Selam uzun zamandır böyle bağımsız gönderi atmamıştım. Eskiden olsa uzun uzun yazar içimi dökerdim ama artık içimden gelmiyor ama bugün yazmak istedim. Özellikle de @temirc'in gönderisiyle gördüğüm haberden sonra tüm gün kendimi çok tuhaf hissettim, üzüldüm. Açıkcası ilk okuduğumda herhalde…devamıSelam uzun zamandır böyle bağımsız gönderi atmamıştım. Eskiden olsa uzun uzun yazar içimi dökerdim ama artık içimden gelmiyor ama bugün yazmak istedim. Özellikle de @temirc'in gönderisiyle gördüğüm haberden sonra tüm gün kendimi çok tuhaf hissettim, üzüldüm.
Açıkcası ilk okuduğumda herhalde yanlış gördüm demiştim çünkü asla böyle bir haberle karşılaşacağımı beklemiyordum. Gerçi ne bekliyordum ki önceden haber mi verilecekti?
@ibrakadarbra'yı pek tanımasam da yorumlarıyla buranın hakkını veren ve çok iyi bir insan olduğuna emin olduğum nadir kişilerden biriydi. Mekanı cennet olsun, ailesine ve arkadaşlarına Allah sabır versin.
Hiç görmediğimiz birinin yokluğu ile sürekli gördüğümüz birinin yokluğu aynı değilmiş bugün onu fark ettim çünkü gün içerisinde ara sıra aklıma geliyordu ve "Gerçekten mi?" diye kendimi sorgularken buluyordum.
Mesela bir daha Raf'a gönderi atamayacak, bir daha yorumlarda karşılaşmayacağız ya da en basiti gönderini beğendi bildirimi düşmeyecek. Bu hepimiz için geçerli, bir gün burada son kez iz bırakacağız..
Bir ara sırf bu yüzden sanaldan arkadaş yapmayacağım diye bir karar almıştım çünkü sanal bu, ne olacağı belli olmaz bir gün attığın mesaja karşılık gelmez bin türlü şey düşünürsün öldü mü kaldı mı bilerek mi yapıyor diye. Bilerek yapanları es geçersek bir gün gerçekten o mesaja ya da aramaya karşılık gelmeyeceğini bilmek çok kötü hissettiriyor.
Bir varmış bir yokmuş gibi...
Ben buradaki çoğu hesabı hayatımın bir parçası haline getirdim hepinizin bende yeri ayrı, belli etmiyor olabilirim ama hepinizi sevdiğmi bilin.
Hep başka bir gezegende hayat var mı diye soruyoruz peki ya başka bir uyduda hayat varsa ? Başka bir yıldızda, başka bir galakside ya da herhangi bir bilinmezde.. Şu an derya deniz bir yer olan uzay hakkında biraz da olsa…devamıHep başka bir gezegende hayat var mı diye soruyoruz peki ya başka bir uyduda hayat varsa ?
Başka bir yıldızda, başka bir galakside ya da herhangi bir bilinmezde..
Şu an derya deniz bir yer olan uzay hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olabiliyorsak bunu astronomlara, bilimi destekleyen insanlara borçluyuz. Çünkü zamanında evreni araştırmak belli bir kesim için pek olumlu karşılanmıyordu. Bazı insanlar inançları gereği Allah'ı görmeye çalışmak gibi düşünebiliyordu hatta zamanında Osmanlı'da Takiyüddin rasathanesinin kurulmasının ardından bir süre gökyüzü incelenmiş ve döneminin başarılı bir rasathanesi haline gelmişti fakat gerek İstanbul'da yaşanan deprem olsun gerek de yangınlar olsun yine aynı kesim "İşte Allah'ı kızdırıyorsunuz o yüzden başımıza bunlar geliyor" diyerek rasathanenin kapanmasına sebep olmuş. Böylece gökyüzünü inceleme faaliyeti bir süre daha ertelenmiş alın bu bilgiyi ne yapıyorsanız yapın.
Neysee
Bu belgeselde de bilim insanları, astronomlar, fizikçiler ve daha birçok daldan insan, evrenin işleyişi hakkında bilgiler sunuyor.
Bazı bölümleri merakla izledim bazılarını izlerken sıkıldım ama genel olarak keyifli bir süreçti. Yani şu an belgeselden ne öğrendin Beyza derseniz? İçerik kısmını çok anlatamam ama evreni yaratan bir yaratıcı var derim ya. Mükemmel olan bu evren kendiliğinden ya da sadece tesadüfi bir patlamayala oluşmuş olamaz.Bu arada fikrim böyle ama belgeselde anlatılanlara ters olabilir çünkü çoğu zaman kafam dağılsın diye ya da arkada çalsın diye hatta bazen gece uyumadan önce podcast niyetine izledim o yüzden teknik ve bilimsel kısımları çok kalmadı bende.
Sadece belgeseli izlerken astronomların bazı olayları heyecanlı heyecanlı anlatması ya da Nasa'dakilerin gözlem yaparken merakla bekleyişleri çok hoşuma gitti. Nedense o heyecanı tatmak istedim yaa. Bilim insanı olsam ve daha önce hiç bilinmeyen, hele ki evreni anlamaya yönelik bilgileri ilk ben öğrensem nasıl olur diye düşündüm ve hayal bile güzeldi.
Gerçi bunlar bende hayalden öteye gidemez istek olsa da zeka yetmez ne yazık ki çünkü bazı bilimsel kavramları anlamaya zekam yetmiyor ya onu fark ettim hahshsh
Neyse bu kadar öz eleştiri yeter.
...
Şimdi insanların neden yaratıldığı tam olarak bilinmese de az çok tahmin ediliyor ya. Acaba
gezegenler neden yaratılmış, onlarca yıldız mesela? Tamam belki orada bizim bilmediğimiz canlılar vardır ama çok tuhaf geliyor ya. Pragmatist düşünüyorum belki ama galaksideki onca gezegenin yaratılmasının bir amacı yok mu yani?
Zaman kavramının nasıl işlediğini de çok merak ediyorum. Bazen şöyle düşünüyorum ; hani gün 24 saat diye biliyoruz ya gece gündüz oluşuyor ve biz de ona göre günün bittiğini ya da başladığını fark ediyoruz. Acaba gerçekten bu zaman nasıl işliyor? Belki de bir gün daha bitmedi sonuçta biz buradaki zamanımızın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz ayy anlatamadım. Rüyalar gibi. Tüm gece uyuyoruz ve bazen rüyada çok fazla kaldığımızı düşünüyoruz ama sadece 10 saniye sürmüş. Aynı şey dünyada da yaşanıyor mu acaba?
Çok fazla bilmediğimiz şey var ya acaba bir gün öğrenecek miyiz?
Bir de şeyi düşünüdüm mesela uzay araştırma kurumları acaba öğrendikleri bilgilerin ne kadarını halka açık paylaşıyor, paylaşmadıkları neler var, çok gizli bilgiler var mıdır acaba?
Yani şu an yeni bir kilit açıldı bende. Hani bazen "Şu anki kişi olmasan ne olurdun?" diye soruluyor ya. Kesinlikle gökyüzünü araştırıp gözlem yapan bir bilim insanı olmak isterdim ve o gizli bilgilerin hepsini öğrenmek isterdim. Ama fırsat verilse ve yap deseler yapmam yani sadece istek hahanks
Genel olarak beğendim ya ilginiz varsa tavsiye ederim.
Şimdi hiç bilmediğim bir konuda soru soracağım beni biraz bilgilendirirseniz çok iyi olur ya. Marvel'in çizgi roman sırası var mı ya da en çok beğenilen çizgi roman hangisi? Hediye almak istiyorum ama hiç bilgim yok yardımcı olursanız çok sevinirim
Spoiler içeriyor
Son zamanlarda gerçek hayat hikayeleri izlemek ekstra hoşuma gidiyor ve bu da biyografi türünde olduğu için "Amaan izle artık, listende çürüdü Beyza!" diyerek boş bulunduğum bir ara izlemiş olduğum bir film. Gerçek adı Ford v Ferrari olan ama dilimize ne…devamıSon zamanlarda gerçek hayat hikayeleri izlemek ekstra hoşuma gidiyor ve bu da biyografi türünde olduğu için "Amaan izle artık, listende çürüdü Beyza!" diyerek boş bulunduğum bir ara izlemiş olduğum bir film.
Gerçek adı Ford v Ferrari olan ama dilimize ne alakaysa "Asfaltın Kralları" olarak geçen bu film bir filmdir deyip yorumuma başlayayım hahsjkf
Asfaltın Kralları denilmesinin nedeni ne hiç bilmiyorum ama ben izlemeden önce Ferrari ile Ford'un karşılıklı rekabetini göreceğim sanıyordum lakin sadece Ford'un yükselişini, Ferrari'nin hiçbir şey yapmadan yarışlara gidip gelmesini seyretmişiz gibi hissettim.
Bu filmde Ford'un Ferrari'ye karşı yükselişinin yanı sıra arka planını da görüyoruz diyebiliriz. Yani her sektörde bir kurtlar sofrası olduğunu biliyordum ama bu şekilde izlemek tuhaf hissettirdi. Rahatsız oldum, sanki orada emeği görünmeyen benmişim gibi hissettim.
Gerçi Shelby'nin çabaları olmasaydı Ken Miles'i hiç göremeyecektik, tanımayacaktık ya da Ford'un adını bile duymayacaktık bilemiyorum.
Vazgeçtim yine duyardık yaa. Le mans yarışlarında olmasa da başka bir şeyde duyardık muhtemelen. Kurtlar sofrasını hafife almamak gerekiyor.
Öğrendiğime göre Le Mans yarışları 1923 yılından beri her yıl Fransa'da gerçekleştirilen 24 saat boyunca gece-gündüz, hava koşulları, yağmur, sis fark etmeksizin bir sürücünün en uzun yolu kat etmesine dayanan bir yarış sistemi.
Bu yarışı 1960 yılından itibaren üst üste kazanan Ferrari'yi, Ford'un sahibi satın almak istiyor fakat Enzo Ferrari markayı satmak bir yana 2. Henry'e de hakaret üstüne hakaret edip teklifi geri çeviriyor. Durum böyle olunca da Ford'un gözünü hırs bürüyor ve Le Mans yarışlarında Ferrari'yi alt edebilecek bir araç tasarlamaya çalışıyor.
Bunun için de Carroll Shelby ile anlaşmaya varıyor. Carroll Shelby de zamanında yarışlara katılan bir yarış pilotuydu fakat kalp hastalığından dolayı pisti terk etmek zorunda kalmış olsa da tüm ilgisini araba tasarlamaya ve mühendisliğe yöneltmişti.
Shelby, arkadaşı Ken Miles'e bu işte ortak olmayı teklif ediyor. Ken Miles de ilk başta kabul etmese de hayatındaki gelişmeleri göz önüne alarak bir şekilde bu işe ortak oluyor neysee.
Bu ikili bir yarış arabası tasarlıyor ve yarışta da sürücü koltuğuna Ken Miles'in geçeceğini düşünüyorlar çünkü o da hem arbaların ruhundan çok iyi anlıyor hem de yarış pilotlu olarak çok iyi bir seçenek fakat iş yöneticiler kısmında biraz farklı ilerliyor. Miles biraz asabi bir karakter olduğu için onları iyi temsil edemeyeceklerini düşünüyorlar ve onun yerine bir başkasını gönderiyorlar. Miles'ın yarışı radyodan takip ettiği kısım biraz üzücüydü yaa 😢
Neyse ki yarışı kazanamıyorlar.
Bu sefer nerede hata yaptıklarını gözden geçirip yarış arabasını son hale getiriyorlar Shelby'nin de çabalarıyla (2. Henry'i yarış arabasına bindirip o hızı tattırarak korkutmak gibi) Ken Miles'in yarışmasına izin veriyorlar.
Yalnız 2. Henry'nin verdiği tepki o kadar gerçekçiydi ki aynı şeyi ben yaşasaydım nasıl olurdu diye düşündüm ağlamaktan daha büyük tepki verirdim herhalde. Ama o hızı deneyimlemek isterdim.
...
Neyse büyük gün geliyor Le Mans yarışları için Fransa'ya gidiyorlar. Yarış başlıyor ve yarışın ortasında motor arıza veriyor ve motoru değiştirme fikrini öne sürüyorlar çünkü yayınadıkları kılavuzda motor değiştirilemez diye bir madde bulunmuyor ama bunu kabul etmeyen Enzo Ferrari, aynı şey kendi yarış arabalarının başına gelince kabul etmek zorunda kalıyor.
Bu arada Ken Miles diğer arabaları geçmiş ve kendi rekorunu kırarak iyi bir yol kat etmişti istese birinci olurdu fakat yöneticilerden kanı bozuk olanlar üç Ford arabasının da aynı anda bitiş çizgisine yönelmesinin daha iyi bir reklam olduğunu ve "Bakın biz Ferrari'yi ezdik" mesajını vereceğini düşünerek ondan bunu yapmasını istemişti ve Miles ilk başta bu duruma karşı olsa da son anda fikri kabul etti. Üç Ford arabası aynı anda birinciliği kazandı. Buraya kadar her şey normaldi hatta ben de duygulanacak seviyeye gelmiştim fakaat birincilerden biri start çizgisine daha geride başladığını bildirerek aslında en uzun yolu kat edenin o olduğunu belirtti ve yarışı kazandı. Bu kişi de Bruce McLaren oldu.
Yani Ken Miles'in hakkı biraz yenmiş oldu hatta biraz değil bayağı yendi. Haksızlığı da bavula koyup evine gönderdiler resmen.
Zaten yarıştan birkaç yıl sonra da yine bir aracı test ederken kaza edip orada vefat etti.
Ben bunu izlerken acaba kimlerin emekleri böyle bir hiç uğruna görmezden geliniyor diye düşünmüştüm. Bunlar yine görülüp anlatılıyor bir de görülmeyenler var. Çok üzücü..
...
Film gayet güzeldi beğendim. Oyuncuları ayrı yarış sahnelerini ayrı hikayeyi ayrı beğendim yani biyografik türde filmler izlemeyi seviyorsanız tavsiye edilir.
Bu arada Ford'dan nefret ettim yani ilerde bir gün arabam olursa Ford seni eledim bunu bil.
Spoiler içeriyor
İlk filmi ile kıyaslayınca konu bakımından daha derin ve daha güzel aslında ama ilk filminin tadı başkaydı ya. İlkinde odak daha çok McQuenn'de olduğu için ve karakter gelişimini izlediğimiz için daha çok hoşuma gitmişti ama bu filmi de beğendim hatta…devamıİlk filmi ile kıyaslayınca konu bakımından daha derin ve daha güzel aslında ama ilk filminin tadı başkaydı ya. İlkinde odak daha çok McQuenn'de olduğu için ve karakter gelişimini izlediğimiz için daha çok hoşuma gitmişti ama bu filmi de beğendim hatta daha çok merak ettim desem yalan olmaz. Tempo desen vardı, casusluk, ters köşe, komiklik ne arasan vardı ama aklımda hep ilk filmdeki halleri kalacak sanki yaa.
Mesela yine ilkiyle kıyaslayacağım Şimşek McQuenn ilk başta sadece kendini düşünen bir karakterken daha sonra Radiator kasabasında çok şey öğrendi ve arkadaşlığın daha değerli olduğunu falan kavradı bunda tamamız ama sürekli fedakarlık yapması gereken neden McQuenn'di
Hani bazı filmleri çocukken izleyince farklı algılıyoruz büyüyünce de aslında kötü bildiğimiz karakterin de haklı yönleri varmış diyoruz ya bunu izlerken tam olarak bunu düşündüm. Mesela küçükken bu filmi izleseydim "Nasıl olur ya McQuenn çok kötü bir arkadaş." derdim ama bence onun da haklı olduğu kısımlar çoktu. Onun için çok önemli bir yarışta, hele ki arkadaşına çok güveniyorken arkadaşının dalgınlığıyla yarışı kaybetmesiyle tepki vermesini ben haklı buldum ama tabii ki çocuklara bunu empoze etmememiz gerekiyor bu yüzden Mater'e kızdı diye kötü olan McQuenn oldu.
O an boşluğuma mı geldi ne oldu bilmiyorum ama Mater çok sinir bozucu gelmeye başladı yaa o yüzden yorumumu ona göre yapıyorum yoksa Mater'i çok seviyorum tabii jodfrkjgdfs
Neysee konusuna gelecek olursak petrole alternatif olarak allenol adında çevre dostu bir yakıt tanıtılıyor ve bu yakıtın şart koşulduğu bir yarış düzenleniyor. McQuenn'de İtalya'yı temsilen yarışan Francesco'nun meydan okumasını kabul ettiği için yarışa katılıyor. O sırada da ajan Finn ile Holley de yarışı sabote etmeye çalışanları bulmaya çalışıyor derken Mater ile işbirliği falan yapıyorlar. O kısımlar çok komikti.
Film boyunca Mater'a karşı o kadar çok duygu değişimi yaşadım ki anlatamam. İlk başlarda çok sinir bozucuydu ortalarda aşırı komikti ve sonlara doğru ona çokça üzüldüm.
Mater'ın aptal taklidi yaptığını düşünen Finn ve rol yapmadığının farkında olan Mater.. Bir süre buna üzüleceğim😢
...
Film genel olarak güzeldi yaa sevdim sadece McQuenn biraz arka planda kalmıştı ama bu beni pek rahatsız etmedi. Bundan sonraki filmlerde nasıl olur bilmiyorum ama hep bir karakterin ön planda olmasındansa diğer karakterin de başrol olduğu filmler daha çok hoşuma gidiyor. Olaya bir de onları bakış açısından izliyormuşuz gibi hissettiriyor.
Bu arada film ilk başladığında Finn'i görünce Hudson sanmıştım ama öldüğü ima edildi ki zaten Hudson'u seslendiren Paul Newman'da vefat etmiş. Bu bilgiyi öğrendiğimde çok üzülmüştüm yaa 😢Hudson'u seviyordum.
Genel olarak güzeldi tavsiye edilir.
Spoiler içeriyor
Marvel evrenine Avengers ile başlamıştım hatta filmleri çok fazla, hangisini izleyeceğimi bilmiyorum bari tüm karakterlerin olduğu Avengers'i izleyeyim demiştim. Öncelikle benim yaptığım hatayı yaparsanız pişman olursunuz çünkü ben oldum. Mümkünse filmleri kronolojik izleyin en azından olaylar arasında kopma yaşamazsınız. Neyse…devamıMarvel evrenine Avengers ile başlamıştım hatta filmleri çok fazla, hangisini izleyeceğimi bilmiyorum bari tüm karakterlerin olduğu Avengers'i izleyeyim demiştim. Öncelikle benim yaptığım hatayı yaparsanız pişman olursunuz çünkü ben oldum. Mümkünse filmleri kronolojik izleyin en azından olaylar arasında kopma yaşamazsınız.
Neyse Avengers ile başladık Avengers ile bitirelim. Bundan sonra diğer filmleri ya da dizileri izler miyim bilmiyorum çünkü çok maruz kaldım ve yoruldum muhtemelen uzun bir süre ara vereceğim.
İlk izlediğim zamanlarla şu an arasında o kadar fark var ki ilk başlarda kimin kim olduğunu, nasıl bir gücü olduğunu falan hiç bilmiyordum izledikçe anlarım diyordum ama asla anlamıyordum ama şimdi kahramanları o kadar çok benimsedim ki ailem olsa onları bu kadar tanırdım herhalde. Bir de bu filmler sayesinde bi yeğenimle ilişkim çok iyi bir hale geldi yani uzun uzun sohbetler ediyoruz (bazen bilmediğim o kadar çok detay anlatıyor ki dinliyormuş gibi yapıyorum) ve beraber çok güzel vakit geçiriyoruz onu zaten çok seviyordum ama bu süreçte daha çok sevmeye başladım. İlk doğduğunda papucumun dama atıldığını, onu çok kıskandığımı falan her şeyi unuttum bu süreçte jgfjkgfkjgf
Bu arada birkaç gün sonra doğum günü olduğu için ona çizgi roman almayı düşünmüştüm. Hiç okumadığım için pek bir bilgim yok, ne önerirsiniz?
...
Neyse konun dışına çok sapmayalım.
En son Captain Marvel'i izlediğimde kendimi tutamayıp End Game'i de izlemeye başladım ve o kadar çok duygu karmaşası yaşadım ki anlatamam.
Bir ara ağlarım diye düşünmüştüm ama o seviyeye gelemedim. Çok güzeldi ama bazı kısımlar hoşuma gitmedi.
Öncelikle Natasha'yı neden dışladınız? Kadın kendini o kadar feda etti neden ona bir cenaze, tören artık her ne deniyorsa ondan yapmadınız ya da en basiti Tony'ye veda töreninde Natasha'nın adını bile anmadınız? O da Avengers değil miydi neden bir şeyler yapmadınız ben onun ölmesine çok üzülmüştüm yaa.
Yani tamam evrene İron Man ile başladınız ve onunla bitirmek istediğiniz için ona özel tören yaptınız belki ama ben bu kısmı biraz eksik buldum. Hulk'un Hulk değil de sıradan bir insan gibi, pardon dev gibi davranmasını eksik buldum ya da ne biliyim bir olmamışlık vardı.
Çok güzeldi çok etkilendim hatta tüm süper kahramanları görünce ayrıca duygulandım, hanım hanım onlar benim yavrularım moduna bürünmüştüm en son ama yine diyeceğim, bir şeyler eksikti.
Savaş sahneleri de çok güzeldi, efektler çok gerçekçiydi yani sonradan çıkarttıkları filmlerdeki gibi abartılı değillerdi. Sahi sonradan niye bu kadar bozdular ya?
...
En son Infinity War'da Thanos parmağını şıklatıp evrenin yarısını yok etmişti. Herkes yok olanların yasını tutarken Avengers dağılmıştı, Barton ailesinin yok olmasına engel olamadığı için önüne geleni öldürüp öfkesini bir şekilde çıkarmaya çalışırken Tony Stark ve Nebula uzayda mahsur kalmıştı. Onları uzaydan kurtaran da Kaptan Marvel olmuştu. Sanki Kaptan Marvel'ı evrene dahil etmelerinin sebebi İron Man ile Nebula'yı kurtarmakmış gibi hissettim ya. Yani bilmiyorum savaşırken gücünü gösteriyordu tamam ama sürekli "Başka gezegenler de var, orayı kurtarmaya gidiyorum." diyordu. Ve filme bodoslama atlamış gibi hissettim diğer karakterler onu tanıyor muydu mesela? Ya da kendini tanıttığı sahne olmuş muydu bilmiyorum belki de gözümden kaçmıştır ama bu kadar çabuk kabullenmelerini ya da Kaptan Marvel'in habire gidip gelme olayını sevmedim. En güçlü kahraman olarak gösteriyorlar ama reklam arası gibi kendini gösterip gidiyordu sadece.
Neyse Tony ile Nebula kurtarıldıktan sonra aradan beş yıl geçmişti, herkes hayata adapte olmaya çalışıyordu ama kayıp yaşayanlar haklı olarak yasına devam ediyordu derken bir gün Ant Man, bir farenin düğmeye basmasıyla kuantum evreninden geri dönmeyi başardı. Cidden o nasıl bir sahneydi jfjngkjrdf
Neyse bir şekilde zamanı geri alırsak yaşanları durdurabiliriz fikrini ortaya koydu ama bunu yapmak imkansıza yakındı. Tony'den yardım istedi ama Tony bunun imkansız olduğunu ve ona zaten verilen ikinci şansı kullandığını söyleyerek reddetti. Hem de minicik bir kızı olmuştu, onu üç bin kere seven 🥹
Ama sonradan düşündüğünde Peter Parker'in de yok olduğunu ve onu kaybetmenin de ağır olduğunu fark etmiş olacak ki zamanda geriye gitmenin bir yolunu bulmaya çalışmıştı. Bu ikiliyi çok seviyorum yaa...
....
Avengers tekrar birleşmişti ve bu sefer Thanos'un parmak şıklatmasından önceki zamana gidip sonsuzluk taşlarını toplamaya çalışıyorlardı. En çok üzüldüğüm kısımlardan biri de maalesef ruh taşını almaya çalışırkenki süreçti.
Şimdi Mcu'da hep göz ününde olanları geçersek en sevdiğim iki karakter Natasha ve Clint'ti. İkisininden birinin kendini feda etmeye çalışması, aralarındaki o bağ ve arkadaşlıkları beni duygusal bir top yaptı. Başka bir derdim yokmuş gibi aklıma geldikçe onlara üzülüyorum.
Neysee Thanos öyle bir düşman ki ne de yapılsa hep bir adım geride kalınıyordu ve bunda da öyle oldu. Nasıl anlatacağım bilmiyorum ama Avengers'in zamanı geriye alacağını öğrendiği için planını ona göre yapmıştı.
Tekrar savaşıp taşların olduğu eldiveni kapmaya çalışan Thanos bu sefer başarılı olamayıp puff oldu. O savaş kısmı çok güzeldi yaa nasıl izledim bilmiyorum. Sanırım uzun zamandır bir şey izlerken bu kadar heyecanlanmamıştım. Hele ki Thanos'un tekrar parmak şıklattığı kısımda dedim ki "Aha yine kaybettiler." ama durum çok başkaymış. Tony yaaa yine şovunu yaptı 😭
Bence bir süper kahramana verilebilecek en fiyakalı sondu. Bir de keşke ölmeseydi diyen bir kesim var ya zaten sonu böyle olduğu için karakter daha değerli olmuyor mu? Yani ben öyle düşünüyorum ve filmi de diğerlerinden ayıran özelliğini bu sona bağlıyorum.
Unutmadan Kaptan Amerika hakkında da bir iki şey yazıp yazıyı sonlandırayım. Öncelikle kendiyle dövüştüğü o kısım çok iyiydi. Ben Kaptan Amerika'ya hala ısınamadım ama iyi karakterlerden biriydi ve geçmişe gidip Peggy'e kavuşmasına sevindim. Bunun spoilerını aylar önce aldığım için şaşırmadım ama şeyi merak ediyorum neden yeni Kaptan Amerika Sam oldu ki? Yani kişi bazında demiyorum Sam zaten Falcon değil miydi Kaptan Amerika olmanın özelliği ne? Kaptan Amerika Steve'ye özgü bir şey değil miydi yani o kısım biraz muğlak kaldı benim için.
Spoiler içeriyor
Kaptan Marvel'i izlemeden önce Kaptan Amerika'yla bir bağlantısı olduğunu düşünüyordum ve Kaptan Amerika'ya pek ısınamadığımdan dolayı bu karaktere karşı da bir ön yargım vardı. Hani Thor'un bir filminde Jane Foster'in da Lady Thor olması gibi bir şey olacak sanıyordum ama…devamıKaptan Marvel'i izlemeden önce Kaptan Amerika'yla bir bağlantısı olduğunu düşünüyordum ve Kaptan Amerika'ya pek ısınamadığımdan dolayı bu karaktere karşı da bir ön yargım vardı. Hani Thor'un bir filminde Jane Foster'in da Lady Thor olması gibi bir şey olacak sanıyordum ama hiç öyle değilmiş ve alakası bile yokmuş.
Avengers'ın oluşmasından önceki süreci anlatan bu filmde dünyayı korumak için yenilmezlerden oluşan bir ekibe ihtiyacın olduğu fikrinin temelleri atılıyor.
Aslında düşününce çok önemli bir karakter ama çok bilinen karakterlerin yanında biraz sönük kalmış gibi.
Bu karakteri oynayandan mı, yazılış şeklinden mi ya da başka bir şeyden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama ben, film bittiğinde "Bu kadar önemli olan ve görünüşe göre çok güçlü olan bu karakteri neden daha önce duymadım?" demiştim.
Gerçi karakteri sevmeyen çok kişi var. Aslında gayet güzel bir karakterdi ben sevdim ama işin çizgi roman kısmını pek bilmiyorum o yüzden kıyaslama yapamayacağıım. Sevilmiyorsa da belki bundan kaynaklı sevilmiyordur.
İtiraf ediyorum Nick Fury'yi filmlerde görmeyeli uzun bir süre olduğu için Shield'deki adamın Fury olduğunu fark etmem biraz zaman aldı. Zaten onu fark ettikten sonra filmi daha da merakla izlemeye başlamıştım.
Bu arada ben filmlere gelen tanıdık karakterleri daha çok sevdiğimi fark ettim. Mesela Spider Man filmini izlerken Peter Parker'in başrol olduğunu biliyorum ve olayların onun etrafında döndüğünün de farkındayım ya o yüzden çok ilgimi çekmiyor ama daha önceden izlediğim karakterler gelince mesela Tony Stark gelince ya da başka biri, eski bir dostu görmüş gibi oluyorum ve gereksiz dramatize ediyorum olayları jgkflkg
Çok komik ama böyle bir huy edindim bırakamıyorum.
İşte bu yüzden ilk başlarda sıkıcı gelen bu film birdenbire ilgimi çekmeye başladı.
Gerçi çok kötü değildi yine izlenirdi ama sonunu böyle bağlayacaklarını düşünmemiştim, Kaptan Marvel'in bambaşka bir karakter olduğunu düşünüyordum.
...
Vers olarak bilinen ama asıl adı Carol Danvers olan bu karakterimiz geçmişe dair hiçbir şey hatırlamıyor ve Kree'lerin arasında yetiştirilmiş bir asker olduğunu düşündüğü için Skrull'larla savaşıyordu.
Açıkcası Skrull'ların masum çıkması bana da sürpriz oldu yaa hiç böyle beklemiyordum.
Neyse hafızası da sürekli gidip gelen karakterimiz Skrull'ları öldürmeye çalışırken kendini bir şekilde kod adı C-53 olan Dünya'da buluyor ve şekil değiştiren Skrull'ları yakalamaya çalışıyordu. Yalnız kılık değiştirme özelliği aşırı iyiydi. Ben bunu bir tek Loki yapabiliyor sanıyordum halbuki Srull'lar da böyleymiş. Onarla iletişim kurduklarında "Masa, sandalye ya da kedi olabiliyor musun?" sorularına çok gülmüş olabilirim en insan özelliğimiz bu galiba ben de olsam o an o soruları sorardım.
Kedi detayı da çok iyiydi. Tehlikeli bir uzaylı oldukları fikri bana çok normal geliyordu zaten, hiç garipsemedim.
İşte bir şekilde Skrull'ların savaşın masum tarafında olduğunu ve her şeyin Kree'ler tarafından planlandığını, kendisine yalan söylendiğini fark eden Carol gerçekleri öğrenmeye çalışma sürecini falan gördük.
Bu arada Carol, Kree'ler arasında silah olarak kullanılmadan önce hava kuvvetlerinde askeri pilotluk yapan sıradan bir insanmış. Bilim insanı olan Dr. Wendy Lawson yani namı diğer Mar Vell de Kree olmasına rağmen onlara karşı gelip Skrull'lara yardım etmeyi amaçladığı için ışık hızını aşan motor geliştirmeye çalışıyormuş.
Geliştirdiği motorun test sürüşünü de Carol'la birlikte yapıyordu ama işler planlandığı gibi gitmediği için Kree ajanlarının saldırısına uğruyorlar ve Mar Vell orada ölüyor. O sırada her şeyi Carol'a anlatan Mar Vell, ondan motoru imha etmesini istiyor ve imha sırasında motorun tüm gücü Carol'a yükleniyor.
Vee karşımızda Kaptan Marvel.
Bu arada ek bilgi: Motor, gücünü Tesseract'tan alıyordu.
Sonra da zaten hafızasını kaybeden Marvel, Kree'lerin eline düşüyor ve onların silahları haline geliyordu.
...
Filmde en beğendiğim kısım kadınların toplum tarafından sen yapamazsın, edemezsin, sen kadınsın senin işin değil diye maruz kaldıkları baskılara bir nebze de olsa değinmeleri oldu galiba. Onun dışında kurgu çok iyi değildi yani böyle bir hikaye oluşturulacaksa daha güzel oluşturulabilirdi diye düşünüyorum sonuçta her şeyin başında daha derin bir hikaye oluşturulabilirdi.
Onun dışında ileride görür müyüz bilmiyorum ama Mar Vell'i de daha çok anlatmaalrını ve onun hikayesini de dinlemeyi isterdim. Ya da Carol'un pilotluk sürecine daha çok değinsinler isterdim bilmiyorum ya önemli yerleri hemencecik olsun da bitsine getirmişler gibi hissettim.
Ama filmi izlerken heyecanlandım ve hemen End Game'yi izlemeye başladım. Ortalama da olsa iyi bir geçiş filmiydi bence tavsiye edilir.
Spoiler içeriyor
Kan görünce bayıldığım günden beri hiç bu kadar kanlı sahnelere maruz kalmamıştım izleyince içim bi tuhaf oldu. Hele ki odun kırar gibi adamın kolunu kırmaya çalıştığı sahnenin bende bıraktığı etkiyi anlatmak bile istemiyorum. Oluk oluk akan kanlar, üçüncü dereceden hallice…devamıKan görünce bayıldığım günden beri hiç bu kadar kanlı sahnelere maruz kalmamıştım izleyince içim bi tuhaf oldu. Hele ki odun kırar gibi adamın kolunu kırmaya çalıştığı sahnenin bende bıraktığı etkiyi anlatmak bile istemiyorum. Oluk oluk akan kanlar, üçüncü dereceden hallice yanıklar, yaralara pofuduk bir kumaş muamelesi yapan insanlar...
Bi ara kendimi o kadar çok kasmışım ki boynum tutulunca fark ettim.
Hayır benim anlamadığım Novacaine dediğimiz adam, Nathan acıyı hissetmiyor tamam da diğerleri de mi hissetmiyor? Mesela kızın İcardi'ye benzeyen abisinde de bence bir acıya duyarlılık vardı. Adam o kadar çok dirildi ki en sonda da bir yerden fırlayacak sanmıştım.
Yani komik bir filmdi yer yer çok güldüm ama mantık hatalarını da görmezden gelemeyeceğim ara ara "Ben ne izliyorum?" deyip durdum.
Ama komikti.
Hani insanı ara sıra cringe şeyler izleyesi gelir ya o türden bir filmdi.
...
Nathan acıyı hissedemeyen bu yüzden de zamanında 25 yaşına kadar bile yaşayamaz denilen biriydi. Ailesinin yardımıyla ve biraz da asosyal bir hayatı benimsemesi, kurallar çerçevesinde yaşamasının etkisi derken 30'lu yaşlara gelmişti.
İzlerken aklıma bir ara okuduğum "Badem" kitabı geldi ama onda karakterin tüm duygulara karşı bir körlüğü vardı, gülmeyi bile bilmiyordu.
Bu filmde de daha çok acıyı hissedemiyor bu yüzden de kendine zarar verip fark edemeyebiliyordu.
Bu özelliğe sahip olmayı ayak serçe parmağımı rastgele bir yere vurup kıvranırken isteyebilirdim ama genel olarak isteyebileceğim bir özellik değil.
Sadece bazı zamanlar duygusal olarak acı hissetmemek istiyorum ama o da en insani özelliğimiz. O yüzden acısıyla tatlısıyla yaşamak en iyisi.
...
Nathan'ın müdür yardımcısı olduğu bankaya bir gün Noel Baba kostümlü hırsızlar geliyor ve paralarla birlikte sevgilisi Sherry'yi de alıp kaçıyorlar. Nathan da onların peşine düşüp sevgilisini kurtarmaya çalışıyor derken bir de bakıyor ki Sherry sandığımız gibi masum, hırsızlara esir düşmüş bir Sherry değil.
Yani olaylar kısaca böyle. Filme komik demekten başka bir şey diyemediğim için yazının sonunu da getiremiyorum. Çok da tavsiye etmem yani
İlk defa bir filmi tek başına izlediğim için çok üzüldüm çünkü "Ufal da cebime gir Scott" esprisini benden başka kimse duymadı😢 Bu yüzden size söylüyorum hbvffhdb ... Ant Man filmlerini çok sevemedim sanki yaa. Yani izlerken eğleniyorum ama çok da…devamıİlk defa bir filmi tek başına izlediğim için çok üzüldüm çünkü "Ufal da cebime gir Scott" esprisini benden başka kimse duymadı😢
Bu yüzden size söylüyorum hbvffhdb
...
Ant Man filmlerini çok sevemedim sanki yaa. Yani izlerken eğleniyorum ama çok da sarmıyor ya da ben mi çok odaklanamadım bilmiyorum. Bayram temizliği yaparken izledim :/
Gerçi üçüncü filmini izledikten sonra bunu izlememin etkisi olabilir ama yine de çok merak ederek izlediğim bir seri değildi.
Bu arada izleyince hatırladım ilk izlediğim Marvel filmi Ant Man'di. Hatta ablam öve öve bitiremediği için bize zorla izletmişti o yüzden yıllar önce izlememden kaynaklı ilk filmde neler olup bittiğini hatırlamıyorum.
Açıkcası tekrar izlemek de istemedim, amaan izleyeyim işte ne olacaksa olsun dedim ve şimdi de buradayım.
...
Civil War'da 19 metre gibi acayip bir büyüklüğe ulaşan Ant Man 2 yıllık bir ev hapsine mahkum oluyor. Cezanın bitmesine yakın da kuantum evreninde kaybolan Janet'ten bir mesaj alıyor, onu bulmaya çalışan Hope ve Hank Pym ile de tekrar birleşiyor.
Bu süreçte de olmazsa olmaz düşmanlarla savaşıyorlar fakat ben bu düşmanları çok yetersiz buldum hatta ne alaka falan dedim. Düşmanlar sanki öylesine eklenmiş, derinliği olmayan karakterlerdi. Mesela Hank'in arkadaşı neden yardım ediyor gibi görünüp birdenbire düşman oldu ya da Eva niye bu kadar çabuk fikir değiştirdi?
Bu kısımları ne kadar sevmediysem filmin mizahını da bir o kadar çok sevdim. Özellikle de Luis'in olduğu kısımlar favorimdi yani biri, tüm hikayeyi ondan dinlesem sıkılmam demişti. Kesinlikle buna katılıyorum sabaha kadar bir şeyler anlatsın kahkaha ata ata dinlerim nbfjdgmb
Onun dışında nesneleri küçültme olayı aşırı iyiydi yani bu özelliğe sahip olmayı o kadar çok isterdim ki...
Balonlarla uçan evden sonra en imrenerek baktığım özellik kesinlikle buydu. Bir gün Ant Man teknolojisine sahip olursam evimi küçültüp bir sahil kasabasına yerleşeceğim bilin istedim.