Geçtiğimiz Ramazan, dini filmleri ararken denk gelmiş ve öylelikle listeme dahil etmiştim bu filmi. Bugüne kısmetmiş izlemek. Bitlis'in Hizan ilçesinde yaşama gözlerini açmış Kürt asıllı bir âlimin biyografisini izliyoruz filmde. “Bediüzzaman” lakabıyla anılan bu adamın lakabının anlamı, “zamanın harikası” manasına…devamıGeçtiğimiz Ramazan, dini filmleri ararken denk gelmiş ve öylelikle listeme dahil etmiştim bu filmi. Bugüne kısmetmiş izlemek.
Bitlis'in Hizan ilçesinde yaşama gözlerini açmış Kürt asıllı bir âlimin biyografisini izliyoruz filmde.
“Bediüzzaman” lakabıyla anılan bu adamın lakabının anlamı, “zamanın harikası” manasına geliyor.
Küçük yaştan itibaren medrese eğitimi alarak büyüyen Said Nursî, dinin yanı sıra fen, kimya ve fizik gibi bilimlere de ilgi göstermiş.
Laiklik ve pozitivizmin baskın olduğu bir dönemde, dini söylemi ve İslam’ı ayakta tutmaya çalışan ama devlete de karşı gelmeyen bir karakter.
Bu dönemde yaşadığı gerilimlerden dolayı da sürgün ve hapis hayatı yaşamış.
Risale-i Nur Külliyatı’nın da ilk mahsulleri Barla sürgününde ortaya çıkmış. Devlete karşı silahlı veya aktif bir politik direniş göstermediği için hür bırakılmıştır.
Sinematografik anlamda, teknik olarak zayıflık vardı. 2011 yılında vizyona girmesine rağmen bu anlamda pek de iyi çekim açılarına sahip değildi.
Oyuncuların da oyunculukları çoğu yerde bana pek geçmedi ve yapay geldi.
Objektif bir bakış açısıyla izlenmesi gereken bir film. Eğer objektiflik dışına çıkarsa rahatsız edebilecek bir yapım diyebilirim.
Tek taraflı bir anlatım hissi mevcut olduğu için rahatsızlık duyabilirsiniz -ben duydum şahsen-
Atatürk ve Cumhuriyet dönemine direkt bir bakış verilmese de gösterilen şeyler beni çok gerdi açıkçası.
Hem millî önderimiz olan Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyduğum saygı ve sevgi hem de maneviyat anlamında bağlı olduğum din arasında bir tercih yapmalıymışım gibi hissettirdi film. Bu hiç hoş değildi.
Sanırım bunu, olumlu ve olumsuz yanları arasında ayrım yaparak yorumlamak gerekiyor.
Film, inanç uğruna baskıya direnmenin ve sabrın nasıl bir yaşam biçimine dönüşebileceğini etkileyici şekilde gösteriyor.
Bu da hepimiz için bir ders olabilir. Bu, olumlu yanlarından sadece bir tanesi.
Olumsuz yanlarına gelecek olursak; Atatürk devrimleri ya da laiklik gibi kavramlar dolaylı olarak olumsuz bir çerçeveye oturtulmuş gibi görünüyor.
Üstte de bahsettiğim gibi, tek taraflı bir anlatım varmış hissi uyandırıyor ve bu da ister istemez insanı rahatsız ediyor.
Atatürk doğrudan hedef alınmasa bile, devlet temsili eleştiriliyor. Bu da yine tek taraflı bir izlenim bırakıyor seyirciye.
Hepsini bir iki cümlede toparlayacak olursam:
Said Nursî, kendi döneminde büyük zorluklar yaşamış ve dine hizmet etmiş büyük bir âlim olduğu için saygıyı sonuna kadar hak ediyor.
Lakin tek taraflı anlatımlara da mesafeyle yaklaşmalıyım. Çünkü Atatürk de bu ülkeyi ayağa kaldırmak için çok büyük bedeller ödemiş bir adam.
İnanç mücadelesini anlatsa da, tarihsel doğruluk için başka kaynaklardan da araştırma yapmalıyım.
Ne Said Nursî düşmanıdır Atatürk,
Ne de Atatürk karşıtıdır her dindar.
Film bu dengeyi tam kuramadığı için de hoşuma gitmedi.
Merak edenler varsa listelerine alabilirler.