Dredd. Çizgi roman uyarlaması dendiğinde akla gelen o parlak, cilalı süper kahraman kalıbını elinin tersiyle iten bir yapım bana göre. Hatta nerdeyse bir B-film estetiğiyle yani ucuz, düşük bütçeli ticari bir sinema filmi gibi çekilmiş ama bunu stil olarak benimseyip…devamıDredd.
Çizgi roman uyarlaması dendiğinde akla gelen o parlak, cilalı süper kahraman kalıbını elinin tersiyle iten bir yapım bana göre.
Hatta nerdeyse bir B-film estetiğiyle yani ucuz, düşük bütçeli ticari bir sinema filmi gibi çekilmiş ama bunu stil olarak benimseyip avantaja çeviren nadir örneklerden. Film boyunca tek bir binadan çıkamıyoruz neredeyse ama işte o binanın kat kat yükselen cehennemi, bütün bir distopyanın metaforu gibi algıladım ben.
Judge Dredd, Karl Urban’ın yorumuyla tam anlamıyla duvar gibi. Sert, sarsılmaz, yüzü kaskın ardında saklı ama bir o kadar da net ve tutarlı falan falan, havalı oluşu tam anlamıyla hissedilen bi kahraman.
Ama esasında bir kahraman değil, sistemin soğuk bir uzantısı gibi. Adamımız, mimik göstermeden bile karaktere ağırlık katmayı başarıyo. Onun karşısındaki yumuşaklık ise çaylak yargıç Anderson’da. Telepatik güçleri olan ama hala “insan” kalabilmiş biri. Aralarındaki o kontrast, filmin ruhunu taşıyo zaten. Dredd adaletin metal haliyse, Anderson onun vicdan kırıntısı. Bu teraziyi doğru tutmak da bize kalıyor açıkçası.
Film baştan sona tek mekanda geçmesine rağmen durağan değil. Tam aksine, mekanın içine inşa edilmiş bir tür oyun alanı gibi. Kat kat ilerledikçe sadece fiziksel değil, ahlaki bir yolculuk da başlıyor. Kimin haklı olduğu değil, kimin daha az yanlış olduğu sorgulanıyo. Estetik olarak Blade Runner’ın neon kasvetiyle The Raid’in dar alan koreografisini birleştiren bir havası var. Ve bunu abartıya kaçmadan yapabiliyo. Bu yüzden de rahatsız edici gelmiyo, bana gelmedi en azından.
Çok da büyük laflar etmeden bir evren kuruyor film, karakterini tanıtıyo, bir meseleyi masaya koyuyo ve bunu karanlık, kirli ama inandırıcı bir atmosferde yapabiliyo. 1995’teki Sylvester Stallone’lu Dredd fiyaskosunu düşününce bu yapım adeta bir geri dönüş gibi duruyo ya da "öyle olmaz böyle olur" gibi.
Ne kadar sağlam temellere oturmuş, potansiyeli yüksek bir dünya kursa da, devamı gelmedi. Belki fazla sertti, fazla umutsuzdu. Ya da fazla dürüst. Oysa devam etseydi, Dredd evreni bugün cyberpunk alt türünün sağlam ayaklarından biri olabilirdi.
Bence daha önce izleyip geçtiyseniz, yeniden şans verin.
Dredd'in yüzünü değil ama ne anlattığını göreceksiniz bu kez.
Nitekim bazı filmler birden fazla kez izlenmeyi hak ediyor, ne anlattığını anlamamız için, ne anlatmaya çalıştığını anlamamız için..