Basit, belki anlamsız... Ama kime göre, neye göre? Filmin son jeneriği aktığında, elim kendiliğinden Mubi’nin altındaki yorumlara kaydı. Orada gördüklerimse, bana bir kez daha gösterdi: milletçe bizlerle yabancıların dünyaya, hayata ve insana bakışı arasında derin bir uçurum var. "Acaba sorun…devamıBasit, belki anlamsız... Ama kime göre, neye göre? Filmin son jeneriği aktığında, elim kendiliğinden Mubi’nin altındaki yorumlara kaydı. Orada gördüklerimse, bana bir kez daha gösterdi: milletçe bizlerle yabancıların dünyaya, hayata ve insana bakışı arasında derin bir uçurum var. "Acaba sorun bende mi?" diye sordum kendime, içten içe yokladım hislerimi. Hayır, sanmıyorum. Zira böylesine incelikli, böylesine nahif bir filme yapılan mesafeli, soğuk yorumlar… Bana kalırsa, koca bir haksızlıktı.
Her insanın çocuklarla kurduğu bağ başkadır. Kimisi sever, kimisi kayıtsız kalır. Kimi tek bir bakışta yeni dünyalar keşfeder, kimi ise baksa da göremez hiçbir şey. Ben, oldum olası çocuklara hayranım. Nedeni yok. Yalnızca içlerinde saklı duran o safiyane parıltıya vurgunum. Her bakışlarında, cennetin unutulmuş bir köşesinin sıcaklığını hissederim sanki. Kimi koşarken tatlıdır, kimi yerken, kimi gülerken... Ama hepsi, dalında yeni açmış bir papatya kadar benzersizdir bu dünyada. İşte bu yüzden, bu film bende apayrı bir yer etti. Ve bana bıraktığı hissiyat, yalnızca izlenen bir hikâyenin çok ötesindeydi.
Bazen kendi kendime sorarım; eğer nasip olur da baba olursam, nasıl bir baba olurum? Gözlerim dolar bu sorunun ağırlığında. Çocuğumu hayal ederim: İlk adımlarını, dilinden dökülen ilk kelimeleri, uyutmam gereken uykusuz geceleri, ve içime çektiğim o tarifsiz kokuyu… Bakıldığında basit gibi görünen bu anlar, benim içimde öylesine derin, öylesine ulaşılmaz ki, hayalim bile tam varamıyor bazen oraya.
Ama film boyunca, kendimi farkında olmadan Calum’un yerine koydum. Bir erkek için kız çocuğunun yeri her zaman başkadır. Bir tebessümü bile, çekilen tüm acılara değen bir sevinçtir. Başını omzuna yasladığı anda, o anın huzuru semavi bir mertebeden gelir sanki. Evet… farklıdır kız çocuğu. Çünkü o, dünyaya rağmen gülümseyebilen bir kalbin suretidir. Bir bakışıyla içine güneş doğar insanın. Ve suskunluğunda bile bir şarkı gizlidir; hani ağlamaya ramak kala susan çocuklar gibi… Sadece varlığı bile, bir adamı baştan sona dönüştürür. Yumuşatır, inceltir, taşlaşmış yanlarını çatlatır. Belki de bu yüzden, Calum’un gözlerinde hep o kırılgan sevgi, o ağır gurur, o sessiz fırtına vardı. Filmde o incecik baba-kız anları… Kalbimde bir sızı gibi yer etti. Özellikle otelin balkonunda geçen o konuşmalar… Bir adamın, kızının gözlerinden kendini seyredip kendi iç karanlığıyla boğuşurken bile onu gülümsetmeye çabalaması… Dedim ki kendi kendime: İşte sevgi bu… Basit ama nadir, ulaşılması güç bir sevgi.
Ve sonra yeniden sordum kendime: Gerçekten iyi bir baba olmak mümkün mü? Sevilmekle yetinmeyip anlaşılmak, bir dağ gibi dimdik durmak ama fırtına geldiğinde yıkılmamak… Hayatın ağırlığını taşırken, çocuğunun kalbinde yara değil iz bırakmak… Zor, evet. Ama uğruna ölünecek bir savaş bu. Kızımın saçlarını taramak, ona kitaplar okumak, dizime uzanmışken hayaller kurmak… Her “baba” deyişini kalbimde yankılanan bir dua gibi içime çekmek... Belki de bu yüzden film, birçokları için "basit"ken, benim için derindi. Çünkü yalnızca bir hikâye izlemiyordum; belki de gelecekte yaşanıp kaybolacak anılarımı, henüz gelmemiş hayatımı seyrediyordum. Ve ne gariptir ki; bazı anlar daha yaşanmadan bile özlenir. İçinde bin kelimeyle anlatılamayacak duygular barındıran nadir anlardır bunlar. İşte bu yüzden Aftersun, benim için yalnızca bir film değil; bir izdi. Bir hayalin, bir korkunun ve umudun. Calum’un yorgun omuzlarında kendi yüklerimi buldum. Onun gülümseyerek örttüğü hüzün, bana bir ayna tuttu. Ve belki de herkesin göremediği de buydu. Zira herkesin kalbi aynı yerde atmıyor. Kimisi yalnızca perdeye bakar, kimisi perde arkasına, kimisi ise perdeyi perde yapan asıl kaynağa...
İnanıyorum ki bu film, bir gün gerçekten baba olduğumda tekrar izlenecek. Ve o zaman da, yine bir şeyler öğretecek bana. O zamana dek, Rabbimin yazdığı nasip ne ise, ona "hayırlısı" deyip yola devam etmeli. İzleyin… Ve imkânınız varsa, izlettirin. Bazı filmler, sadece izlenmez; zamanı gelince yaşanır.