"Acayip, bir sis içinde yürümek! Her çalı, her kaya yalnız başına, Hiçbir ağaç ötekini görmüyor. Herkes yalnız. Dostlarla dopdoluydu bana dünya, Hayat henüz aydınlıktı o zaman; Ama şimdi, sis çökerken Görünürde kimse yok. Hakikaten, hiç kimse bilge değil Eğer karanlığı…devamı"Acayip, bir sis içinde yürümek!
Her çalı, her kaya yalnız başına,
Hiçbir ağaç ötekini görmüyor.
Herkes yalnız.
Dostlarla dopdoluydu bana dünya,
Hayat henüz aydınlıktı o zaman;
Ama şimdi, sis çökerken
Görünürde kimse yok.
Hakikaten, hiç kimse bilge değil
Eğer karanlığı tanımıyorsa
Çaresizce ve sessizce kendini
Başka herkesten ayıran.
Acayip, bir sis içinde yürümek!
Hayat yalnızlık demek.
Hiçbir insan ötekini tanımaz,
Herkes yalnız."
(Sayfa 34)
Hermann Hesse okumak nasıl bir duygu inanın tarif edemem ama o kadar çok keyif alıyorum ki.. Romanları, novellaları ve şiirleri ayrı birer lezzet.
Ketebe Yayınları kendisinin 1897 ile 1962 yılları arasında yazdığı şiirlerinden bir derleme yapmış. "Ağaçlar" gibi yine kendi özgünlüğünü müthiş bir üslupla aktarmış.
Hesse'yi çok seviyorum. Hala en sevdiğim yazardır. Sanırım bu hiç değişmeyecek.....
Hoşuma giden bazı şiirler;
"Bana hız veren, coşturan ne varsa
Efsanevi gençlik çağından beri
Uçucu ve rengarenk, darmadağın
Zihnimi yoran, hulyalara salan,
Bu sayfalarda gene göreceksin.
Arzulanmış mı yoksa beyhude mi,
Ciddi ciddi sorguya çekmeyelim
Hoş karşıla şu eski şarkıları!
Biz ki yaşlanmışız, bize mubahtır,
Hem teselli verir geçmiş muhabbet,
Binlerce misra ardında yeşeren
Bir hayat, vaktiyle ne lezzetliydi.
Bizden hesap sorulacaksa bir gün,
Bu abesle niçin uğraştık diye,
Daha kolay taşırız yükümüzü
Bu gece havalanan pilotlardan,
O zavallı ve kanlı ordulardan,
Dünya beylerinden, büyüklerinden."
(Sayfa 9)
.
.
"Loşluğunda kuytuların
Nice düşlerimde gördüm
Ağaçlarını, mavi göklerini,
Hoş kokularını, kuş seslerini.
İşte geldin, bur'dasın
Parıltınla süsünle
Uzanmışsın ıpışıl
Karşımda, mucizemsi.
İşte ben, tanıyorsun,
Nazla el ediyorsun,
Her yanımda titreyiş
Mübarek varlığından."
(Sayfa 13)
.
.
"Ateşli şimşekler çakar uzakta,
Esrarlı ışıklar saçar yasemin
Utangaç bir yıldız gibi
Solgun, pırıldar saçında.
Senin tılsımlı gücüne,
Ağır, yıldızsız gücüne
Adarız buseler, güller,
Soluksuz, bungun geceyi.
Buseler, mutsuz ve sönük,
Verir vermez pişman eden
Güller, meyus rakslarında
Hazan yaprakları döken.
Çiğ düşmeden geçen gece!
Mutsuz ve gözyaşsız bir aşk!
Üzerimizde bir iklim,
Bizi korkutan, özleten."
(Sayfa 21)
.
.
"Sık sık uyandırdı beni bir düşünce:
Şimdi bir gemi var soğuk gecede,
Denizler arar, sahillere varır,
Benim hasretiyle yanıp tutuştuğum.
Şimdi bir kırmızı kuzey ışığı
Kimseler görmeden yanar
Hiçbir denizcinin bilmediği yerde.
Aşk arayan güzel kolu
Yabancı bir kadının
Yastığa dayanır beyaz ve sıcak.
Şimdi bana kaderi dost bir adam
Uzak bir denizde sonunu bulur.
Şimdi beni tanımaz olmuş annem
Belki uykusunda ismimi anar."
(Sayfa 24)
.
.
"Karanlıkla, karatavuk ötüşüyle
Geliyor vadiden yukarı gece.
Kırlangıçlar dinlenmekte, uzun gün
İyice yormuş kırlangıçları da.
Pencereden çıkar tutuk tınısıyla,
Kemanımın yumuşak nağmeleri.
Anladın mı, güzel gece, bu şarkıyı -
Bir zamanlar sana yazdığım şarkımı?
Ormandan aşağı serin uğultu,
Birden ürpererek gülüyor kalbim,
Ve hafifçe ve dostça yüklenerek
Yeniyor beni uyku, rüya ve gece."
(Sayfa 26)
.
.
"Sen mutluluğun peşinde koştukça,
Mutlu olacak olgunlukta değilsin,
İster senin olsa da her sevdiğin.
Kaybolanın arkasından yandıkça,
Hedef güttükçe durup dinlenmeden,
Öğrenemezsin, ne demektir huzur.
Ancak her istekten vazgeçtiğinde,
Ne hedef ne arzu bildiğin zaman,
Mutluluk adını anmaz olunca
Sana varmaz olayların taşkını
Ve gönlün sükûna erer."
(Sayfa 39)
.
.
"Kestane çiçekleri, koruda akşam,
Ilık gece rüzgârında kadehlerimiz çınlar,
Yapraklarda hilal, ormanda sessiz meclisimiz
Karanlık göğe vurur şarabımızın ateşi.
Biz gelgeç çiçekler ateş içindeyiz yaz boyu:
İç beni yar! Nazlım, seni içeyim!
Biz sevenler meşalelerimizle
Katılırız yaz gecesi nağmesinin ritmine.
Ey, baykuş sesi, gecenin kara kalbi,
Sen, pervane, ışıldayan zakkumda,
Yanar geçeriz, kardeşim, iç içe,
Tanrılara mutlu kurbanlar oluruz.
Ses ver, hayatın şarkısı ve ölümün,
Kadehler çınlar, saatimiz tutuşur!"
(Sayfa 50)
.
.
"Tüm kitapları dünyanın
Sana mutluluk getirmez,
Ama gösterir gizliden
İçine dönen yolu.
Sana ne lazımsa or'da,
Güneş, yıldızlar ve ay,
Çünkü sorduğun ışığın
Kaynağı içindedir.
Onca zaman aradığın bilgelik,
Kütüphaneler dolaşıp,
Şimdi her yapraktan ışır -
Çünkü artık senindir."
(Sayfa 49)
.
.
"Nasıl her çiçek solarsa ve her gençlik yer açarsa
Yaşa, öyle çiçeklenir her hayat basamağı,
Çiçeklenir her bilgelik, erdemlerin her biri
Kendi zamanında ve bu sürgit devam edemez.
Hayatın her seslenişinde yürek
Hazır olmalı vedaya ve yeniden başlamaya,
Cesaretle, kedersizce kendini
Başka, yeni bağlara vermek için.
Ve her başlayış bir sihir içerir,
Bizi korur, hayatta destek olur.
Neşeyle geçelim bir yerden birine,
Hiçbirine takılmadan vatan gibi,
Dünya ruhu bağlamaz, darlık vermez,
Bir basamak yükseltir, ufuk açar.
Hayatta çevreyi yuva edinmekte,
Alışmakta gevşeme tehlikesi var;
Kim ki yola, dolaşmaya hazırdır,
O silkinir alışkanlık felcinden.
Belki ölüm, saati geldiğinde
Genç gönderir bizi yeni yerlere,
Hiç bitmez hayatın bize çağrısı,
Yani, kalp, veda et, sağlığa kavuş!"
(Sayfa 60)
.
.
"Her şey yalan ve delilik olsa da
Ve hakikat hiç dile gelmez olsa,
Gene de o dağ yüzüme bakadurur
Yalçın ve tam ne olduğu bilinen.
Geyik, karga, kırmızı gül,
Deniz mavisi ve o renkli dünya:
Topla kendini - o dağılıp karışır
Ne biçimi ne bir adı olana.
Topla kendini, kendi içine dön,
Bakmayı öğren, okumayı öğren!
Topla kendini hayal olur dünya.
Topla kendini - varlık olur hayal."
(Sayfa 70)