The Old Guard. Ölümsüz olmak bi armağan mı? Yoksa zamanla daha da ağırlaşan bir borç mu? Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, aksiyon filmi olarak izlense de benim aklımda kalanlar aksiyon sahneleri olmadı. Daha ziyade yüzyıllardır yaşayan bu arkadaşların yüzündeki o…devamıThe Old Guard.
Ölümsüz olmak bi armağan mı? Yoksa zamanla daha da ağırlaşan bir borç mu?
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki, aksiyon filmi olarak izlense de benim aklımda kalanlar aksiyon sahneleri olmadı. Daha ziyade yüzyıllardır yaşayan bu arkadaşların yüzündeki o tuhaf yorgunluk kaldı. Andy’nin artık savaşmaktan çok, yaşamaktan yorulmuş hali mesela, bana filmin en güçlü tarafı gibi geldi. Ölümsüzlük fikrini çoğu zaman güç, avantaj, sınırsız zaman üzerinden düşünürüz ancak film bunu tersine çeviriyor gibi bir miktar. Her şeyi görmüş geçirmiş, herkesi kaybetmiş ve buna rağmen hala yaşamaya devam etmek zorunda olan bir insanın ruh halini düşünelim bi, ölümün neden bazen bir son değil de bir lütuf gibi görülebileceğini anlıyosun gibi, bu da bir gereklilik yani.
Andy'ye bakınca özellikle bu insanın içine işliyor gibi. Güçlü olması ilgi çekici ancak yorgun olması daha çok dikkat çekici. Çok fazla açıklama yapmadan, birkaç bakışla karakterin geçmişindeki ağırlığı hissediyosunuz bi şekilde. Hatta şey var, bazı sahnelerde yüzündeki ifade, söylediği cümleden çok daha fazla şey anlatır hale geliyor. Bence filmin en insani tarafı burada ortaya çıkıyo, aksiyon ayrı bir yerde, insanlığın temeli ve yapısal bütünlüğü başkaca bir yerde işlenmiş gibi. Yüzyıllar boyu yaşamış birinin hala bazı şeylere kırılabiliyor olması, onu süper kahraman kılıfından çıkarıp insan oluşuna, sıradan oluşuna ulaştırıyor.
Nile'ın hikayeye girişi de bu yüzden önemli geldi bana. O mesela hala hayatın değerini kaybetmemiş biri. Diğerleri için sıradan hale gelmiş olan ölüm, kayıp ve mücadele, onun gözünde hala oldukça korkunç. İki tarafın karşılaşması, beni yaşlanmakla ilgili tuhaf bi düşünceye itti.
İnsan yaş aldıkça gerçekten bilgeleşiyo mu, yoksa bazı acılara sadece alışıyo muyuz? Film her ne kadar bu sorunun cevabını vermiyor olsa da karakterlerin davranışlarında cevabı aramaya devam ediyosun ister istemez.
Joe ve Nicky'nin ilişkisini de ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim, bu tarz filmlerde bildiğiniz üzere duygusal yakınlaşmalar çoğu zaman hikayeye eklenmiş bi süs gibi durur, sırf var olsun diye serpiștirilmiș olur. Yüzyıllar boyunca birlikte kalmış iki insanın sevgisi daha sessiz, daha olgun ve daha sahici geldi bana, bu yönden bakmak lazım bir de. Büyük romantik cümlelerden ziyade birbirlerine bakışların, bi tarih ve yaşanmışlıklar içeriyor.
Quynh ise filmin bütün fikrini başka bi yere taşıyo diyebilirim çünkü orada ölümsüzlüğün romantik tarafı tamamen ortadan kalkmış durumda. Sonsuz yaşam fikrinin altında korkunç bi yalnızlık ihtimali mevcut. İnsan unutulabilir, sevdiği herkes ölebilir, dünya değişebilir amaaa kendisi hala orada. Bir noktadan sonra sonsuzluk, hayatın uzaması değil, acının da katlanarak uzaması anlamına gelmeye başlamış.
Filmin eksikleri var mı, yani çok zorlarsak şunu söyleyebiliriz, bu kadar güçlü bi fikirden çok daha derin bi hikaye çıkarılabilirdi mesela. Bazı karakterlerin geçmişlerini yalnızca yüzeyden görmemiz bende "keşke biraz daha kazısalardı" hissi bıraktı. Yine de şahsi kanaatim, klasik bi aksiyon filmi olmadığı yönünde. Zira film bittiğinde kim kimi yendi şimdi demiyor insan, ne kadar uzun yaşadığımız mı, yaşadığı zamana ne bıraktığı mı önemli diye soruyosun bi noktadan sonra. En vurucu kısmı buydu bence.