Öncelikle Atam, ben geometriyi sevebileyim diye bu kitabı yazmış kesin bilgidir hdsfgmndjf Geometriyi o kadar çok sevmiyorum ki kitabı bitirince sadece şükrettim ve dedim ki ben geometriyi şu anki haliyle bile sevmiyorum bir de harf inkılabı yapılmasaydı nefret ederdim. ...…devamıÖncelikle Atam, ben geometriyi sevebileyim diye bu kitabı yazmış kesin bilgidir hdsfgmndjf
Geometriyi o kadar çok sevmiyorum ki kitabı bitirince sadece şükrettim ve dedim ki ben geometriyi şu anki haliyle bile sevmiyorum bir de harf inkılabı yapılmasaydı nefret ederdim.
...
Yanii elbette ki dönemine göre yapılan yeniliklere adapte olmak zor. Mesela harf inkılabı yapıldığında zamanında Arap harflerini öğrenen insanlar bir de bununla mı uğraşacağız diye düşünmüş olabilir bunlar çok normal ama iyi ki yapılmış.
Bir ara bir arkadaşım bu konu hakkında "İnsanları cahil bıraktılar, ne gerek vardı insanlar ne güzel Arapça biliyordu Kuran okumaya yatkındı batılaşacağız diye tutturdular." gibi ifadelerde bulunmuştu ama hiç bu şekilde düşünmüyorum bence olması gerekiyordu.
Ayrıca Arap harflerine bakıldığında sağdan sola yazımını, harflerini falan genel olarak düşününce zor yaa. Mesela 1928'de harf inkılabı yapılmasaydı ben asla sınıf öğretmeni olmazdım bunun için bile iyi ki diyorum. İyi ki zamanında ileriyi de düşünerek bize güzel bir ülke bırakan bir lider geçmiş bu dünyadan. Yani ne kadar da teşekkür etsek az.
Umarım gerçekten de atanıp bu mesleği yaparım da o harfleri miniklere öğretirim şu anlık en büyük isteğim bu.
Bu arada kitabın harf inkılabıyla bi alakası yok yani var ama harf inkılabından dolayı yazılan bir kitap değil ben aklıma geldiği için bunu dile getirmek istedim. Daha çok TDK kurulduktan sonraki süreçten kaynaklı yazılan bir kitap.
Kitapta ne yazıyor diye merak edip almıştım genel olarak bildiğimiz geometrik terimlerin eski adları yazıyor ve yeni isimleriyle birlikte bazı kavramlar basitçe anlatılmış.
Türk Dil Kurumu kurulduktan sonra bilim dilini Türkçeleştirmek için heyetler kurulmuş ve bu heyetler türlerine göre ayrılıp içindeki binlerce terimi türkçeleştirme çabalarında bulunmuşlar. O zamanki adı 'Riyaziye' olan matematik bilimini de Mustafa Kemal Atatürk kendi denetimi altına almak istemiş. Yani bugün geometri ve matematikte gördüğümüz çoğu terimi Atatürk kendi Türkçeleştirmiştir diyebiliriz.
Hayatımda hiç bu kadar kötü ama iyi olan bir şey izlemedim. Bir yanım hiç güzel değil çok fazla iğrenç sahnesi var zaten senaristin kafa yapısı da çok tuhaf ne izledim ben diyor, diğer yanım da aslında güzelmiş yaa senaristin böyle…devamıHayatımda hiç bu kadar kötü ama iyi olan bir şey izlemedim. Bir yanım hiç güzel değil çok fazla iğrenç sahnesi var zaten senaristin kafa yapısı da çok tuhaf ne izledim ben diyor, diğer yanım da aslında güzelmiş yaa senaristin böyle eleştirel bir kafa yapısında olması ve bunu karakterler üzerinden yansıtması hele ki her bölümün hem heyecan verici hem de sıkmaması çok iyi diyorum. Mesela bu çizgi dizi bizim ülkede yayınlansa asla bu kadar sevilmezdi hatta sevilmemenin yanında yazarları, yönetmeni falan hepsi hapsi boylardı diye düşünüyorum.
Yani pek benlik değil aslında ama güzel.
Açıkçası ben bunu bir şeylerle uğraşırken arkada ses olsun diye açıyordum çok dikkatli bir izleyici değildim fakat o kadar alıştım ki tüm bölümler bitmesine rağmen hala izlemek istiyorum.
Öncelikle gerçeklik algımı yitirdim onu söyleyeyim. Bazı geceler paralel evrendeki ben nasıldır diye düşünüyorum. Acaba neler yapıyordur, hayallerinin peşinden mi gidiyordur yoksa her şeyden bıkmış ve iyi günlerin gelmesini hiçbir şey yapmadan sadece bekliyor mudur? Ah gerçi o benim şu anki versiyonumdu..
Neysee umarım başka bir Beyza hayallerinin peşinden gitmek için gerçekten çaba harcıyordur çünkü bu evrendeki benden ümidi kestim.
...
Her bölümde farklı bir macera ile karşı karşıya gelen Rick Sanchez ve Smith ailesini izlemek iğrenç sahneler yüzünden bir süre sonra ben ne izliyorum falan dedirtse de bazı bölümleri izlemek keyifliydi. Özellikle de filmlere ithafen yazılan bölümler hele ki izlediğim bir filmdense müthiş sarıyordu.
Bu arada fav karakterim ne Rick ne de Morty.
Summer yaa.
Rick ile Summer'ın beraber yaşadığı maceraları izlemek daha çok hoşuma gidiyordu. Özellikle de Matrix'teki Summer'ın tarzını çok beğenmiştim onu da belirteyim. Morty'i izleyince aptal bir erkek kardeşim varmış da onunla uğraşıyormuş gibi hissediyordum ekstra sinir oluyordum ya.
Rick'e de sinir oluyordum ama sonlara doğru onu tanıdıkça ve hayat hikayesini bildikçe ona karşı ufak bir sempati kazanmaya başladım.
Aslında ne kadar huysuz ve sinir bozucu da olsa çevresindekileri seviyordu.
...
Bu çoklu evren olaylarını izlemek çok hoşuma gidiyor ama bir süre sonra beynim sınırları olduğunu falan hatırlıyor herhalde bazı şeyleri aklım almıyor ya. Neyi anlamadığımı da anlatacak kadar kelimem yok ama bir şeyleri zihnimde oturtamıyorum.
Biri yeşil bir portal açsa da bana evrenin sırlarını baştan sona anlatsa keşke.
Bu arada bu dizi yüzünden çok sevsem de artık spagetti yiyemiyorum alın bu bilgiyi ne yapıyorsanız yapın. Niye böyle bir benzetme yaptılar ki yaa off.
Kitabı okurken o kadar çok altını çizmek istediğim cümle vardı ki iyi ki kendimi tutup tek bir cümleyi bile çizmemişim yoksa tüm kitabı boyamıştım. Aslında felsefi kitapları severim bunun da öyle bir yanı var ama bu tarz kitapları okuyunca çok…devamıKitabı okurken o kadar çok altını çizmek istediğim cümle vardı ki iyi ki kendimi tutup tek bir cümleyi bile çizmemişim yoksa tüm kitabı boyamıştım.
Aslında felsefi kitapları severim bunun da öyle bir yanı var ama bu tarz kitapları okuyunca çok stres oluyorum ve 'ya anlayamazsam' moduna giriyorum. Zaten sayfa sayısı da çok değil kitap hemen bitecek ve ben hiç bir şey anlamadım demekten çok korkuyorum. O yüzden genelde bu tarz okumalar yapmayı sevmem ama bunu sevdim gibi.
Bir de bu kitap bir ara çok popülerdi ben de merak ediyordum acaba ne anlatıyor da insanlar bu kadar etkilendi diyordum. Yaani çok voavv bir şey anlatılmıyor bence ama okurken farkındalık yaratan cümleleri var. Ara ara kitaplıktan alır rastgele bir sayfasını açıp okurum yani o yönünü sevdim.
....
El Mustafa adındaki peygamberin on iki yıl boyunca yaşadığı Orphalese kentinden ayrılırken halka verdiği öğütleri içeriyor.
Aşka dair, evlenmeye dair, sevince, kedere dair, çalışmaya, yemeye içmeye, çocuk büyütmeye ve aklınıza gelecek birçok meseleye dair yaptığı nasihatleri okurken itiraf ediyorum bir süre sonra bu kadar nasihat yeter diyordum. Ama bu durum benden kaynaklanıyor çünkü ben öğüt dinlemeyi hiç sevmiyorum.. Çevremde böyle biri var küçüklüğümden beri bana hep nasihat etmiştir onu yapma şunu yap, bu senin için daha iyi falan filan. Demek ki ben bunları sürekli dinlediğim için nasihat dinleme kotamı doldurdum. Biri bana bu tarz bir şeyler anlatınca o ortamdan yavaş yavaş uzaklaşıyorum o kadar yani.
Bu yüzden birkaç saatte okunacak bu kitabı ben üç gündür okuyorum çünkü bir süre sonra "Yeter yaa hep öğüt hep öğüt biraz da başka şeyler anlat!" moduna bürünüyordum maalesef.
Dediğim gibi kötü bir kitap değil ama benlik de değil.
Bir de şeyi düşündüm şimdi Arapça çok zengin bir dil yaa acaba Türkçe'ye çevrildiği için mi ben o etkileyici yönünü fark etmedim bilemiyorum çünkü çok da etkileyici gelmedi ama şu an aklıma bir şey geldi.
Mesela içindeki herhangi bir konuya dair yazarın görüşünü okuduktan sonra o konuyla ilgili bir arkadaşımla sohbet edersem kitabı daha çok severim bence.
Sanırım yakın zamanda sevdiğim bir arkadaşımla kitap date yapmaya ihtiyacım var..
Spoiler içeriyor
Sonunda ilk defa bir Marvel filmini sinemada izledim açıkcası hep bu günler gelsin diye bekliyordum. Yani bekliyordum ama sadece bekliyordum öyle aman aman bi heyecanım yoktu mesela filmin çıktığı ilk gün "Şimdi orası ne kalabalıktır ya kafam kaldırmaz" deyip gitmedim…devamıSonunda ilk defa bir Marvel filmini sinemada izledim açıkcası hep bu günler gelsin diye bekliyordum. Yani bekliyordum ama sadece bekliyordum öyle aman aman bi heyecanım yoktu mesela filmin çıktığı ilk gün "Şimdi orası ne kalabalıktır ya kafam kaldırmaz" deyip gitmedim onuncu gün anca gidebildim. Gerçi ben bu hevessizlikle ona da gitmezdim de mecburdum diye gittim çünkü yeğenim kuzenine "Ben halama söz verdim onunla gideceğim bu filme" dediği için bir sorumluluk hissiyle hadi gidelim dedim sonuçta büyük güç büyük sorumluluk getiriyormuş ahsjıddjf
Aslında güzeldi o büyük ekranda ses sistemiyle izlemek keyifliydi ama ben sinema insanı değilmişim ya tek bir şeye odaklanmak bana göre değilmiş. Yani ben alıştım film izlerken başka şeylerle uğraşmaya, arada durdurup gidip gelmeye falan o yüzden filmin de diğerlerine göre daha durağan olmasından kaynaklı biraz sıkıcıymış diye hissettiğim anlar olmuştu.
Ama bazı anlar öyleydi film güzeldi. Sadeceee Frank'ı ve Jane Grey'i tanımıyordum keşke onların olduğu filmleri de izleseydim diye düşünmüştüm.
...
Büyünün etkisinden dolayı kimse Peter Parker'ı tanımıyordu yani vardı ama yoktu. Yapayalnızdı.. Bundan dolayı da olgunlaşmış, kafasına göre kararlar almayan, aldığı kararların sorumluluğunu alan, gerçekten büyümüş bir Peter görüyorduk. Bu duruma o kadar çok sevindim kii. Sonunda aklı başında bir Spider Man izleyeceğiz.
Neyse bu süreçte çevresindeki suçlarla savaşıyor derken eskisi gibi yine mahallenin dostu olmuştu. Spider Man'ı böyle görmeyi özlemişim yaa.
Ned ile MJ'de garibim hiçbir şeyden haberleri yok onca şey yaşadılar ama hiçbirini hatırlamıyorlar ne kadar da üzücü. Mesela Ned örümcek adam hayranı ve onun bulunduğu yerlerin konumunu bulan bir cihaz geliştirmiş ama bundan bir film önce beraber düşmanı alt ediyorlardı.
Ah ah Marvel evreni çok zalimce.
Bu arada bir önceki filmde Tobey'in oynadığı Spider Man'ın vücudundan çıkan ağ sıvısına çok şaşırmışlardı ya bu filmde bizim Spider'ımıza da bu özellik eklenmiş. Ben bu özelliğin eklenmesine sevindim yaa daha çok örümcek adam vibe veriyor. Gerçi o sıvıya verdiği tepkiler de komikti ben de olsam bu tepkiyi verirdim çok iğrenç hissettiriyor.
Şimdi gelelim Jean Grey'e. Niye Spider Man ile uğraşıyordu orayı anlamadım çünkü önce asıl düşman Akrep sanmıştık ama onun zihnini yönetiyormuş sonra V- Max diye ne olduğunu bile bilmediği bir şey arıyormuş onu bulacak sandık ve bir baktık ki MJ'e her şeyi anlatacağım diye tehdit etmeye falan başladı.
Halbuki direkt ablasını kaçıran adamın zihinine girince neyin ne olduğunu anlamadı mı? Ben orayı mı kaçırdım bilmiyorum anlamadım o kısmı.
Yani sonlara doğru Jean ile Peter'ın aralarındaki iletişim iyi güzel olsa da biraz zorlamaydı sanki bir konu bulmuşlar da onları karşılaştırmışlar gibi hissettirdi.
Jean'ı çok sevdim bu arada gücünü de sevdim onu tekrar izlemeyi hatta bundan önce karakterin olduğu diğer filmleri izlemeyi istiyorum. Çünkü Natasha öldükten sonra fav girl karakter yerim boşaldı onun yerini dolduracak birini bulmam lazım hahsddm
Vee Frank da çok iyiymiş ya onu çok merak ettim hatta Jean onun zihinine girdiğinde burası çok karışık gibi bir cümle kurmuştu tam hatırlamıyorum. Daha önce ne yaşadı acaba çok merak ediyorum.
Peter ile de ilişkileri çok iyiydi umarım tekrar görürüz. Gerçi Peter'ı vurmasaydı daha iyiydi amaa olsuun. Bir an onu da öldürecekler sandım var yaa. Alıştılar zaten karakterleri bir bir çıkarıyorlar onu da mı çıkaracaklar demiştim ama neyseki Peter'ı öldürmediler. Bir nebze rahatladım.
Son olarak da Mj. Ah Mj... Bir an gerçekten hatırladı sanmıştım var yaa büyük hayal kırıklığına uğradım. Bir de kalbini kırdı Peterciğimizin ama bir yandan böyle olması, onu Spider Man olduğu için değil de tanıdıkça sevmesi daha iyi olur diye düşünüyorum bakalım ne olacak?
Sondaki tokalaşma sahnesi çok iyiydi yaa. Bakın ben diyorum Ned'de bir şey var büyücülükle alakalı o yüzden Peter'ı hatırayabildi. İlerde Dr. Strange'nin yanında görürseniz şaşırmayın. Ben bu konuda çok umutluyum. Buraya da yazıyorum. Ya ondan dolayı hatırlayabildi ya da Jean onun zihnine girdi diye hatıladı bilmiyorum. Umarım ilk tespitim doğrudur.
...
Ay bir de ben filme gitmeden önce o kadar çok edit izledim ki hepsinde de Türkçe şarkılar vardı. Filmdeki havadan süzüldüğü şarkılı kısımlarda kafamda hep Bengü - Saygımdan çalıyordu ajdjdlks
Filmi genel olarak sevdim komikliği güzeldi yani bazı filmlerde olduğu gibi zorlama şakalar yoktu çok doğaldı. Bu filmin karanlık bir teması vardı o da güzeldi. Hulk'ın bu versiyonunu daha çok sevdim daha korkutucu olmuş. Diğerlerini çok ciddiye alasım gelmiyordu. bu filmde Hulk'a da sempatim arttı sanki yaa. Güzeldi güzeldi tavsiye ederim.
Spoiler içeriyor
Daha önce "İnsan Ne İle Yaşar" kitabına yorum yazdığımda hikaye tarzında okumalar yapmayı sevmediğimi söylemiştim ama bu kitabı daha önce okumamdan mı kaynaklanıyor acaba diye merak edip hikayelerden oluşan başka bir kitap okumaya karar verdim. Gerçi hikaye mi desem masal…devamıDaha önce "İnsan Ne İle Yaşar" kitabına yorum yazdığımda hikaye tarzında okumalar yapmayı sevmediğimi söylemiştim ama bu kitabı daha önce okumamdan mı kaynaklanıyor acaba diye merak edip hikayelerden oluşan başka bir kitap okumaya karar verdim. Gerçi hikaye mi desem masal mı desem bilmiyorum çünkü daha çok masalsı ögeler barındırıyor tek farkı; masallar hep mutlu sonla biter ama bu kitapta genelde hüzünlü bitiyor, iyiler hep ölüyor.
Oscar Wilde'den okuduğum ilk eser buydu. Genelde hep alıntılarını görüyordum ama hiçbir kitabını okumamıştım. Yazarın gayet akıcı bir dili varmış hikayeleri de güzel yani herkese de tavsiye ederim ama kendimle alakalı şunu fark ettim: Ben bir kitabı direkt içindeki o olayla bağdaştırıyormuşum o yüzden bir kitap adı altında birden fazla hikaye olunca kafam karışıyor.
Yani aslında hikayeleri sevmiyor değilim, tabi romanları daha çok seviyorum hem karakter derinliği var hem de daha uzun bir okuma süreci oluyor ama hikayeleri sevsem de bu şekilde tek kitapta toplanma olayını sevmiyorum.
Yine de dediğim gibi sevdim. Sadece bazı hikayeler biraz içimi kararttı, hiç mutlu son yoktu. Yani sözde yazar bunu çocuklar için yazmış diyorlar ama yani biraz umut dolu yazılar yazsaymış daha iyi olurmuş.
...
Öncelikle kitabın içerisinde şu hikayeler var:
Mutlu Prens
Harika Fişek
Bencil Dev
Bülbül ve Gül
Vefalı Dost
Mutlu Prens'te Kaygısızlar sarayında yaşayan, dış dünyayla hiç iletişimi olmayan gerçekten mutlu bir prens varmış. Bu mutlu prens mutlu bir şekilde de ölmüş ve şehrin tepesine altından heykeli dikilmiş. Heykeli o kadar yükseğe dikilmiş ki prens, halkın aslında nasıl bir yaşam sürdüğünü ve bunca zaman nasıl her şeyden habersiz yaşadığını fark etmiş.
O sırada da bir kırlangıç, tüm arkadaşları Mısır'a göç etmesine rağmen bir kamışa aşık oldu diye arkadaşlarıyla gitmekten vazgeçmiş ve gel zaman git zaman kamıştan bir karşılık gelmeyince bıkmaya başlamış. Mısır'a doğru yol almış ama hava soğuk olduğu için sıcak bir yerde dinleneyim sonra devam ederim diye düşünmüş. Mutlu Prens'in heykelinin altında durmuş bu sefer de bir bakmış ki heykelin safir gözlerinden yaşlar akıyor. İşte Prens ile Kırlangıcın karşılaşması bu şekilde.
Prens ona halkın sefaletini anlatmış ve ondan bir iyilikte bulunmasını istemiş önce üzerindeki yakutu hasta bir çocuğu olan terziye götürmesini istemiş. Kırlangıç tam bitti Mısır'a gideceğim derken bu sefer de bir gece daha kal başka bir iyilik isteyeceğim demiş ve Kırlangıç yine kalmış. Bir sonraki gece de Prens'in safir gözlerini söküp başka bir yoksula vermiş sonraki gün yine aynı şekilde ve ondan sonraki gün de aynı şekilde.. Kırlangıç bir türlü Mısır'a gidememiş, kışın şiddeti de her geçen gün arttıkça Kırlangıç daha da bitkin düşmüş ve Prens'in ayaklarının üstünde can vermiş. Zaten Prens de eskisi kadar gösterişli değilmiş, halkın gözüne hitap etmiyormuş o yüzden onu da oradan kaldırıp yakmaya çalışmışlar fakat bir türlü kurşundan kalbi erimemiş. Neyse bir gün Tanrı, meleklerinden şehrin en değerli iki şeyini getirmesini istemiş derken bu sefer de kurşun kalbi ve ölü kuşu getirmişler onlar da sonsuza kadar cennete mutlu yaşamışlar.
Yani eskiden olsa böyle hikayelerden çok etkilenirdim aa ne güzel derdim ama şimdi sadece Kırlangıç'a hem üzülüyorum hem de sinirleniyorum. Yok yere kendini feda etti..
Ya bilmiyorum ben artık böyle saf iyi olan karakterleri sevemiyorum galiba çok gereksiz geliyor. Tabi bu bir masal ve küçükler için yazılmış falan ama niye küçüklere kendilerini feda etmeleri gerektiğini aşılıyoruz ki?
Sadece çevreden "Aa bak bu iyi bir insan" söylemlerinden başka bir artısı yok ya da "Baksana ne saftrik başkaları için neler neler yaptı onun için bir şey yapan yok." deyip alay konusu oluyorlar boş yere.
Keşke çevremdekiler aşırı fedakar olmasaydı da benim için fedakarlık bir zorunluluk haline gelmeseydi. Yani bilmiyorum her şeyden kendini geri çekince olan sadece geçen yıllara oluyor ve yapmak istediklerin içinde bir ukde olarak kalırken hep kendini başkalarını izlerken buluyorsun.. Hayatı izlemeye gelmişiz zaten.
Dediğim gibi çevremdekiler böyle diye ben de böyleyim o yüzden bazen empati kurmaya çalışıyorum ama bazen de bu zincir madem bir yerden sonra kırılacaktı neden bana da bu hayatı yaşattınız derken buluyorum. Ama onlar da bir şeyleri feda etmiş diyorum ona da üzülüyorum öf ne içinden çıkılmaz bir durummuş bu.
Kısaca fedakarlık iyi bir şey değildir boş yere feda etmeyin hayatınızı.
...
Harika Fişek'teki o fişeğin her şeyi üstüne alınması çok iyiydi yaa. Egoist ve bencil insanları o kadar iyi anlatmış ki. Sırf fişeği patlatabilmek için düğün yapmışlar düşüncesine kahkaha attım.
Ama ne yazık ki ne fişek patladı ne de kimse gördü. Fazla egonun sonu hep böyle patlamadan sönen bir fişek gibi olsaydı keşke.. Gerçi ona bile "Büyük bir izlenim yaratacağımı biliyordum." diyor yaa ahh fişek ah.
' "Nereyi seversen orası senin dünyandır" diye atıldı hüzünlü bir Çarkıfelek; gençliğinde eski bir köknar kutuya bağlanmıştı; kalbi kırıktı ve bununla gurur duyardı. "Ama aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu; bence çok normal. Gerçek aşık acı çeker ve susar. Hatırlıyorum da, ben bir zamanlar... Ama artık önemi kalmadı. Sevda maziye karıştı. '
...
Bencil Dev masalında çocukların olduğu yerler hep bahar açar. Bencillik kış getirir bencil olmayın, paylaşmayı bilin gibi bir anlayış vardı diye hatırlıyorum. Bence bu da gayet güzeldi. Sonunda Dev'e üzüldüm ya .
...
Bülbül ve Gül masalında da tıpkı Mutlu Prens'teki gibi bir fedakarlık söz konusu. Yani hikaye olarak güzeller, etkileyiciler ama bu iki hikayenin verdiği mesajı sevmedim ama hüzünlüydü yani.
Canım Bülbül yaa sana ne oluyor sen niye kırmızı gül bulmak için fedakarlık ediyorsun? Zaten sonu da çok kırıcıydı.. O öğrenciyi dövmek istedim sevdiği kızı daha çok dövmek istedim yaa ne demek kıyafetime uymuyor diye kırmızı gül istemiyorum?
Ah bülbül ahh sesini bile beğenmeyen biri için değdi mi?..
Bundan sonra her kırmızı gül gördüğümde aklıma bu hikaye gelecek mlsf.
Aslında günümüzdeki aşkları iyi yansıtan bir hikayeydi yani gerçek dünyada ne de yaparsan yap bu fedakarlıklar karşılıksız kalacak ve bir mücevher kutusu aşka galip gelecek gibi bir anlamı vardı.
Her ne kadar Mutlu Prens ile aynı desem de bu hikayeyi daha anlamlı buldum.
...
Son olarak Vefalı Dost hikayesinde çıldırdım. Her ne kadar hikaye içinde hikaye de olsa o bencil değirmenciyi vereceği o eski el arbasıyla dövmek istedim. Ayy böyle şeylere hikaye de olsa dayanamıyormuşum yaaa. Bir de böyle insanlar gerçekten varlar. Verdikleri çöplerin bile hesabını yapar ve onu bahane ederek karşısındaki kişilere her şeyi yaptırabileceklerine inanırlar çok sinir bozucular. Allah bizi böyle bencil, narsist ve düşüncesiz insanlardan korusun. Bir de en iyi dostu benim diyor 😬
...
Vee evet bitti ben de bittim. Kitap çok kısaydı, benim yazım ondan daha uzun oldu belki bilmiyorum ama ilerde bu kitabı unutacağımı düşünüyorum çünkü dediğim gibi çok fazla hikaye olduğu için kafam karışsın istemiyorum o yüzen yani uzunluğu dikkate almayın zaten bu yazıları kendim okuyayım diye yazıyorum ama yine de belirtmek istedim.
Spoiler içeriyor
Keşke bu filmi izlemeden önce diğer örümcek adamları da izlemiş olsaydım diye düşündüm. Hani bildiğin karakterler olunca o nostalji havasını buram buram solursun ya işte o duyguyu yaşamak isterdim. Yine de izlerken keyif aldım ama o düşmanların kim olduğunu ve…devamıKeşke bu filmi izlemeden önce diğer örümcek adamları da izlemiş olsaydım diye düşündüm. Hani bildiğin karakterler olunca o nostalji havasını buram buram solursun ya işte o duyguyu yaşamak isterdim.
Yine de izlerken keyif aldım ama o düşmanların kim olduğunu ve daha önce neler yaşadıklarını merak ediyorum veee üç Spider Man'i yan yan görünce çok heyecanlandım yaa. İzlemeden bile heyecanlanıyorsam izledikten sonra nasıl hissederdim acaba?
Film genel olarak güzeldi aslında ama çoğu kişinin de dediği gibi bazı kısımları ben de çok sevmedim. Mesela Dr. Strange'i bir ara unuttular mı acaba diye düşündüm çok gereksiz bir sahneydi. Yani ayna boyutunun da çok bi numarası yokmuş Peter gibi bir liselinin de çözebildiği bu formülü daha nice bilim insanı düşman var onlar hayli hayli çözer. Tabi onların ağı yok ama yine de saçmaydı.
Bir de Allah aşkına yüzüğü gitti diye orada sıkıştı kaldı. Sen Dr. Strange'sin hiç mi bi önlem almadın yüzüğüm giderse ne yaparım diye.
Gerçi bu filmde örümcek adamı ön plana çıkarmak amaçlanmış ama bunun için de Steven'i güçsüz göstermeye gerek yoktu sanki ya.
Bazen şeyi merak ediyorum mesela bu film için yan karakter olarak kimi seçeceklerine nasıl karar veriyorlar? Yani misal geçmişten beş düşman getirdiler neye göre göre getirdiler ya da Peter Parker'a hangi kahramanın destek olacağına nasıl karar veriyorlar ben olsaydım asla seçim yapamazdım. Bir de karakterler çoğaldı ya hani, kimin gücünü daha fazla göstereceğini falan düşünmek çok yorucu bir iştir ya.
Bazen senaryoyu beğenmiyoruz falan ama yani bu kadarını yapmak bile büyük emek. Neyse bugün niye bu kadar empati yaptım bilmiyorum sanki bana para veriyorlar. Ama yanii izlerken bunu düşünmüştüm.
...
Önceki filmde Mysterio, Peter onu öldürmeden önce bir video çekmiş ve bu videoda da Spider Man'ın onu öldürmek istediğini ve ve suçsuz olduğunu falan dile getirmiş. En sonunda da Spider Man'ı ifşa etmişti. Herkes Peter Parker'ın Spider Man olduğunu falan her şeyi öğrendi yani. Bu yüzden insanlar ondan nefret ediyor hatta bu durum MJ ve Ned'e de yansıdı. Üniversite başvuruları falan bir türlü kabul olmadı.
Peter de bu duruma bir son vermek adına Dr. Strange'nin yanına gidip tüm insanların onun Spider Man olduğunu unutturacak bir büyü yapmasını istedi. E tabi daha önce bilen kişilerin unutmasını istemediği için büyü esnasında biraz pürüz yaşandı derken boyutlardan Spider Man'ı tanıyan tüm düşmanlar dünyaya geldi.
Bunlar Green Goblin, Dr. Otto Octavius, Electro, Kum Adam ve Kertenkele. Dediğim gibi hiçbirini tanımıyorum ama favorim Dr. Otto oldu yaa çok sevdim onu.
Neyse bu karakterleri normalde bir yere hapsedip büyü ile geri göndermeyi amaçlamışlardı ama May hala sağ olsun bu kötüleri iyileştirelim diye tutturduğu için filme konu çıktı.
Yani ne alaka sana ne oluyor May hala? Zaten olan ona oldu bir de "Büyük güç büyük sorumluluk getirir." falan bir şeyler dedi. Yani ölmesine üzüldüm, seviyordum kadını ama olaylara böyle dahil olması ve kötüleri iyileştirelim fikrini ortaya atması bana çok saçma geldi.
Bir kötüyle zar zor uğraşan karakter beş kötüyü de serbest bırakıp sizi iyileştireceğim diye Happy'nin evine götürdü yaa şaka gibi. Bir çocuk bile böyle yapmazdı da neysee.
Olan Happy'e oldu hem evinden hem sevdiğinden oldu ah Happy.. Zaten Tony'i de kaybetmişti hatta unutturma büyüsü yüzünden Peter'i de kaybetti. Bir şey diyeceğim şu an Peter'den daha çok Happy'e üzülmem normal mi?
Ah Happy hüzünlü kekim.
...
Bu arada söylemeyi unuttum Ned Steven'in yüzüğünü kullanabildi ya acaba ilerde onun da büyü yapabilme özelliği falan olur mu? Hani filmde bir ara aileden gelen bir özellik mi diye bir soru sormuştu ya acaba ona da öyle bir hikaye yazarlar mı çok merak ediyorum.
Çünkü Dr. Strange'i bile portal açma özelliğini kullanabilmek için çok uğraşmıştı Ned'in hiçbir bilgisi yokken kullanması ya çok saçmaydı ya da Ned'in bilinmeyen büyücülük bilgisinden kaynaklanıyordu.
...
Andrew'in oynadığı örümcek adam filmini izlemedim ama Gwen'in düştüğü sahneyi görmüştüm bu filmde MJ'yi tutabilmesi çok duygusaldı oturup ah Andrew ah diye ağlamak istedim. Genelde en iyi Spider Man Andrew diyorlar yaa her ne kadar ilk izlediğim Tom'un yeri ayrı olsa da Andrew'i de sevdim galiba yaa bakalım artık izleyince ona karar vereceğim.
Spoiler içeriyor
Pazar günü Spiderman'ın yeni çıkan filmine gideceğimiz için izlemediğim iki filmi de izleyeyim dedim. Açıkçası sinemaya gitmesem izlemezdim muhtemelen çünkü elim bir türlü gitmiyordu. Gerçi sinemaya da gitmek istemiyordum ama neyse ki filmi izledikten sonra bir tık heveslendim. Ay bu…devamıPazar günü Spiderman'ın yeni çıkan filmine gideceğimiz için izlemediğim iki filmi de izleyeyim dedim. Açıkçası sinemaya gitmesem izlemezdim muhtemelen çünkü elim bir türlü gitmiyordu. Gerçi sinemaya da gitmek istemiyordum ama neyse ki filmi izledikten sonra bir tık heveslendim.
Ay bu arada ilk defa bi Marvel filmini sinemada izleyeceğim için çok heyecanlıyım yani pek sinema kültürüm yok ve beni özellikle heyecanlandıran bir film de olmuyor genelde çünkü 'popüler kültür' sağ olsun insanlar her şeyi o kadar abartıyorlar ki izleyesim varsa da artık olmuyor. Ama bu biraz farklı, sırf bu filmleri sinemada izleyebilmek için tüm seriyi izledim neredeyse. Gerçi bu filmleri de ilk günden izlemek gerekiyor çünkü spoiler almamak için ekstra çabalıyorum veee veeee ben artık Tom Holland ile Zendaya'yı görmekten bıktım.
Yani bıktım.
Normalde bu çifti çok severim hatta filmde de ekstra seviyorum ama bu aralar o kadar çok gördüm ki bıktım yani.
Neyseee..
Sevdim aslında bu filmi. Efektleri güzeldi ve böyle bir şeyin özel bir güçle değil de sadece hologram olmasına şaşırdım, hiç beklemiyordum.
Jake Gyllenhaal'i görünce aklıma şey geldi yaa Türkiye'de neredeyse bildiğimiz tüm oyuncular Muhteşem Yüzyıl'da oynamış yaa aynı şekilde onlarda da tüm sektörün geçtiği yer Marvel herhalde. Keşke bir Türk oyuncu da Marvel'da oynasa hatta Türk bir karakter olsa ne biliyim Boran Kuzum'un oynadığı bir dizi vardı ya oradaki karakter gibi Türklüğünü belli etseydi ne güzel olurdu.
Gerçi böyle bir şeyin gerçekleşme ihtimali yüzde kaç bilmiyorum ama hayali güzel.
...
Filmde Peter Parker okul gezisine katılmış ve MJ'ye aşkını itiraf etmeyi düşünüyor derken Nick Fury'nin çağrısıyla tüm planları altüst oluyor. Bir an gerçekten sadece aşk filmi izleyeceğiz diye ödüm kopmuştu. Gerçi her ne kadar Parker'in aldığı bazı kararlara çok sinir olsam da yaşının küçük olduğunu ve duygularıyla hareket ettiğini unutmamak gerekiyor . Öyle düşününce çok sinirlenmemeye başladım. Aslında seviyorum karakteri ama bazen izlerken çok yoruluyorum.
Neysee bu sefer gizemli elemental yaratıklarının saldırılarıyla karşı karşıya kalan Mysterio lakaplı Quentin Beck ve Fury, Spider Man'in de aralarına katılmasını ister. Öyle dedim ama Fury'nin burada hiçbir katkısı yok ki zaten Nick Fury bile değilmiş. Bu arada anlamadığım şey Happy, Fury'ye gizli mesaj verdi ama haliyle Fury anlamadı. E anlamadığını anlamadı mı ben orayı kaçırdım. Zaten Nick Fury tiplemesini de sevmedim komik olmuş ama karakter böyle değildi sanki ya daha ciddiydi.
Filmi izleyince sevmiştim ama şu an düşününce konu bakımdan çok bir şey yokmuş sadece efektleri güzeldi baş döndürücüydü. He bir de Mysterio biraz ters köşe yaptı o kadar. Bu arada ben inanmıştım 2. İron Man olacağına yaa hatta yine aynı sekilde aralarında bir bağ kurarlar diye düşünüyordum hiç de tahmin ettiğim gibi olmadı hayal kırıklığına uğradım.
2. İron Man kim olacak acaba?
Bu kitabı ilk okuduğumda ortaokuldaydım hatta bir yılbaşında amcamın antin kuntin şeylere heveslendiği zamanlardan biriydi, hindi kesmiş ve bizi yemeğe davet etmişti neyse ben de tüm kuzenlerin toplandığı o akşam ne alaka bilmiyorum ama kitabımı alıp gitmiştim. Niye bu detayı…devamıBu kitabı ilk okuduğumda ortaokuldaydım hatta bir yılbaşında amcamın antin kuntin şeylere heveslendiği zamanlardan biriydi, hindi kesmiş ve bizi yemeğe davet etmişti neyse ben de tüm kuzenlerin toplandığı o akşam ne alaka bilmiyorum ama kitabımı alıp gitmiştim. Niye bu detayı verdim bilmiyorum hindi de yemem zaten ablamlar gitti diye gitmiştim. Neyse kitabı okurken aklıma hep o gün geliyordu sanırım eski zamanlardaki aile bağımızı bir tık özlüyorum.
Tabi o zamanlar kitabımı götürünce okuyup geri dönüyordum şimdiyse kitabı götürüp okumadan dönüyorum hatta bazen kitabı da orada unutuyorum çok değiştim çok..
Neyse bunu yakın zamanda çok sevdiğim arkadaşım hediye ettiği için bu bir işaret deyip tekrar okumaya karar verdim. Neyin işareti asla bilmiyorum.
Geçenlerde okumaya başladım ama son birkaç sayfa kala bırakmış ve bir köşeye atmışım ki zaten bunu okuduğumu bile unutmuştum. Çünkü yakın zamanda ags gibi bir süreçten geçtim ve dersle alakalı o kadar çok şey okuyup izliyordum ki kitap görmek bile istemiyordum hatta bana bilgi veren hiçbir şeyi almak istemiyordum. Yani bu yüzden biraz arada kaynadı gibi bir şey oldu ama kitabı hala çok seviyorum.
...
Öncelikle kitap gayet güzel. Yani yazar erdemlilik üzerinde durmuş ve yazdığı hikayeler üzerinden açgözlü olmayın, iyilik yapın iyilik bulun, yalan söylemeyin, Tanrı'ya inanın gibi değerlere vurgu yapmış. Eskiden bu tarz şeyler okuyunca voavv oluyordum çok etkileniyordum ama tekrar okumamdan mı kaynaklı yoksa bu tarz hikayeleri eskisi gibi sevmiyorum diye mi bilmiyorum ama çok sarmadı yaa.
Eskiden "İnsan Ne ile Yaşar" hikayesini çok sevmiştim yine sevdim. Nedense çok farklı bir duygu hissettiriyor mesela çok iyi bildiğin ama unuttuğun bir şeyi tekrar hatırlarsın ya onun gibi bir şey. Sanırım her okuduğumda bu duyguyu hissedeceğim.
Bir adam vardı ya güzel bir ayakkabı istiyordu ama daha eve varamadan ölmüştü. Ya düşünüyorum da bazen bir gün sonrasını bile bilemezken bir yıl sonrası için çabalıyoruz sürekli ve bu çabamız da boşa gidiyor genelde. Olan boşa geçmiş ömrümüze oluyor.
Son zamanlarda kötü bir huy edindim. Mesela birine bir şey hediye edeceğim ve verene kadar aklımda sadece 'ya ona bir şey olursa veremezsem' düşüncesi dolanıyor ya da sınava girene kadar ya bana bir şey olursa diye düşünüp duruyordum. Bunlar normal şeyler aslında her insan düşünür böyle şeyleri ama bilmiyorum yaa kötü hissettiriyor.
Bu kitap genelde ölümü hatırlatıyor. Öleceğiz ve o zamana kadar hayatımızı güzel yaşayalım, açgözlü olmayalım gibisinden. Çoğu insan da bundan dolayı seviyor bence ve Tolstoy'un dili de akıcı yani, okurken hiç sıkılmıyorsun.
Ama ben hikaye okumayı sevmiyorum galiba yaa.. en azından bir süre o hikayenin içinde olayım, karakterlerle biraz vakit geçireyim istiyorum. O yüzden ilk okuduğum zamanlarda daha anlamlı geliyordu.
Bu arada sevmemiş gibi yorum yapmış olabilirim ama sevdim, tavsiye ederim. Sadece klasiklere yeni başlayan biri ilk bu eserden başlasın çünkü çoğu kitabı okuduktan sonra bundan tatmin olmayabilir diye düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Serinin ilk filmi sanıyordum hatta yeni bir evreni izleyeceğiz diye de heyecanlanmıştım ama canım yeğenim serinin ilk filmini açmak yerine daha güzeldir diye düşünerek yakın zamanda çıkanı açmış. Neden bunu açtın diyorum "Diğeri çok eskiydi, zaten karakterler de değişmiş bu…devamıSerinin ilk filmi sanıyordum hatta yeni bir evreni izleyeceğiz diye de heyecanlanmıştım ama canım yeğenim serinin ilk filmini açmak yerine daha güzeldir diye düşünerek yakın zamanda çıkanı açmış. Neden bunu açtın diyorum "Diğeri çok eskiydi, zaten karakterler de değişmiş bu daha güzel" diyor.
Ozan'ın savunması > Sokrates'in savunması
Yanii aslında bu duruma alışığım, arada ben de sıralamayı dikkate almadan izliyorum ama bu sefer sinir oldum ya izliyorum izliyorum hiçbir şey anlamıyorum. Karakterleri tanımaya başlayacağız sanıyorum ama yok hikaye devam ediyor kim kim, nasıl bir gücü var falan sadece gördüklerimizden anlamaya çalışıyorum o yüzden çok sarmadı maalesef.
Yer yer komikti, izlerken eğlendim ama dediğim gibi hikayeyi tam bilmediğim için bir şeyler eksik gibi geliyordu.
Bir de bizden kaynaklı bir ses sorunu vardı yeğenim sürekli sesini son ses yapalım diyordu ben kısalım, insanları rahatsız etmeyelim diyordum en sonunda elimizde patladı ses tamamen gitti bir saat de onunla uğraştık. Çok zor bir izleme süreciydi ya, bir daha evi sinema salonuna çevirmeyeceğim.
Neysee.
Galactus, evrende var olabilmek için gezegenleri tüketen bir güç. Bu sefer de kozmik açlığına son verebilmek için Richard ve Sue'nin bebeğinin gücünden yararlanmak istiyor.
Bebek ile dünyayı kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kalan bu ekip, ışınlanma yöntemini kullanarak onu çok uzağa göndermeye ve bu yüzden de bebeği yem olarak kullanmaya karar veriyor.
Yani şimdi bu kısım bana çok saçma geldi çünkü Galactus gitse bile geri gelmez mi? Sonuçta çok güçlü ve mantıken ışınlayarak nereye gönderdiklerini bile bilmiyorlar. Belki de sadece gezegenin iki km ötesinde gönderdiler.
Neyse, böyle yapımlarda mantık aramıyorum artık.
Minik Franklin'in ilerde nasıl bir gücü olacak, nerelerde karşımıza çıkacak bilmiyorum ama after credit sahnesi bile izlediğim filmden daha heyecan vericiydi bunu belirtmek istiyorum.
Çok sevmedim ama hikayenin gidişatını öğrenebilmek için izlenir.