"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı? Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi. Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim. Kırık…devamı"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı?
Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi.
Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim.
Kırık dökük bir ses, hassas, aşırı hassas bir kız çocuğu sesi gibi konuşuyordu. Yani benim gibi.
Bana niçin bu kadar uzaksın. Bu aşk bana niçin
bu kadar çok acı veriyor?
Dünyada olup biten her şeye kırgınım ben. Hayatta hiç yalnız kalmayacaksınızvama bir tarafınız hep ağrıyor, hep yalnız.
Gözlerine beyaz tebeşir çekip tüm lirik şairler uykulandılar
Bitti artık. Ölü bellekte nasıl hiçbir şey yankılanamazsa öyle işte. Bir yerlerde bir şey hâlâ kanıyor. Her şey aynı ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
Ama ben sana bir türlü yakınlaşamıyordum. Çok ama çok acı çekiyordum.
Dua etmek de zaten böyle bir şeydir: Buzla kaplı bir tarlayı geçmek.
Bütün erkekler paranoyak, kadınlardan sevgi beklemiyorlar en derinde, sert ilişkiler içinde yaşamışlar. Sevgiyi yok ediyorlar. Kadın korkusu.
Tam da öyle birine rastlamak istiyordum. Onun gibi birine... ONUN GİBİ biri daha kafamda oluşmamıştı.
Dışarıda su birikintileri var. Bir tanesi bir
Afrika mızrağı ya da yürek şeklinde. Sürekli ağlayan bir Afrika mızrağı: Yüreğim
Uyuyan kediler, usul usul yanan bir soba, dışarıda bulutlu Felemenk gökleri, dışarıda yağmur, dışarıda hüzün. İnsan pencereden bakınca böyle anlarda, çimlerin üzerindeki yağmur damlacıklarını görünce arındığını düşünüyor nedense. Gerçekten insanlar
doğa gibi hüzünle yıkanıyor.
Onu görüyordum. Henüz orada idi. Henüz
kendi değildi. Bir Bizans barbarıydı henüz. Tuhaf, yavaş ve alçak bir Tacikistan melodisi eşliğinde yeşil çekik gözleri ve uzun
beyaz saçlarıyla kendi etrafında dönüyordu henüz. Kar yağmıyordu.
Kendime hem benziyor hem benzemiyordum.
İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Suçortaklarını anımsa. Suçortaklarını hatırla. Yılanların kardeşliği. Uzak kuzey gecelerini
anımsa. Senden doğan o melek tanrıyı anımsa. Madencilerin arasında büyüyen o çocuğu düşün. Bir patafizik gibi bedenime, gezegenime gir. Sabahları anımsa. Odadaki güneşi anımsa. İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Ya ruhun? O hasta. O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum Aramızdaki boşluğa üç kedi yerleşiyor
Beni uzaklaştırmak için
Çöplükten çıkmış gibi dolaşıyor
Bahçesine çıkıyor. Otlara bakıyor
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu kırılıyor
Hiçbir şey söylemiyor
Hiçbir şey söylemiyorum
O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu ayrışıyor
Elinde bir değneğe sarılı pis bir yumakla resim yapıyor,
benim portremi, ona bakıyorum. Değneği bir asa gibi tutuyor.
Başka türlü olsaydı, herkes gibi olsaydı belki olurdu diyorum.
Aynı anda başka türlü birisiyle yapamayacağımı anlıyorum.
Çok tuhaf bir duygu bu, yapıp bozmak gibi. Olanaksızlıklar
dükalığı aşk!
"