Capote’nin (evet Tiffany’de Kahvaltı’nın yazarı) ölümünden sonra şans eseri keşfedilen ve yayımlanan kitabı. Üstelik “Kabul Edilen Dualar” isimli romanını ararlarken bu kitabı buluyorlar: Truman’ın 1950’lerde bodrum katında oturduğu Brooklyn Tepeleri’ndeki apartmanda, amcasının yıllarca kapıcılık yaptığı yerde. İddiaya göre, Truman bir…devamıCapote’nin (evet Tiffany’de Kahvaltı’nın yazarı) ölümünden sonra şans eseri keşfedilen ve yayımlanan kitabı.
Üstelik “Kabul Edilen Dualar” isimli romanını ararlarken bu kitabı buluyorlar: Truman’ın 1950’lerde bodrum katında oturduğu Brooklyn Tepeleri’ndeki apartmanda, amcasının yıllarca kapıcılık yaptığı yerde. İddiaya göre, Truman bir ara seyahate çıkmış, bir daha dönmeyeceğini bildirip geride kalan tüm eşyalarını çöpçülerin alması için sokağa bırakma talimatı vermiş. İçi elvermeyen kapıcı ise hepsini saklamış. Kapıcı öldükten sonra bu eşyalar bir akrabasına kalmış, o da bunları satmak istemiş; bu sayede de bu romana ulaşılmış.
[Kabul Edilen Dualar isimli romansa hiçbir zaman bulunamamış çünkü Capote onu tamamlamamış, editörünü ve avukatını yaşadığı süreç boyunca “Bitirdim, son düzeltmeleri yapıyorum.” diyerek oyalamış.]
Gelelim Yaz Çılgınlığı’na: Adı gibi tam da yazın okunulacak bir kitap. New York’ta yaşayan, burjuvazi kesime mensup McNeil ailesi yaz tatili için gemiyle Fransa’ya gidecektir. Fakat evin küçük kızı Grady ailesiyle gitmek istemez ve yazı evde tek başına geçirmek istemektedir (sebebi tahmin edebileceğiniz üzere bir aşığının olmasıdır.).
Ailesinin bu seyahati, özgürlüğünün kapılarını Grady’ye aralar. Hoş; kendisi zaten başına buyruk, ele avuca sığmayan, istediğini yapan, başkalarını pek de takmayan, ailesinin de ondan biraz çekindiği bir kızdır zaten. [Bu sebeplerden ötürü annesinin ondan çekindiğini -deyim yerindeyse korktuğunu-, ablasınınsa onu kıskandığını söyleyebiliriz. Tüm bu temalar romanı derinleştiren unsurlardan.]
Aslında çok kısa bir roman, novella bile diyebiliriz belki fakat karakterler özelinde çok derine inebileceğiniz bir kitap olmuş. (Baba karakteri hariç, o çok silik kalmış, figüran gibi). Peter, Clyde, Grady’nin bu ikisiyle ayrı ayrı ilişkisi, Anne, Apple.. Hepsi çok canlı karakterlerdi gerçekten; bu da kitabın Truman’ın en iyi işlerinden gibi görülmemesine rağmen neden bu kadar iyi bir yazar olduğuna dair bir kanıt bence. Püren Özgören çevirisi olmasının da büyük katkıları vardır elbette. Eğer Püren Özgören çevirmişse yazarına bile bakmadan okurum çoğu kitabı.
Hakim anlatıcı bakış açısıyla anlatılmış kitap ama sayfa 74’ten sonra yine aynı anlatıcıyla fakat kameranın açısı değişiyor gibi diğer karakterlerin iç dünyasına da hakim oluyoruz. Garip bir şekilde bu sayfaya kadar 3. tekil ağzından dinlesek de hikayeyi sanki hep Grady’nin (1. tekil) ağzından dinlemişiz gibi bir his. Çok hoşuma gitti böyle olması, anlatabildim mi bilmiyorum.
Ben kitabı ihtiyacım olan bir anda okuduğum için çok beğendim. Eksiklerine rağmen. Sonu eminim birçok okuyucuyu tatmin etmeyecektir çünkü. Ben sonunu da beğendim. Grady’nin karakterine çok uygun bir son olmuş bence. Antipatik karakterler sevmiyorsanız bu kitabı sevmezsiniz bence, onu da söylemiş olayım.
Capote’yle iyi ki tanıştık bu kitapla, anlatımını ÇOK beğendim. Elimde başka bir kitabı daha var onunla devam etmek istiyorum arayı çok açmadan.
Alıntı bırakayım:
“Yaşamın büyük bir bölümü öylesine yavan, sönüktür ki, tartışmaya bile değmez; üstelik her yaşta öyledir. İçtiğimiz sigaranın markasını değiştirdiğimizde, yeni bir mahalleye taşındığımızda, başka bir gazeteye abone olduğumuzda, aşık olup aşktan soğuduğumuzda, günbegün yaşamanın yeknesaklığına karışıp erimeye çeşitli yollarla itiraz etmekte, hem anlamsızca hem de şiddetle direnmekteyizdir. Ne yazık ki, her ayna diğerleri kadar haindir, her serüvenin belli bir noktasında aynı beyhude, tatmin olmamış yüzü yansıtır; dolayısıyla Grady, ben ne yaptım? diye sorarken, gerçekte, ben ne yapıyorum? diye sormaktaydı - çoğu insan gibi.” - syf 115,116
Sayfa 113’ten itibaren Radiohead - No Surprises ile okursanız efsane bir şeye dönüşüyor kalan kısımlar. Bir de bu yazdığım alıntı bana Stoner’ın amfide avuç içlerini dakikalarca izlediği kısmı hatırlattı. Martin Eden ve Stoner kitaplarını sevenlerin de bu kitabı seveceğini düşünüyorum ayrıca. Bu ikisi kadar iyi bir kitap mı Yaz Çılgınlığı? Bilmiyorum gerçekten. Bana benzer şeyleri hissettirdiler bazı açılardan. Ama kitap hakkında bu kadar uzun yazmam ve hala yazmak istemem de kitabın iyi bir kitap olduğuna kanıt bence - diğer ikisi kadar olmasa da…