freud'a göre rüya oluşumu freud, rüyaların oluşum sürecinde ruhun etkisi olmadığını düşünüyor. beyin hücreleri rüyada düşünme becerisini yerine getiriyor ama bu uyanıkken ki düşünme becerilerimiz değil. bilinçdışı kavramı freud'un rüyasını açıklamada kullandığı en önemli kavram. bilinçdışında yasaklanmış istekler ile bu…devamıfreud'a göre rüya oluşumu
freud, rüyaların oluşum sürecinde ruhun etkisi olmadığını düşünüyor. beyin hücreleri rüyada düşünme becerisini yerine getiriyor ama bu uyanıkken ki düşünme becerilerimiz değil. bilinçdışı kavramı freud'un rüyasını açıklamada kullandığı en önemli kavram. bilinçdışında yasaklanmış istekler ile bu istekleri engelleyen güçler sürekli çatışma halinde. rüyalar ise bu çatışma sonucu ortaya çıkan uzlaşmayı anlatıyor. dolayısıyla ortaya çıkan rüya sansürlü ve kendini gizleme eğiliminde oluyor. şimdi uykumuza geri dönelim. düşünceliyiz ve yatağımızda uyuduk. bilinçdışı zihinsel aktivitelerimiz çalışıyor. işte bu çalışma bizi uyandıracak kadar yoğunlaşıyor. sansür mekanizması burada devreye girerek uyanacağımız yerde rüya görmeye başlıyoruz. freud bundan dolayı rüyaların başka bir dünyadan gelmediğini aksine bizi başka bir dünyaya doğru götürdüğünü varsayar. şimdi bizim gittiğimiz bu dünyaya doğru yola çıkalım. freud, uyku esnasında birçok cinsel güdü ve isteklerin tesiri altında olduğumuzu söyler. eğer uykuda bunların tatmini gerçekleştirilmezse insan uyanıp gerçeğine yönelmek ister. rüyalar ise bu isteklerin üstü kapalı giderilmesini sağlar. yani isteklerimizi tatmin etmek için rüya görürüz. peki ne kadar doğru bu?
freud bunu 4 aşamada anlatıyor. 1.aşama olan yoğunlaştırmada gördüğümüz düşlerin, düşlerin kapsamına göre oldukça kısa olduğunu söyler. saniyelik rüyada 2 saat yaşamız gibi hissederiz örnek olarak. aslında tek bir öge var ve bu öge birçok düşünce ve anıyla bağlantı haldedir. freud yoğunlaştırmayla bunları birkaç imgeye indirir. gördüğümüz rüyada kısa ve belli birkaç şeyi hatırlarız böylece. 2.adım olan sembolleştirmede ise rüyalarda gördüğümüz sembollerde anlamlar aranır. bilinçdışı isteklerimiz doğrudan ifade edilmek yerine semboller aracılığıyla gösterilir. peki neden bu sembolleştirmeyi yaparız. freud buna bireyin bilinçdışındaki kabul edilemez veya bastırılmış arzuları gizlemek için kullandığımız savunma mekanizması olduğunu söylüyor. örneğin uçtuğunuzu görürseniz cinsel özgürleşmeye dair mesaj veya baskıladığınız dürtüleri serbest bırakmanız için mesajdır. 3.aşama olan yansıtmada kişi düşlerde kendinde kabul edemediği veya yüzleşmediği duygu, düşünceleri başkasına aktarır. bu bir tür savunma mekanizmasıdır. kişi böylece bunlardan arınmış olur. 4.aşama olan regresyonda kişinin sürekli önceki gelişim aşamalarına geri dönmesidir. bizim arzularımız ve çatışmalarımız ilk gelişim dönemlerinde şekillendiği için birey o anlara dönerek anıları ve travmaları yeniden yaşar. bilinçdışındaki baskılanmış duyguların bir kısmı açığa çıkar. en ilgi çekici ve son aşama olan yer değiştirmede ise işler zorlaşıyor. birey duygu düşüncelerini aslında hiç ilgisi olmayan bir kişiye ya da objeye yöneltiyor. hatta rüyada gördüğünüz bir kişi aslında 2 kişi olabiliyor. yüzünü bu yüzden oluşturamıyor olabiliriz.
sonuç olarak son adımla birlikte aslında bilinçdışı tüm bu yaptıkları açığa çıkmasın diye her şeyi karıştırıp anlamsız hale getiriyor. bize bir yazı dilini yanlış çözümlememize neden oluyor. peki aslında gördüğümüz rüyaların hiç hatırladıklarımızla alakası olmadığını, bambaşka bir şeyler görüp onu hatırlamamamız için beynin karmaşık bir şeyler oluşturup aradaki zamanı ayarlamadığını bundan dolayıda saniyelik rüyada saatler geçirdiğimizi söylesem. eğer ben söylemesem bile söyleyenler var.🙂↔️