildi ki zaten Hudson'u seslendiren Paul Newman'da vefat etmiş. Bu bilgiyi öğrendiğimde çok üzülmüştüm yaa 😢Hudson'u seviyordum.
Genel olarak güzeldi tavsiye edilir.
Spoiler içeriyor
Marvel evrenine Avengers ile başlamıştım hatta filmleri çok fazla, hangisini izleyeceğimi bilmiyorum bari tüm karakterlerin olduğu Avengers'i izleyeyim demiştim. Öncelikle benim yaptığım hatayı yaparsanız pişman olursunuz çünkü ben oldum. Mümkünse filmleri kronolojik izleyin en azından olaylar arasında kopma yaşamazsınız. Neyse…devamıMarvel evrenine Avengers ile başlamıştım hatta filmleri çok fazla, hangisini izleyeceğimi bilmiyorum bari tüm karakterlerin olduğu Avengers'i izleyeyim demiştim. Öncelikle benim yaptığım hatayı yaparsanız pişman olursunuz çünkü ben oldum. Mümkünse filmleri kronolojik izleyin en azından olaylar arasında kopma yaşamazsınız.
Neyse Avengers ile başladık Avengers ile bitirelim. Bundan sonra diğer filmleri ya da dizileri izler miyim bilmiyorum çünkü çok maruz kaldım ve yoruldum muhtemelen uzun bir süre ara vereceğim.
İlk izlediğim zamanlarla şu an arasında o kadar fark var ki ilk başlarda kimin kim olduğunu, nasıl bir gücü olduğunu falan hiç bilmiyordum izledikçe anlarım diyordum ama asla anlamıyordum ama şimdi kahramanları o kadar çok benimsedim ki ailem olsa onları bu kadar tanırdım herhalde. Bir de bu filmler sayesinde bi yeğenimle ilişkim çok iyi bir hale geldi yani uzun uzun sohbetler ediyoruz (bazen bilmediğim o kadar çok detay anlatıyor ki dinliyormuş gibi yapıyorum) ve beraber çok güzel vakit geçiriyoruz onu zaten çok seviyordum ama bu süreçte daha çok sevmeye başladım. İlk doğduğunda papucumun dama atıldığını, onu çok kıskandığımı falan her şeyi unuttum bu süreçte jgfjkgfkjgf
Bu arada birkaç gün sonra doğum günü olduğu için ona çizgi roman almayı düşünmüştüm. Hiç okumadığım için pek bir bilgim yok, ne önerirsiniz?
...
Neyse konun dışına çok sapmayalım.
En son Captain Marvel'i izlediğimde kendimi tutamayıp End Game'i de izlemeye başladım ve o kadar çok duygu karmaşası yaşadım ki anlatamam.
Bir ara ağlarım diye düşünmüştüm ama o seviyeye gelemedim. Çok güzeldi ama bazı kısımlar hoşuma gitmedi.
Öncelikle Natasha'yı neden dışladınız? Kadın kendini o kadar feda etti neden ona bir cenaze, tören artık her ne deniyorsa ondan yapmadınız ya da en basiti Tony'ye veda töreninde Natasha'nın adını bile anmadınız? O da Avengers değil miydi neden bir şeyler yapmadınız ben onun ölmesine çok üzülmüştüm yaa.
Yani tamam evrene İron Man ile başladınız ve onunla bitirmek istediğiniz için ona özel tören yaptınız belki ama ben bu kısmı biraz eksik buldum. Hulk'un Hulk değil de sıradan bir insan gibi, pardon dev gibi davranmasını eksik buldum ya da ne biliyim bir olmamışlık vardı.
Çok güzeldi çok etkilendim hatta tüm süper kahramanları görünce ayrıca duygulandım, hanım hanım onlar benim yavrularım moduna bürünmüştüm en son ama yine diyeceğim, bir şeyler eksikti.
Savaş sahneleri de çok güzeldi, efektler çok gerçekçiydi yani sonradan çıkarttıkları filmlerdeki gibi abartılı değillerdi. Sahi sonradan niye bu kadar bozdular ya?
...
En son Infinity War'da Thanos parmağını şıklatıp evrenin yarısını yok etmişti. Herkes yok olanların yasını tutarken Avengers dağılmıştı, Barton ailesinin yok olmasına engel olamadığı için önüne geleni öldürüp öfkesini bir şekilde çıkarmaya çalışırken Tony Stark ve Nebula uzayda mahsur kalmıştı. Onları uzaydan kurtaran da Kaptan Marvel olmuştu. Sanki Kaptan Marvel'ı evrene dahil etmelerinin sebebi İron Man ile Nebula'yı kurtarmakmış gibi hissettim ya. Yani bilmiyorum savaşırken gücünü gösteriyordu tamam ama sürekli "Başka gezegenler de var, orayı kurtarmaya gidiyorum." diyordu. Ve filme bodoslama atlamış gibi hissettim diğer karakterler onu tanıyor muydu mesela? Ya da kendini tanıttığı sahne olmuş muydu bilmiyorum belki de gözümden kaçmıştır ama bu kadar çabuk kabullenmelerini ya da Kaptan Marvel'in habire gidip gelme olayını sevmedim. En güçlü kahraman olarak gösteriyorlar ama reklam arası gibi kendini gösterip gidiyordu sadece.
Neyse Tony ile Nebula kurtarıldıktan sonra aradan beş yıl geçmişti, herkes hayata adapte olmaya çalışıyordu ama kayıp yaşayanlar haklı olarak yasına devam ediyordu derken bir gün Ant Man, bir farenin düğmeye basmasıyla kuantum evreninden geri dönmeyi başardı. Cidden o nasıl bir sahneydi jfjngkjrdf
Neyse bir şekilde zamanı geri alırsak yaşanları durdurabiliriz fikrini ortaya koydu ama bunu yapmak imkansıza yakındı. Tony'den yardım istedi ama Tony bunun imkansız olduğunu ve ona zaten verilen ikinci şansı kullandığını söyleyerek reddetti. Hem de minicik bir kızı olmuştu, onu üç bin kere seven 🥹
Ama sonradan düşündüğünde Peter Parker'in de yok olduğunu ve onu kaybetmenin de ağır olduğunu fark etmiş olacak ki zamanda geriye gitmenin bir yolunu bulmaya çalışmıştı. Bu ikiliyi çok seviyorum yaa...
....
Avengers tekrar birleşmişti ve bu sefer Thanos'un parmak şıklatmasından önceki zamana gidip sonsuzluk taşlarını toplamaya çalışıyorlardı. En çok üzüldüğüm kısımlardan biri de maalesef ruh taşını almaya çalışırkenki süreçti.
Şimdi Mcu'da hep göz ününde olanları geçersek en sevdiğim iki karakter Natasha ve Clint'ti. İkisininden birinin kendini feda etmeye çalışması, aralarındaki o bağ ve arkadaşlıkları beni duygusal bir top yaptı. Başka bir derdim yokmuş gibi aklıma geldikçe onlara üzülüyorum.
Neysee Thanos öyle bir düşman ki ne de yapılsa hep bir adım geride kalınıyordu ve bunda da öyle oldu. Nasıl anlatacağım bilmiyorum ama Avengers'in zamanı geriye alacağını öğrendiği için planını ona göre yapmıştı.
Tekrar savaşıp taşların olduğu eldiveni kapmaya çalışan Thanos bu sefer başarılı olamayıp puff oldu. O savaş kısmı çok güzeldi yaa nasıl izledim bilmiyorum. Sanırım uzun zamandır bir şey izlerken bu kadar heyecanlanmamıştım. Hele ki Thanos'un tekrar parmak şıklattığı kısımda dedim ki "Aha yine kaybettiler." ama durum çok başkaymış. Tony yaaa yine şovunu yaptı 😭
Bence bir süper kahramana verilebilecek en fiyakalı sondu. Bir de keşke ölmeseydi diyen bir kesim var ya zaten sonu böyle olduğu için karakter daha değerli olmuyor mu? Yani ben öyle düşünüyorum ve filmi de diğerlerinden ayıran özelliğini bu sona bağlıyorum.
Unutmadan Kaptan Amerika hakkında da bir iki şey yazıp yazıyı sonlandırayım. Öncelikle kendiyle dövüştüğü o kısım çok iyiydi. Ben Kaptan Amerika'ya hala ısınamadım ama iyi karakterlerden biriydi ve geçmişe gidip Peggy'e kavuşmasına sevindim. Bunun spoilerını aylar önce aldığım için şaşırmadım ama şeyi merak ediyorum neden yeni Kaptan Amerika Sam oldu ki? Yani kişi bazında demiyorum Sam zaten Falcon değil miydi Kaptan Amerika olmanın özelliği ne? Kaptan Amerika Steve'ye özgü bir şey değil miydi yani o kısım biraz muğlak kaldı benim için.
Spoiler içeriyor
Kaptan Marvel'i izlemeden önce Kaptan Amerika'yla bir bağlantısı olduğunu düşünüyordum ve Kaptan Amerika'ya pek ısınamadığımdan dolayı bu karaktere karşı da bir ön yargım vardı. Hani Thor'un bir filminde Jane Foster'in da Lady Thor olması gibi bir şey olacak sanıyordum ama…devamıKaptan Marvel'i izlemeden önce Kaptan Amerika'yla bir bağlantısı olduğunu düşünüyordum ve Kaptan Amerika'ya pek ısınamadığımdan dolayı bu karaktere karşı da bir ön yargım vardı. Hani Thor'un bir filminde Jane Foster'in da Lady Thor olması gibi bir şey olacak sanıyordum ama hiç öyle değilmiş ve alakası bile yokmuş.
Avengers'ın oluşmasından önceki süreci anlatan bu filmde dünyayı korumak için yenilmezlerden oluşan bir ekibe ihtiyacın olduğu fikrinin temelleri atılıyor.
Aslında düşününce çok önemli bir karakter ama çok bilinen karakterlerin yanında biraz sönük kalmış gibi.
Bu karakteri oynayandan mı, yazılış şeklinden mi ya da başka bir şeyden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama ben, film bittiğinde "Bu kadar önemli olan ve görünüşe göre çok güçlü olan bu karakteri neden daha önce duymadım?" demiştim.
Gerçi karakteri sevmeyen çok kişi var. Aslında gayet güzel bir karakterdi ben sevdim ama işin çizgi roman kısmını pek bilmiyorum o yüzden kıyaslama yapamayacağıım. Sevilmiyorsa da belki bundan kaynaklı sevilmiyordur.
İtiraf ediyorum Nick Fury'yi filmlerde görmeyeli uzun bir süre olduğu için Shield'deki adamın Fury olduğunu fark etmem biraz zaman aldı. Zaten onu fark ettikten sonra filmi daha da merakla izlemeye başlamıştım.
Bu arada ben filmlere gelen tanıdık karakterleri daha çok sevdiğimi fark ettim. Mesela Spider Man filmini izlerken Peter Parker'in başrol olduğunu biliyorum ve olayların onun etrafında döndüğünün de farkındayım ya o yüzden çok ilgimi çekmiyor ama daha önceden izlediğim karakterler gelince mesela Tony Stark gelince ya da başka biri, eski bir dostu görmüş gibi oluyorum ve gereksiz dramatize ediyorum olayları jgkflkg
Çok komik ama böyle bir huy edindim bırakamıyorum.
İşte bu yüzden ilk başlarda sıkıcı gelen bu film birdenbire ilgimi çekmeye başladı.
Gerçi çok kötü değildi yine izlenirdi ama sonunu böyle bağlayacaklarını düşünmemiştim, Kaptan Marvel'in bambaşka bir karakter olduğunu düşünüyordum.
...
Vers olarak bilinen ama asıl adı Carol Danvers olan bu karakterimiz geçmişe dair hiçbir şey hatırlamıyor ve Kree'lerin arasında yetiştirilmiş bir asker olduğunu düşündüğü için Skrull'larla savaşıyordu.
Açıkcası Skrull'ların masum çıkması bana da sürpriz oldu yaa hiç böyle beklemiyordum.
Neyse hafızası da sürekli gidip gelen karakterimiz Skrull'ları öldürmeye çalışırken kendini bir şekilde kod adı C-53 olan Dünya'da buluyor ve şekil değiştiren Skrull'ları yakalamaya çalışıyordu. Yalnız kılık değiştirme özelliği aşırı iyiydi. Ben bunu bir tek Loki yapabiliyor sanıyordum halbuki Srull'lar da böyleymiş. Onarla iletişim kurduklarında "Masa, sandalye ya da kedi olabiliyor musun?" sorularına çok gülmüş olabilirim en insan özelliğimiz bu galiba ben de olsam o an o soruları sorardım.
Kedi detayı da çok iyiydi. Tehlikeli bir uzaylı oldukları fikri bana çok normal geliyordu zaten, hiç garipsemedim.
İşte bir şekilde Skrull'ların savaşın masum tarafında olduğunu ve her şeyin Kree'ler tarafından planlandığını, kendisine yalan söylendiğini fark eden Carol gerçekleri öğrenmeye çalışma sürecini falan gördük.
Bu arada Carol, Kree'ler arasında silah olarak kullanılmadan önce hava kuvvetlerinde askeri pilotluk yapan sıradan bir insanmış. Bilim insanı olan Dr. Wendy Lawson yani namı diğer Mar Vell de Kree olmasına rağmen onlara karşı gelip Skrull'lara yardım etmeyi amaçladığı için ışık hızını aşan motor geliştirmeye çalışıyormuş.
Geliştirdiği motorun test sürüşünü de Carol'la birlikte yapıyordu ama işler planlandığı gibi gitmediği için Kree ajanlarının saldırısına uğruyorlar ve Mar Vell orada ölüyor. O sırada her şeyi Carol'a anlatan Mar Vell, ondan motoru imha etmesini istiyor ve imha sırasında motorun tüm gücü Carol'a yükleniyor.
Vee karşımızda Kaptan Marvel.
Bu arada ek bilgi: Motor, gücünü Tesseract'tan alıyordu.
Sonra da zaten hafızasını kaybeden Marvel, Kree'lerin eline düşüyor ve onların silahları haline geliyordu.
...
Filmde en beğendiğim kısım kadınların toplum tarafından sen yapamazsın, edemezsin, sen kadınsın senin işin değil diye maruz kaldıkları baskılara bir nebze de olsa değinmeleri oldu galiba. Onun dışında kurgu çok iyi değildi yani böyle bir hikaye oluşturulacaksa daha güzel oluşturulabilirdi diye düşünüyorum sonuçta her şeyin başında daha derin bir hikaye oluşturulabilirdi.
Onun dışında ileride görür müyüz bilmiyorum ama Mar Vell'i de daha çok anlatmaalrını ve onun hikayesini de dinlemeyi isterdim. Ya da Carol'un pilotluk sürecine daha çok değinsinler isterdim bilmiyorum ya önemli yerleri hemencecik olsun da bitsine getirmişler gibi hissettim.
Ama filmi izlerken heyecanlandım ve hemen End Game'yi izlemeye başladım. Ortalama da olsa iyi bir geçiş filmiydi bence tavsiye edilir.
Spoiler içeriyor
Kan görünce bayıldığım günden beri hiç bu kadar kanlı sahnelere maruz kalmamıştım izleyince içim bi tuhaf oldu. Hele ki odun kırar gibi adamın kolunu kırmaya çalıştığı sahnenin bende bıraktığı etkiyi anlatmak bile istemiyorum. Oluk oluk akan kanlar, üçüncü dereceden hallice…devamıKan görünce bayıldığım günden beri hiç bu kadar kanlı sahnelere maruz kalmamıştım izleyince içim bi tuhaf oldu. Hele ki odun kırar gibi adamın kolunu kırmaya çalıştığı sahnenin bende bıraktığı etkiyi anlatmak bile istemiyorum. Oluk oluk akan kanlar, üçüncü dereceden hallice yanıklar, yaralara pofuduk bir kumaş muamelesi yapan insanlar...
Bi ara kendimi o kadar çok kasmışım ki boynum tutulunca fark ettim.
Hayır benim anlamadığım Novacaine dediğimiz adam, Nathan acıyı hissetmiyor tamam da diğerleri de mi hissetmiyor? Mesela kızın İcardi'ye benzeyen abisinde de bence bir acıya duyarlılık vardı. Adam o kadar çok dirildi ki en sonda da bir yerden fırlayacak sanmıştım.
Yani komik bir filmdi yer yer çok güldüm ama mantık hatalarını da görmezden gelemeyeceğim ara ara "Ben ne izliyorum?" deyip durdum.
Ama komikti.
Hani insanı ara sıra cringe şeyler izleyesi gelir ya o türden bir filmdi.
...
Nathan acıyı hissedemeyen bu yüzden de zamanında 25 yaşına kadar bile yaşayamaz denilen biriydi. Ailesinin yardımıyla ve biraz da asosyal bir hayatı benimsemesi, kurallar çerçevesinde yaşamasının etkisi derken 30'lu yaşlara gelmişti.
İzlerken aklıma bir ara okuduğum "Badem" kitabı geldi ama onda karakterin tüm duygulara karşı bir körlüğü vardı, gülmeyi bile bilmiyordu.
Bu filmde de daha çok acıyı hissedemiyor bu yüzden de kendine zarar verip fark edemeyebiliyordu.
Bu özelliğe sahip olmayı ayak serçe parmağımı rastgele bir yere vurup kıvranırken isteyebilirdim ama genel olarak isteyebileceğim bir özellik değil.
Sadece bazı zamanlar duygusal olarak acı hissetmemek istiyorum ama o da en insani özelliğimiz. O yüzden acısıyla tatlısıyla yaşamak en iyisi.
...
Nathan'ın müdür yardımcısı olduğu bankaya bir gün Noel Baba kostümlü hırsızlar geliyor ve paralarla birlikte sevgilisi Sherry'yi de alıp kaçıyorlar. Nathan da onların peşine düşüp sevgilisini kurtarmaya çalışıyor derken bir de bakıyor ki Sherry sandığımız gibi masum, hırsızlara esir düşmüş bir Sherry değil.
Yani olaylar kısaca böyle. Filme komik demekten başka bir şey diyemediğim için yazının sonunu da getiremiyorum. Çok da tavsiye etmem yani
İlk defa bir filmi tek başına izlediğim için çok üzüldüm çünkü "Ufal da cebime gir Scott" esprisini benden başka kimse duymadı😢 Bu yüzden size söylüyorum hbvffhdb ... Ant Man filmlerini çok sevemedim sanki yaa. Yani izlerken eğleniyorum ama çok da…devamıİlk defa bir filmi tek başına izlediğim için çok üzüldüm çünkü "Ufal da cebime gir Scott" esprisini benden başka kimse duymadı😢
Bu yüzden size söylüyorum hbvffhdb
...
Ant Man filmlerini çok sevemedim sanki yaa. Yani izlerken eğleniyorum ama çok da sarmıyor ya da ben mi çok odaklanamadım bilmiyorum. Bayram temizliği yaparken izledim :/
Gerçi üçüncü filmini izledikten sonra bunu izlememin etkisi olabilir ama yine de çok merak ederek izlediğim bir seri değildi.
Bu arada izleyince hatırladım ilk izlediğim Marvel filmi Ant Man'di. Hatta ablam öve öve bitiremediği için bize zorla izletmişti o yüzden yıllar önce izlememden kaynaklı ilk filmde neler olup bittiğini hatırlamıyorum.
Açıkcası tekrar izlemek de istemedim, amaan izleyeyim işte ne olacaksa olsun dedim ve şimdi de buradayım.
...
Civil War'da 19 metre gibi acayip bir büyüklüğe ulaşan Ant Man 2 yıllık bir ev hapsine mahkum oluyor. Cezanın bitmesine yakın da kuantum evreninde kaybolan Janet'ten bir mesaj alıyor, onu bulmaya çalışan Hope ve Hank Pym ile de tekrar birleşiyor.
Bu süreçte de olmazsa olmaz düşmanlarla savaşıyorlar fakat ben bu düşmanları çok yetersiz buldum hatta ne alaka falan dedim. Düşmanlar sanki öylesine eklenmiş, derinliği olmayan karakterlerdi. Mesela Hank'in arkadaşı neden yardım ediyor gibi görünüp birdenbire düşman oldu ya da Eva niye bu kadar çabuk fikir değiştirdi?
Bu kısımları ne kadar sevmediysem filmin mizahını da bir o kadar çok sevdim. Özellikle de Luis'in olduğu kısımlar favorimdi yani biri, tüm hikayeyi ondan dinlesem sıkılmam demişti. Kesinlikle buna katılıyorum sabaha kadar bir şeyler anlatsın kahkaha ata ata dinlerim nbfjdgmb
Onun dışında nesneleri küçültme olayı aşırı iyiydi yani bu özelliğe sahip olmayı o kadar çok isterdim ki...
Balonlarla uçan evden sonra en imrenerek baktığım özellik kesinlikle buydu. Bir gün Ant Man teknolojisine sahip olursam evimi küçültüp bir sahil kasabasına yerleşeceğim bilin istedim.
Spoiler içeriyor
Civil War'dan sonraki süreçte Peter Parker'ın tek amacı Avengers'a katılmak oluyor ama yaşının da küçüklüğünden dolayı Tony Stark, "Şimdilik mahallende kahramanlık yap" diyerek bir staj gibi bir şey ayarlıyor. Yani küçük suçları önlemeye çalış, bisiklet çalanları yakala... gibi gibi ufak…devamıCivil War'dan sonraki süreçte Peter Parker'ın tek amacı Avengers'a katılmak oluyor ama yaşının da küçüklüğünden dolayı Tony Stark, "Şimdilik mahallende kahramanlık yap" diyerek bir staj gibi bir şey ayarlıyor. Yani küçük suçları önlemeye çalış, bisiklet çalanları yakala... gibi gibi ufak görevler yapmasını ve yaptıklarını Happy'e bildirmesini istiyor. Bu süreçte okulunu bitirecek, yaşı büyüyecek ve deneyim kazanacaktı. Bence gayet makul bir oyalama biçmi ama Spider Man'ımız bunu kabul etmeyip daha büyük olaylar içinde olmayı istiyordu.
O sırada da hikayenin kötü karakteri olan Adrian Toomes yani Vulture, ekibiyle birlikte uzaydan gelen parçalarla yüksek teknolojili ve çok güçlü silahlar üretip kara borsada satıyordu.
Bu silahları gören ve tuhaf bir şeylerin döndüğünü düşünen Peter Parker bunu Tony Stark'a anlatıyor fakat o, durumu ciddiye almayıp "Zaten bununla ilgilenen kurumlar var, onlar halleder." diyor.
Yani bu işi Örümcek Adam tek başına halletmeye çalışıyor ve bunda da pek başarılı olamıyor mesela Vulture ile feribotta savaşırken feribot ikiye ayrılıyor ve neredeyse yüzlerce kişi ölüyor. İron Man de son dakika gelip göz alıcı ihtişamıyla insanları kurtarıyor. Yani yine kahraman İron Man oluyor.
Bunun üzerine kendi başına hareket eden Parker' e verdiği kostümü alıp stajı sonlandırıyor. Yani kendi gücünü göstermesi için bir fırsat oluşuyor ama bu sefer de İron Man'in filmdeki rolünü sevmedim. Yani en basiti uçakla eşyaları taşındığında o kadar güvenlik önlemleri alınmasına rağmen hiç fark edilmemesi ve özel kostümü bile olmayan Spider Man'ın havada bu kadar uzun süre Vulture ile savaşabilmesi zorlama sahnelerdi.
Ben normalde bu ikilinin sahnelerini seviyorum ve izlerken de çok güldüm ama dediğim gibi bu kısımı pek sevemedim. Birinin gücünü artırırken diğerini söndürmüşler gibi hissettim.
...
Spider Man'ı canlandıran birkaç oyuncu var ve ben sadece Tom holland'dan izledim o yüzden diğerlerini bilmiyorum ama bence Tom bu role çok yakışmış. Yani gerçekten 15 yaşında bir ergen izliyordum sanki.
Örümcek Adam kostümü Tom holland ile birleşince çok şebek hissettiriyordu en sevdiğimden.
Film genel olarak güzeldi ama bazı yerler biraz sıkıcıydı ve mantık hatası da vardı yaa o yüzden aşırı beğendiğim bir film olmadı ama eğlenceliydi, tavsiye edilir.
Bu arada gerçek hayatta Zendaya ile sevgili olmasından kaynaklanıyor olabilir Liz ile hiç shipleyemedim ben buyum işte bu kadarım ajdhfdshdk
"Bu nâs ile yorulma Nefsinle dahî kalma Kalbinden ırağ olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler" İnsana insanı anlatan çok güzel bir belgeseldi. Yani bu belgeseli tek bir cümle ile ifade edecek olsaydım bu kesinlikle empati olurdu. Son zamanlarda şunu…devamı"Bu nâs ile yorulma
Nefsinle dahî kalma
Kalbinden ırağ olma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler"
İnsana insanı anlatan çok güzel bir belgeseldi. Yani bu belgeseli tek bir cümle ile ifade edecek olsaydım bu kesinlikle empati olurdu.
Son zamanlarda şunu fark ettim; empati yönünden o kadar eksiğiz ki empatinin sadece anlamını biliyoruz, iş uygulamaya gelince onu başarabilmek biraz zor oluyor.
Yani bunu kendi adıma da söylüyorum. Her ne kadar karşımdaki kişinin yerine kendimi koymaya çalışsam da bazen nefsime hakim olamıyorum ve yine olayları bildiğim gibi yorumluyorum. En sevmediğim huyum da budur, gereksiz ön yargılı olmak.
İnsan kendine ayna tutamıyor o yüzden ne derecede olduğumu bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla bazı insanlar empatiden o kadar yoksun ki..
Bence günümüzdeki sorunların temelinde biraz da bu var. Empati kuran bir insan; birini öldürmez, hırsızlık yapmaz, yalan söylemez... Kendisine yapılmasından hoşlanmadığı herhangi bir şeyi başkasına yapmaz diye düşünüyorum. Hani "Seven" filminde yedi günahın temelinde hırsızlık var deniliyordu ya. Başka birinin yaşama hakkını çalmak, doğru bilgiyi öğrenme hakkını çalmak, malını veya hakkını çalmak gibi. (filmde tam olarak bu şekilde anlatılmamış olabilir, aklımda böyle kalmış)
İşte bana göre de tüm suçların temelinde empati eksikliği var.
Bu belgeselde hiç tanımadığınız birçok insanı dinleme fırsatı buluyoruz. Bu insanlar öyle önemli insanlar değil, hayatın içinden herhangi birer insan. Zaten insanlar o kadar da önemli değil onları önemli yapan genellikle bizler oluyoruz.
Bu insanlar arasında suç işeyen de var savaştan kaçan da, yoksulluk içinde olan da var her şeyi olup mutluluğu bulamayan da..
İnsanlık koca bir çelişkiden ibaret.
...
Belgeselde 2000 küsur kişiye çeşitli sorular soruyorlar ve sorulara verdikleri yanıtları dinlerken sorular bana sorulsaydı nasıl cevap verirdim diye düşündüm ama bazen de vereceğim yanıttan utandım.
Hep bizden iyi durumda olanlara odaklanıyoruz "Neden biz de onlar gibi değiliz, bizim onlardan eksiğimiz ne?" falan diyoruz ya, bizden kötü durumda olanlar aklımıza bile gelmiyor.
Belgesel farkındalık düzeyimi biraz da olsa artırdı diyebilirim. Müzikleri çok güzeldi görsel açıdan da beğendiğim çekimler vardı.
Bir şey diyeyim mi anlatılanlardan bağımsız insanların çeşit çeşit olması görsel olarak çok hoşuma gitti. Hani tek tipleşmeye alıştık ya herkes birbirine benzemeye çalışıyor benzemeyince de kendini kötü hissediyor falan ama ben bunu izleyince insanlardaki o farklılığı daha çok sevdiğimi fark ettim.
Güzeldi ya tavsiye edilir.