O ceketi askıda gördüğüm an mahvoldum. Ve gözlerinden yaş akan sadece Fujino değildi... Film bitti, lakin ben bitmedim. Film bittikten sonra, 8 gönderiyi de açıp okuma ihtiyacı hissettim. Acaba benim hissettiklerim başkasına da dokunmuş mu diye lakin maalesef, her insan…devamıO ceketi askıda gördüğüm an mahvoldum. Ve gözlerinden yaş akan sadece Fujino değildi... Film bitti, lakin ben bitmedim.
Film bittikten sonra, 8 gönderiyi de açıp okuma ihtiyacı hissettim. Acaba benim hissettiklerim başkasına da dokunmuş mu diye lakin maalesef, her insan kendi fanusunda, farklı bakışların esiri...
Bu aralar duygusalım, gereğinden fazla. Bu sebeple film bana hiç iyi gelmedi. Uzun değil, kısacık bir yapım. Ama son 15 dakika (Ah o 15 dakika...) benim için 2 saatlik bir yapıma bedeldi. Bundan da ziyade, o 2 saatin yalnızlığını damarlarımda hissettim. Kendi iç dünyamı sorguladığımda, ister istemez Fujino'ya da, Kyomotoyo'da aşık olmuştum. Aralarındaki bağ aslında film boyunca yüzeyseldi ama buna rağmen o hisleri bir şekilde içime işlemiştim. İkisinin birbirine bakışları, duydukları yoğunluğu sanki kendimde hissetmiştim. Çünkü bu bağa asla sahip olamadım, nasip olmadı. Bu sebeple ne zaman yakınî bir duygu yoğunluğu görsem kitlenir dururum. İzlerim, tartarım ve hissederim. İnsanım, koyarım kendimi onların yerine. Bu filmde de koydum lakin koymaz olaydım. Demiştim ya, "Gözlerinden yaş akan sadece Fujino değildi" diye, aynen öyle. Çünkü basit gibi addedilen anılar, aslında içinde barındırdığı cevherle beraber en nadide yerimizi oluşturur da farkına varamayız. Akıp giden zamanım kıymetini anlamayız. Edilen sözlerin değerini kavrayamayız. Bir insanoğlu olarak, hepsini yaşadım. Hiçbir şeyin farkına varmadım, verdiğim sözlerin değerini çiğnedim, akıp giden zamanın kıymetini bilemedim. Her insan muhakkak bu anların kurbanı olmuştur. Yapmıştır, değer bilememiştir, hata etmiştir. Konular, şahıslar veyahut zamanlar değişir lakin her insanda bu durum değişmez. Kısacası, öngörülemeyenin kurbanı oluruz. Tıpkı bu yapım gibi.
Aslında basit gibi gözüken bu anime, (Ya da sözüm ona bunu basitleştiren gönderileri takmadan) insanda bir çok şeyin değerini hissettiriyor. Geç kalmanın ağırlığını, gereğinden fazla değer verememenin vebalini, yitip giden anıların kanatan sızısını ve daha fazlasını... Belki içinde bulunduğum duygu yüklü hal sebebiyle böyle yazıyorum, emin değilim ama fark etmez. Bir film nadiren insanda yara açar. O yara açan film ise dokunulmaması gereken kıymettir. Sayısı bir elin parmaklarını dahi geçmeyen bu nadide yerime hoş geldin Look Back. Hoş geldin Fujino ve Kyomotoyo..
Film hakkında konuşacağım tek eksik nokta, aralarındaki bu derin bağı böylesine az göstermek. Bu durum, benim için filmde büyük bir eksikti lakin son dakikalardaki gösterilen o kısacık sekanslar bile bana kafiydi. Yine de buruk hissettim, keşke daha fazla olsaydı...