🔹Bu kitap hakkında yazmak istememin sebebi bana yeni bir bakış açısı katması. Şöyle ki, kitabın benim fikrime göre bazı kötü yönleri var. Mesela, diyalogların inandırıcı yazılmadığını düşünüyorum. Bu konuda amatörlük devreye girmiş olabilir. Yazarın ne kadar yazma geçmişi var ya…devamı🔹Bu kitap hakkında yazmak istememin sebebi bana yeni bir bakış açısı katması. Şöyle ki, kitabın benim fikrime göre bazı kötü yönleri var. Mesela, diyalogların inandırıcı yazılmadığını düşünüyorum. Bu konuda amatörlük devreye girmiş olabilir. Yazarın ne kadar yazma geçmişi var ya da ne kadar kitabı var bilmiyorum ama, genel olarak o inandırıcı olmayan kısımları özellikle diyaloglarda hissettim. İnandırıcı değilden kastım; diyaloglar, günlük hayatın içinde geçen bir kitap olmasına rağmen çok “kitap cümleleri” havasıyla yazılmıştı. Bana göre konunun geçtiği evren, ülke, şehir geçtiği zaman vs. diyalogları değiştiriyor. Bu kitaba göre de genel bir günlük anlatım varken konu zaten hayatın içinden; çayların içildiği, sofraların kurulduğu bir aile hikayesi iken, herkes birbiriyle konuşurken edebiyat yapıyor, çok büyük bir duygusal farkındalıkla dram cümleleri kuruyordu. İşte bu her seferinde beni hikayenin gerçekçiliğinden koparan bir durum oldu. “Kimse öyle konuşmaz. Hele bu devirde.” Demekten kendimi alamadım. Ama işte bu kitabın bana göre tek kötü noktasıydı. Konusu yine benim zevkime göre aşırı ilgi çekici falan olmasa da, bunu kötü bir özellik ya da bir kusur sayamam. O yüzden bu kısmı geçersek, inanılmaz akıcı bir kitaptı. İşte bu da kitabın iyi yazıldığını gösterir. Yani karmaşık oldu evet, çünkü diyalogları gerçeklikten koparan; konusu klişe denilebilecek, hayatın içinden, kimi zaman duyguların konuştuğu bir kitap, inanılmaz akıcı. Okurken sıkıldığım bir an bile olmadı. Ki ben böyle konulu kitapları direkt olarak sevmem. Ama bu akıcılık bu sorunu da çözdü. Diğer iyi yönlerine gelecek olursak; yine diyalogların tam tersi olarak ilginç bir şekilde, hikaye, karakterler, konunun işleniş şekli de gerçekçiydi. Her neyse ama, ben özellikle kitabın son cümlesinde kitabı biraz sevdiğime kanaat getirebildim. Nasıl bir cümleyse o, beni alaşağı etti. Verdiği mesajdan önce ben sırf o son cümle için sevdim kitabı. Öyle de tuhaf bir durum.
🔹Verdiği mesaja gelecek olursak; kitabın adından da anlaşılacağı üzere affetmekle ilgili farklı bir bakış açısı sunuyordu. Şimdi kitapta nelerin affedildiği konusu tartışılır. Kimi için tetikleyici unsurlar barındırabilir. Kalkıp şunu affetmekte haklılardı ya da değillerdi. Ya da bu affedilir mi ya da bu affedilebilir gibi şeyler söylemem. Kitapta biraz onu öğretti zaten. Herkesin hayatına, karakterine aldığı yaralara göre değişir neleri affedip affedemeyeceği. O yüzden karakterlerin yaşadığı olaylardan bağımsız olarak söylüyorum. Bu kitap kimin neyi ne şekilde affettiğinden çok, bence sadece affedebilmenin doğasına bakıyordu. Ve tabi bu ölümün doğasıyla birleşti. Kısaca, ölümlerin insandan neleri götürdüğünü ve eninde sonunda gözlerimizi yumacağımız şu hayatta, bazı şeylerin affedilmeden kalmasının; yaşanamamasının doğru olmadığı anlatılıyordu. Ve bunu öyle bir şekilde anlattı ki, işin içinde çok büyük ihanetler bile olsa yanlış diyemedim. Ama bu anlatılan sadece kötü, günah işleyen birini affetmekle ilgili değildi. Kitabın baş karakterinin de anlattığı üzere; herkes aynı hayatı yaşamıyordu, aynı ebeveynlerle aynı ortamda büyümüyordu ve bu yüzden bazılarımızın sevdiklerinin kıymetini gerçekten anlaması için hata yapması o pişmanlığı deneyimlemesi; bazılarının da o hatalara yaklaşması ve öğrenmesi gerekiyordu. Bazıları da işte o hataları yapmıyorlardı ama onlar da mükemmel olduklarından değil. Yapmamaları gerektiğini başka şekillerde öğrendiklerinden. Neticede bana göre yine bazı insanlar affedilmeyi hak etseler bile beraberliği hak etmezler. Çünkü hatalarını başka formlarda sürdüreceklerdir. İnanılmaz korkunç günahları, girilen hakları es geçiyorum zaten. Öyle şeylere yorum bile yapamıyoruz. Ama öylelerini bile affedebilenler çıkabiliyor.
🔹Kitap aslında birden fazla şey anlattı. Ama ben sadece verdiği mesaja odaklandım. Ve affetmeye dair yeni bir bakış açısı kazandım. Beni düşündürttü ve sorgulattı. Zaten bir kitaptan da bu beklenir. Peki affetmekle ilgi fikirlerim değişti mi ? Emin değilim, çünkü bana göre affetmek kavramı diye bir şey yok. Benim için affeden yaratandır. Hatta denir ya; “sen insan olarak bir başka insanı affetmezsen nasıl yaratıcının senin günahlarını affetmesini beklersin.” Sen kendini daha mı üstün görürsün de affetmezsin meselesi. Bu konuya dair çok fazla, gerçekten çok fazla şey söylenebilir. Ama benim genel kanım, affetmek kişisel bir mesele. Çünkü ben birini hayatımdan çıkardığımda buna küsmek demiyorum mesela. Küstüğüm falan yok, sadece bana zarar verildiğini anladığım için yollarımızı ayırarak karşıdaki kişiyi günahtan kendimi de daha fazla zarar görmekten koruyorum. Bana gerçekten zarar vermiş herhangi bir yakınlığımın bile olmadığı kişileri yolda görsem bile tanımıyorum. Tanımazlıktan geldiğimden değil, gerçekten tanımadığım için, hiç tanışmamış ve hayatlarımızın kesişmediğini varsaymak değil öyle olduğuna karar vermek bana yaşatılan acıyı ruhumdan kovma şeklim. Kişilerle, şahıslarla, şahsiyetlerle ve ne kadar çirkinleşip ne kadar kötüleşebildikleriyle bir derdim yok. Ortada bana göre affedecek bir şey yok. Çünkü birincisi ben affedecek olan üst makam karar mercii değilim. Ben de insanım benim de başka günahlarım var. Ve ikinci olarak da, yapılan şeyler affedilince çözülecek bitecek şeyler değil. Yapanın yaptığı kişiden daha çok ders çıkarması gereken, pişmanlığı yaşayıp kendini olgunlaştırması gereken şeyler. Yani diğer kişinin hayatına ait bir ders. Aynı zamanda böyle düşünmek, zarar gören tarafın suçu yokken suçluluk psikolojisine girmesini de engelliyor. Çünkü karşı taraf bir günah işledi ve bunun sonuçları olacak. Masum taraf sadece bir sebep. Yani örneğin bu kitabı baz alarak söylüyorum. Kimse siz eksiksiniz, siz yanlışsınız, siz hatalısınız diye size ihanet etmedi. Konunun sizinle bir ilgisi yok. Daha çok mesele ihanet edenin kaybetmeyi öğrenmesi, hatasıyla yüzleşebilmesi karakter gelişimi gösterebilmesiyle alakalı. Tabi bunları yapmayabilir, o başka konu. Sonuç olarak, benim fikirlerimin bile bağlama göre değişeceği kanaatindeyim. O yüzden bu kitaptan edindiğim bakış açısı da yine kimi mesele için uygun düşecek kimisi için düşmeyecek bir bakış açısı. Hiç affetmeyeceğimiz bir şeyi affedilmeyi hak eden biri sayesinde affedebiliriz. Ya da affetmek konusunda yaşadıklarımızla eşdeğer ketumlaşabiliriz. Ama gerçekten bildiğim bir şey var ki o da; en sevdiklerimizi en yakınlarımızı affetmek zorunda olup, her defasında affettiğimizde de affedilmenin gururuna kapılıp hiç gelişim göstermemeleri. Çünkü bu affedişler zaten hep içte oluyor. Yani zarar verdiklerinin bile farkında olmuyorlar.
🔹Birkaç gözyaşı döktüğüm, acısı yoğun işlenmese de fazla olan bir kitaptı. Akıcı bir hikayesi ve verdiği bir mesaj vardı. Hem çerezlik hem anlamlı hem de duyguları hissettiren bir kitap okumak isteyenlere tavsiyemdir. Ama çerezlik olduğunun altını çiziyorum. İnanılmaz etkileyici bir şey beklemeyin. Ama hiç etkilenmeyeceğinizi de düşünmeyin. Beynim yandı🤯 Neyse, karışık bir zihinle bu kadar oluyor.
“Anne,” diye fısıldadım. “Anne, aç koynunu ben geldim.”