"Hiç zamanı olmayan bir adam gibiyim. Yaşamaya zaman bulamayan adam mıyım yoksa? Bir masal vardı, adam gölgesini yitirmişti... Ben neyimi yitirdim, bilemiyorum." Selçuk Baran - Bir Solgun Adam
"Umut her şeydir. Tek önemli şeydir. Ondan ümidini kesme, bizden de kesme." "Geçen gün niyetim kaçmak değildi. Ama kelimeler ile pek aram yoktur... Yani ne demek istediğimi biliyorum ama nasıl diyeceğimi bilmiyorum. O yüzden hiçbir şey söylememek daha kolay geliyor."…devamı"Umut her şeydir. Tek önemli şeydir. Ondan ümidini kesme, bizden de kesme."
"Geçen gün niyetim kaçmak değildi. Ama kelimeler ile pek aram yoktur... Yani ne demek istediğimi biliyorum ama nasıl diyeceğimi bilmiyorum. O yüzden hiçbir şey söylememek daha kolay geliyor."
"Ayılmak güya güzel bir şey ama kimse düşünceler ile baş başa kalacağını söylemiyor."
"Ama kendimi kovamıyorum. Kendimin içinden çıkıp gidemiyorum. Bedenim ruhumun betonu gibi, çık içinden çıkabilirsen." "Giyinip çıkacağım evden, nereye kadar gidebilirsem o kadar gideceğim. Kaçıp gitme isteği yapıştı yakama, aç pencereyi atla aşağı." "Dilek dilemeyi de bilmiyorum ki. Ne istediğimi bilmiyordum.…devamı"Ama kendimi kovamıyorum. Kendimin içinden çıkıp gidemiyorum. Bedenim ruhumun betonu gibi, çık içinden çıkabilirsen."
"Giyinip çıkacağım evden, nereye kadar gidebilirsem o kadar gideceğim. Kaçıp gitme isteği yapıştı yakama, aç pencereyi atla aşağı."
"Dilek dilemeyi de bilmiyorum ki. Ne istediğimi bilmiyordum. O kadar unutmuşum ki kendimi."
"Ben şimdi kafamı nasıl böyle telefona gömüyorsam, o zaman da kitaplara görmüyordum hep. Al eline bir kitap, çekil kenara. Kavga mı var, gürültü mu var, hiç karışma..."
"İçimde hep sevilmeyi bekleyen bir çocuk var. Ben istiyorum ki ... gelsin, o beni sevsin. O beni okşasın, o bana kur yapsın, o benimle ilgilensin, o beni doyursun önce. Ben ondan öğreneyim sevmeyi."
"Bazen suyun berraklaşması için önce bulaması gerekiyor. Ben hep o bulanık suyun içindeyim. Dibi göremiyordum. Bulanık bir suyun içinde yuzmüşüm ömür boyu. Doğduğumdan beri bozuk görüyormuşum her şeyi, yanlış duyuyormuşum. Hepimiz öyleymişiz aslında, sadece ben değil, hepimiz."
"Yapayanlış örülmüş bir hırka giymişim yıllardır, onunla ısınmaya çalışmışım gibi hissediyorum kendimi."
Sayf. 168🫶
"Kendi ailemde de benim çok saf biri olduğumu düşündüler. İyi olduğunuzda herkes sizin salak olduğunuzu düşünür. Ben salak değilim. Neler olup bittiğini herkes kadar biliyorum. Ama konuşmamayı tercih ediyorum. Siz sustuğunuzda seni saf, salak ve cahil zannediyorlar. Varsın öyle bilsinler. Herkesin bildiği kendine. Ben kendimden razıyım."
"İnsanlarla arkadaş olmak isteyen kırmızı bir canavar varmış. Fakat canavar olduğundan, kimse ona yaklaşmıyormuş. Arkadaşı mavi canavar bir plan yapmış. Ortalığı yakıp yıkacakmış ve kırmızı canavar da onları kurtaracakmış. Bir şeyi başarmaya çalıştığın zaman, birinin incinmesi gerekecektir. Hep bir şeyleri…devamı"İnsanlarla arkadaş olmak isteyen kırmızı bir canavar varmış. Fakat canavar olduğundan, kimse ona yaklaşmıyormuş. Arkadaşı mavi canavar bir plan yapmış. Ortalığı yakıp yıkacakmış ve kırmızı canavar da onları kurtaracakmış. Bir şeyi başarmaya çalıştığın zaman, birinin incinmesi gerekecektir. Hep bir şeyleri feda etmek zorundasındır. Fakat insanların numarayı anlamaması için mavi canavar ordan gitmiş. Acıklı bir hikaye."
"Özgürce konuşabilme sevginin can damarıdır."
"Hep kaçtın, hep yanlış yaptın. Kaçmak senin yaptığın tek yarıştı."
"Kötülük pek çok maske giyebilir. Hiçbiri iyilik maskesi kadar tehlikeli değildir." "Bu gerçek ama gerçek her zaman görünen şey değildir." "+... ve bu yüreğimi yiyip bitiriyor. - Yüreğinin olduğunu bilmiyordum. Sana benimkini vermeye kalkmıştım."
“Şey… çok uzun zaman önce, o malikanede bir mucit yaşardı. Sanırım birçok şey icat etti. Bir de insan yarattı. Ona iç organlar, kalp, beyin, her şey verdi. Yani, neredeyse her şey. Görüyorsunuz, mucit çok yaşlıydı. İcat ettiği insanı tamamlayamadan öldü,…devamı“Şey… çok uzun zaman önce, o malikanede bir mucit yaşardı. Sanırım birçok şey icat etti. Bir de insan yarattı. Ona iç organlar, kalp, beyin, her şey verdi. Yani, neredeyse her şey. Görüyorsunuz, mucit çok yaşlıydı. İcat ettiği insanı tamamlayamadan öldü, bu yüzden insan tek başına kaldı… eksik ve yapayalnız.”
"Her insan kendi dilinde konuşur Ve hiç kimse anlamaz ne söylediğini Kafasındaki ışığın Sonra iyi olarak da anlaşılmaz Düş kırıklığı ve incinmedir Gerçek utanmazlıklar"
"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı? Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi. Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim. Kırık…devamı"Yüzümün yarısı yağmur. Bunu görmen olası mı?
Elimi sallasam onlarla konuşacakmışım gibi. Hem uzak hem yakın, nasıl oluyor bu, tıpkı O’nun gibi.
Sen onları ne kadar çok seversen onlar o kadar az seviyorlar. Ben sevgisizliklerle karşılaşa karşılaşa büyüdüm kardeşim.
Kırık dökük bir ses, hassas, aşırı hassas bir kız çocuğu sesi gibi konuşuyordu. Yani benim gibi.
Bana niçin bu kadar uzaksın. Bu aşk bana niçin
bu kadar çok acı veriyor?
Dünyada olup biten her şeye kırgınım ben. Hayatta hiç yalnız kalmayacaksınızvama bir tarafınız hep ağrıyor, hep yalnız.
Gözlerine beyaz tebeşir çekip tüm lirik şairler uykulandılar
Bitti artık. Ölü bellekte nasıl hiçbir şey yankılanamazsa öyle işte. Bir yerlerde bir şey hâlâ kanıyor. Her şey aynı ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
Ama ben sana bir türlü yakınlaşamıyordum. Çok ama çok acı çekiyordum.
Dua etmek de zaten böyle bir şeydir: Buzla kaplı bir tarlayı geçmek.
Bütün erkekler paranoyak, kadınlardan sevgi beklemiyorlar en derinde, sert ilişkiler içinde yaşamışlar. Sevgiyi yok ediyorlar. Kadın korkusu.
Tam da öyle birine rastlamak istiyordum. Onun gibi birine... ONUN GİBİ biri daha kafamda oluşmamıştı.
Dışarıda su birikintileri var. Bir tanesi bir
Afrika mızrağı ya da yürek şeklinde. Sürekli ağlayan bir Afrika mızrağı: Yüreğim
Uyuyan kediler, usul usul yanan bir soba, dışarıda bulutlu Felemenk gökleri, dışarıda yağmur, dışarıda hüzün. İnsan pencereden bakınca böyle anlarda, çimlerin üzerindeki yağmur damlacıklarını görünce arındığını düşünüyor nedense. Gerçekten insanlar
doğa gibi hüzünle yıkanıyor.
Onu görüyordum. Henüz orada idi. Henüz
kendi değildi. Bir Bizans barbarıydı henüz. Tuhaf, yavaş ve alçak bir Tacikistan melodisi eşliğinde yeşil çekik gözleri ve uzun
beyaz saçlarıyla kendi etrafında dönüyordu henüz. Kar yağmıyordu.
Kendime hem benziyor hem benzemiyordum.
İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Suçortaklarını anımsa. Suçortaklarını hatırla. Yılanların kardeşliği. Uzak kuzey gecelerini
anımsa. Senden doğan o melek tanrıyı anımsa. Madencilerin arasında büyüyen o çocuğu düşün. Bir patafizik gibi bedenime, gezegenime gir. Sabahları anımsa. Odadaki güneşi anımsa. İstanbul’da bir sonbahar. Kafesini anımsa. Ya ruhun? O hasta. O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum Aramızdaki boşluğa üç kedi yerleşiyor
Beni uzaklaştırmak için
Çöplükten çıkmış gibi dolaşıyor
Bahçesine çıkıyor. Otlara bakıyor
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu kırılıyor
Hiçbir şey söylemiyor
Hiçbir şey söylemiyorum
O uzaklaşıyor benden
Ben ondan uzaklaşıyorum
Çam ağaçlarının üstünde bir buğu ayrışıyor
Elinde bir değneğe sarılı pis bir yumakla resim yapıyor,
benim portremi, ona bakıyorum. Değneği bir asa gibi tutuyor.
Başka türlü olsaydı, herkes gibi olsaydı belki olurdu diyorum.
Aynı anda başka türlü birisiyle yapamayacağımı anlıyorum.
Çok tuhaf bir duygu bu, yapıp bozmak gibi. Olanaksızlıklar
dükalığı aşk!
"
"Seni böyle ansızın görmeyi hiç ummuyordum... Bir an için hayal görüyorum sandım. Bunca yıldır hep yaptığım gibi. Tren istasyonunu hatırlıyor musun? Yağmurun altında titriyordun tıpkı şuan olduğu gibi. Rüzgar oldukça şiddetli esiyordu. Gidiyordum ama niyetim çok yakında dönmekti. Sonra kayboldum.…devamı"Seni böyle ansızın görmeyi hiç ummuyordum... Bir an için hayal görüyorum sandım. Bunca yıldır hep yaptığım gibi. Tren istasyonunu hatırlıyor musun? Yağmurun altında titriyordun tıpkı şuan olduğu gibi. Rüzgar oldukça şiddetli esiyordu. Gidiyordum ama niyetim çok yakında dönmekti. Sonra kayboldum. Bilmediğim yollarda dolaşıp durdum. Ellerimi uzatsam sana dokunabilirdim... Biliyorum ve parçalanmış zaman yeniden bütünleşirdi. Keşke sana döndüm diyebilsem ama bana engel olan bir şey var. Yolculuk bitmedi henüz. Henüz bitmedi...
Döndüğümde üzerimde bir başkasının giysileri olacak. Bir başkasının adıyla çağırılacağım. Dönüşüm beklenmedik olacak. Ve sen o tereddütlü gözlerle bana bakıp sen o değilsin diyeceksin. Sana öyle işaretler göndereceğim ki bana inanacaksın. Sana bahçendeki limon ağacından söz edeceğim. Ay ışığıyla aydınlanan küçük pencerenden. Sonra vücudun ve aşkın işaretlerini göreceksin.
Her zaman böyle olmuyor mu? Sonum başlangıcım aslında. Ne diyebilirim ki yıllardır buradan uzaktasın.
Ağlıyorsun. Evet ağlıyorum... Çünkü seni sevemiyorum.
Tanrının yarattığı ilk şey yolculuktur. Bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti.
"