Bugün Atlas’ta izledim bu filmi bir arkadaşımla ve iyi ki tek gitmemişim dedim çünkü tek başına izlemesi biraz zor olurdu. Her türden şeyi kolaylıkla okuyabilir ya da izleyebilirim. Öyle kolay kolay midem bulanmaz ya da korkmam (özellikle bir şeyler izlerken).…devamıBugün Atlas’ta izledim bu filmi bir arkadaşımla ve iyi ki tek gitmemişim dedim çünkü tek başına izlemesi biraz zor olurdu.
Her türden şeyi kolaylıkla okuyabilir ya da izleyebilirim. Öyle kolay kolay midem bulanmaz ya da korkmam (özellikle bir şeyler izlerken). Ama bu filmde gerim gerim gerildim gerçekten.
Giriş sahnesinden itibaren filmdeki her şey inanılmaz rahatsız ediciydi (kasıtlı olarak elbette çünkü bir seri katilin düşünceleri ve eylemleri üzerine bir film):
• titrek kamera açıları,
• ses kullanımı (ayak sesi, hapishane kapılarının açılıp kapanışı, soluk alıp verme, yemek yerkenki çıkan ses vs.). yani aslında normalde ses çıkmayacağını düşündüğümüz her şeyden inanılmaz bir sesin çıkması fakat bir camın / pencerenin kırılması gibi sahnelerde sesin çok çok daha az olması…
• müzik kullanımı (filmin müziklerini yapan kişi sadece senaryoyu okuyup yapmış. filmi izlemeden). zaman zaman çok tempolu, zaman zaman durağan ama izleyiciyi yönlendirme gayesiyle yapılmamış gibi geldi bana. filmlerde müzik kullanımını çok sevmiyorum (darren aronofsky tarzında olursa güzel bence)
• neredeyse sıfıra yakın diyalog olması (iç monologla ilerliyor), buna rağmen hiç sıkmaması aksine seyirciyi sürekli tetikte tutması bu durumun
• bahsi geçen seri katilimizin deyim yerindeyse beceriksizliği…
Tüm bu unsurlar filmin rahatsız ediciliğini ve etkililiğini katlamış da katlamış. Filmde anlatılanlar gerçek bir hikaye. Yönetmenimiz Gerald Kargl, bir gazete haberi üzerine bu filmi çekiyor: Avusturyada hapis yatan insanların 1 günlüğüne dışarı salındığı oluyormuş. O gün içerisinde de mahkumlardan tahliye sonrasında kendilerine bir hayat kurabilmeleri için iş bulmaları / bakmaları bekleniyormuş. Bu sebeple salınıyorlarmış.
Filmde; bu şekilde salınan karakterimizin o gün içerisinde öldürdüğü insanları ve nasıl öldürdüğünü, aklından nelerin geçtiğini, neler hissettiğini izliyoruz. Çoğu zaman midemiz bulanıyor ya da dehşete kapılıyoruz. Gerçekten abartmıyorum. Çok seri katil podcasti vs. dinlemiş bi insanım ve hiçbiri beni bu kadar etkilemedi.
Belki de bu rahatsız ediciliği sebebiyle film büyük başarılara ulaşamamış. Filmin yönetmeni ve yapımcısı 400.000 € bütçeyle çekmişler filmi ve ona rağmen borçlarını ödeyebilmek için yönetmenimiz sonrasında çoğunlukla reklam filmi çekmiş. Bu da Angst’ı yönetmenin ilk ve son uzun metrajlı filmi yapıyor. Ben çok ama çok beğendim. Düşük puanına da anlam veremedim. Sanırım kıyıda köşede kalmış bir film olduğu için. 250 kişiden fazla insanın salonu terk etmesini bekledim filmi sindirebilmek için. Atlas’ta film öncesi yapılan söyleşi de kısa ama çok keyifliydi. Neyse, ilginizi çektiyse mutlaka bakın derim ben.