Yaşar Kemal kaleminden okumayalı bir yıl zaman geçmiş aradan. Amazon kitap listemle sürekli göz göze geliyorduk sonunda alındı ve okundu. Bir yılanı öldürmek ne kadar kolaydır bir insan için? Ya insanın kendi annesinin canını alması ne denli kolaydır? Vicdanı olmayan…devamıYaşar Kemal kaleminden okumayalı bir yıl zaman geçmiş aradan. Amazon kitap listemle sürekli göz göze geliyorduk sonunda alındı ve okundu.
Bir yılanı öldürmek ne kadar kolaydır bir insan için? Ya insanın kendi annesinin canını alması ne denli kolaydır? Vicdanı olmayan mahlûklara elbet kolaydır. Peki, henüz tüyü bitmemiş bir çocuğa da aynı mıdır? Değildir, olmamalıdır, olmaması gerekir. Oluyorsa şayet, ne türlü oluyorsa da düzeltilmesi gerekir.
Sanırım hepimiz Yaşar Kemal'in az çok yazım tarzını ve değindiği şeyleri biliyoruz. Toplumun gerçek yüzünü bu kadar iyi anlatan, halk dilini bu kadar ustalıkla kullanan bir yazara daha henüz denk gelmedim.
Hasan isimli bir çocuğun; toplum, aile ve akraba baskısıyla, namus temizliği adı altında annesini öldürmeye sürüklenmesini konu alıyor.
Bu sırada Hasan’ın içsel çatışmalarına, insanların gerçek yüzüne, güzelliğin yeri gelince bir lanet olmasına, “Allah Allah” diyerek Allah’tan bir haber yaşayan toplumun cehaletine tanık oluyoruz. Bir kez daha...
Hastalıklı bir toplumda insan, her ne kadar kendisini olayların dışında tutmaya çalışsa da, yaptırım olarak sunulan şeylerden kaçmaya çalışsa da, günün sonunda bir noktada o şeyin ortasında buluyor kendisini.
Hasan içinde bireysel bir vicdan taşısa da toplumsal baskıyla çatışarak sürekli kendisini bu pisliğin tam ortasında buldu.
Evet, Hasan kendisini bir şeylerin içinde buldu ama o kadar fazla kayıp yaşadı ki... Ölen sadece annesi değildi. Hasan’ın ruhu, Hasan’ın psikolojisi ve en acısı da vicdanı öldü tüm bu süreçlerde.
Küçücük yaşta omuzlarına kanlı sözler, kanlı sorumluluklar yüklediler. O bundan kaçmak isteyince, kabul etmeyince psikolojik olarak manipüle etmeye başladılar, vicdanına oynamaya başladılar hastalıklı zihinleriyle.
Onun özgür iradesini hiçe sayarak, lanet geleneksel baskılar altında ezdiler.
Toplumun o üslubu, o bakış açısı o kadar rahatsız ediciydi ki... Öyle bir cahillik, vicdansızlık mevcut ki, babaanne olacak şahıs “Keşke Halil oğlum değil de diğer oğullarımdan biri öleydi.” diyor. Benim için sözün bittiği yerlerden birisiydi ve okurken şok oldum.
“Her güzelin arkasından söylenir.” Kadının arkasından söylemedikleri, uydurmadıkları şey kalmadı.
Dillerini tutabilselerdi, ortada sorun kalmayacaktı. Lakin insanoğlu, el uzatamadığı şeye yine yeni yeniden dil uzattı. Şaşırdık mı? Hayır.
Yazar; namus adına katledilen kadınları, küçük yaşta kan davalarıyla büyütülen erkek çocukları, susturulan ve üstü örtbas edilen vicdanları ustalıkla kaleme almış. “Yılanı Öldürseler” adıyla da aslında yapılması gerekeni açıkça söylemiş.
Lakin toplumsal yılanı öldürmek de o kadar kolay değil... Hasan üzerinden bunu bir kez daha gördük.
Hem okumak gerekiyor hem de anlamak. En önemlisi de bunu vicdan ve merhametle süslemek gerekiyor.
Bir insan merhametten yoksunsa, sorgulamaktan yoksunsa, o insan noksandır. Bir insana da en çok merhamet yakışır benim nezdimde.
Toplum olarak bunu kaybetmediğimiz günler diliyorum.