Bu kitap, insanların ve vampirlerin birlikte yaşadığı karanlık ama düzenli bir evrende geçiyor. Ana karakterimiz Luzia, dünyanın bir ucunda, oldukça ıssız bir yerdeki bir şatonun müzesinde çalışmaya başlıyor. Hayatı sakin ve sıradan gibi görünse de, bu şatonun gerçek sahibi olan…devamıBu kitap, insanların ve vampirlerin birlikte yaşadığı karanlık ama düzenli bir evrende geçiyor. Ana karakterimiz Luzia, dünyanın bir ucunda, oldukça ıssız bir yerdeki bir şatonun müzesinde çalışmaya başlıyor. Hayatı sakin ve sıradan gibi görünse de, bu şatonun gerçek sahibi olan eski ve güçlü bir vampir olan Sidra Dekalton geri döndüğünde her şey altüst oluyor.
Luzia zaten geçmişin acılarını taşıyan, kalp ağrılarıyla ve vampir kanına olan bağımlılığıyla boğuşan biri. Ama Sidra’nın gelişiyle birlikte, sadece duygusal değil, karanlık sırlarla dolu bir geçmiş de su yüzüne çıkıyor. Şato, bir nevi Pandora’nın kutusu gibi: açıldıkça karanlık sırlar, acı gerçekler ve tehlikeli bağlar ortaya dökülüyor.
Kitaba başlar başlamaz elimden bırakamadım. Öyle sardı ki, farkında bile olmadan sabaha kadar okudum. Bu kadar sürükleyici olması beni gerçekten mutlu etti.
N.G. Kabal’dan okuduğum ilk kitap oldu ve açıkçası oldukça beğendim. Kaç kitaplık bir seri olacak bilmiyorum ama devam kitaplarını da mutlaka almayı planlıyorum. Hikâyenin nasıl ilerleyeceğini fazlasıyla merak ediyorum.
Yazım dili beklentimin biraz altındaydı. Fantastik kurgu olmasına rağmen anlatım tarzı oldukça basit ve yüzeyseldi. Yer yer genç kurgu havası verdi, bu da beni çok tatmin etmedi.
Fantastik kurgu dense de, anlatım sadece vampirlerden ibaret gibiydi. Ve bu kurgularda betimleme gerçekten çok önemlidir; okuyucunun o dünyayı hissedebilmesi, atmosferi zihninde canlandırabilmesi gerekir. Ancak bu kitapta ne detaylı bir betimleme ne de ortamı hissettirecek güçlü bir anlatım bulabildim. Bu yönüyle zayıf kalması beni açıkçası hayal kırıklığına uğrattı.
Luzia ve Sidra’nın arasındaki konuşmalar kitaptaki en sevdiğim anlardan oldu. O kısımlar beni fazlasıyla etkiledi; büyük bir zevkle okudum. Sidra’nın ne istediğini bilememesi sinir bozucuydu. Sürekli git gel içerisinde duyguları. Eğlendiğim yerler oldu ama Luzia'nın sürekli alınıp duygusallaşması, her şeyi üzerine alıp sonra da kalbimi kırıyorsun deyip yine de peşinden koşması beni gerçekten yordu. Bazı sahnelerde elimle yüzümü kapattım diyebilirim.
Smut sahnesi bana göre fazlasıyla ani gelişti. Serili bir kitapta, özellikle daha karakterler birbirini tam anlamıyla tanımamışken böyle bir sahnenin bu kadar erken gelmesi beni şaşırttı. Hatta keşke olmasaydı dediğim anlardan biriydi. Duygusal temelin yeterince oturmadan böyle bir yakınlaşma olması, sahnenin inandırıcılığını zayıflattı.
Kitabın son bölümleri beni tatmin etmedi. Anlatım hızlandı, olaylar üst üste bindi ve bu da hikâyenin gücünü biraz zayıflattı. Özellikle finalin daha sakin ve sindirilerek yazılmış olmasını dilerdim. Aksi hâlde duygusal bağ kurmak güçleşiyor.
Kutulu seti büyük bir hevesle aldım, ancak açıkçası hayal kırıklığına uğradım.
Bu kadar eksik bir kutulu setle daha önce karşılaşmamıştım. Sadece dış tasarımına özen gösterilmiş; içerik açısından oldukça zayıf kalmış. Bu durum beni gerçekten üzdü, çünkü yüksek bir fiyata satın aldım ve bu fiyatı kesinlikle hak ettiğini düşünmüyorum.
Piyasada çok daha dolu içerikli ve uygun fiyatlı setler varken, bu kadar yetersiz bir içeriğe sahip olması beni ayrıca hayal kırıklığına uğrattı.
────୨ৎ────
Puanım: 6/10
────୨ৎ────
"Çok üzgün olduğumuzda kalplerimiz bu yüzden sızlar, hatırlar ve fiziksel olarak tepki verirdi."