📌"Görmeden sevmelere en büyük ispatımız Hakk'a olan aşkımız..." Yazarımız Hikmet Anıl Öztekin'in ilk kaleme aldığı kitaplardan "Elif gibi sevmek" adlı eseri. O zamanlar ortaokul son sınıftım ve evimizde bu kitabı bulmuştum. Adımı taşıdığı için de çok merak etmiş, büyük bir…devamı📌"Görmeden sevmelere en büyük ispatımız Hakk'a olan aşkımız..."
Yazarımız Hikmet Anıl Öztekin'in ilk kaleme aldığı kitaplardan "Elif gibi sevmek" adlı eseri.
O zamanlar ortaokul son sınıftım ve evimizde bu kitabı bulmuştum. Adımı taşıdığı için de çok merak etmiş, büyük bir ilgiyle okumuştum. Sonra sınıfta bir arkadaşım gördü bu durumu, sanırım adımla alakalı bir eseri okumam onu çok şaşırtmış olacak ki bu durumu garipsedi biraz. "Bana ver ben de okuyayım" dedi ve aldı kitabı benden. Güya o kitap bana geri dönecekti ama o kitap bana asla dönmedi. Üstünden yıllar geçti, her aklıma düştüğün de bu kitabı aradım. Lakin aklımda ne kitabın adı kaldı ne içeriği. Sadece o yaşta çok etkilenmiş olmamdı tüm zihnimi kaplayan. Ve ben şans eseri geçen hafta internette kitaplara bakarken denk geldim, büyük bir mutlulukla da sipariş ettim.
İlk değinmek istediğim şey kitabın arka kapağında bulunan tanıtımı...
📌"Bir insan nasıl anlar aşık olduğunu? diye sordum bir gün dedeme.
"Nefesini tut..." dedi gülümseyerek.
"Anlamadım..." dedim. "Nefesimi mi tutayım?"
"Evet..." dedi. "Öylece tut ve bekle."
Dediğini yaptım. Dayanabildiğim kadar soluksuz bıraktım kendimi. Saate bakmayı akıl edememiştim ama sanırım otuz saniye sonra iyice zorlanmaya başladım. Tam pes ediyordum ki, eliyle kapadı ağzımı ve burnumu. Neye uğradığımı şaşırdım. Ölecek gibiydim artık... Yüzüm kızarıyor, gözlerim doluyordu. Dayanılmaz bir hal almıştı nefessizlik... Sonunda çekti elini yüzümden. Derin derin solumaya başladım can havliyle. Bana bunu neden yaptığını anlayamıyordum bir türlü. Gözlerinin içine baktım soran bakışlarla. "Bunu bana neden yaptın dede?" dedim.
"En çok neye ihtiyacin vardı az önce?" diye sordu sakin bir tavırla. "Tabbi ki nefes almaya..." dedim. "Peki, ne kadar ihtiyacın vardı?"
"Biraz daha nefessiz kalsaydım ölecektim."
Ancak bu yaşıma gelince ne demek istediğini anladığım bir cevap verdi dedem:
"İşte bir gün birine nefes kadar ihtiyacın olursa ona aşık olduğunu anlayacaksın evlat."
✍️Nefes kadar ihtiyaç olması... İnsan böyle bir şeyin varlığını yaş aldıkça, tecrübe ettikçe anlıyor. Ben insanların bir araya gelebilmesi için belli başlı şeyler yaşaması gerektiğini düşünürüm. Kavuşmaları için gereken şeyin verilmesi gereken sınavları vermek gibi gelir gözüme. Zira birbirlerini anlayabilmeleri de biraz bu yoldan geçer. Hayatın onları birleştirmesi gereken bir yol ayrımı vardır ve onların oraya ulaşana kadar belirli tecrübeleri edinmeleri gerekir. Zannediyorum ki insan o yol ayrımına yaklaştıkça veya bunu hissettikçe daha fazla koşmak istiyor. Bir an önce rahat bir nefes almak ister gibi...
📌Gerçek aşkta hayal kırıklığı, üzüntü, karşılık alamamak olmaz. Neden? Çünkü bir beklenti yoktur. Beklentinin olmadığı yerde de hayal kırıklığı olmaz. Şair diyor ya "Seni seviyorsam bundan sana ne? diye, işte öyle...
✍️Aşkta hayal kırıklığı, üzüntü olmaz diyor yazarımız. Acaba cidden öyle mi? Bunun içinde insanın belli bir olgunluğa ulaşması gerekiyor sanırım. Çünkü bence tam da öyle oluyor. Kurulan her bağa aşk denir mi orası bilinmez ama insan yüreği bir şeyleri deneyimledikçe bir beklentiden ziyade yaşadığı duyguda asılı kalıyor. Sanırım buna da "an da kalmak" deniyor. Geçip giden bir ömür de anlık olarak yaşanan küçük mutluluklara asılı kalmak ve sonra yola devam etmek...
📌Bu dünyada düşünebileceğiniz hiçbir uç nokta insanı tam anlamıyla tatmin edemez. Ne kadar çok şeye sahip olursanız aradığınız şeyin bu dünyada olmadığını o kadar iyi anlarsınız. Peki neden böyle olur? Çünkü dünyadaki hazlar insanı tatmin için değil, bilakis o tatminsizliği yaşatıp tatmin olabileceği şeylere talip olmasını sağlamak içindir. İşte insan bu yüzden dünyada hep bir gariplik, bir eksiklik, bir yalnızlık çeker. Çünkü kendisini tatmin edecek şey bu dünyada yoktur. Onu bulana kadar ona rahat yoktur. Aslında bu açlık ve dünyadaki şeylerle doyamama durumu bile insanın başka bir dünya için yaratıldığının ispatı olmaya yeter.
✍ Tevafuk olan şeylere bayıldığımı bu eseri okurken bir kez daha fark ettim. Bazı şeylere anlık olarak denk gelişimiz kesinlikle halimizi daha iyi görüp, anlayabilmek içinmiş. İlahi katta belki de tevafukların hepsi de birer küçük yardım. İpin kalanını çözmekse kula düşüyor.
Bu dünyada ölümlü bir varlık olarak ölümü çoğu zaman unutuyoruz. Sanırım bunun sebebi de başka bir alemde sonsuz bir yaşamımızın olacak olması ve insan ruhunun bunu hissetmesinden kaynaklı. Aklın bilmediğini ruh biliyor çünkü. Kim bilir belki açıklanamayan şeylerin sebebi de ruhun bilmesinden ama vakti gelene kadar susmasından kaynaklanıyordur.
📌Ruh eşi nedir?
Burada eşten kasıt aynılık değil, tamamlayıcılıktır. Ruhları birbirinin aynı olanlar değil ruhları eşleşenler yani birbirini tamamlayanlar mutlu eşler olabiliyor. Aynın olana değil, birebir seninle eş olana değil. Seninle eşleşene, seni tamamlayana diyoruz.
✍️Sanırım ruh eşi kavramına hiç bu yönden bakmamıştım. Zira insanlar ruh eşi derken tam anlamıyla bir benzerlik arıyorlar. Hiçbir insan birbirine tam olarak yüzde yüz benzemezken hem de...
Belki de bazı eksiklik duygularımız henüz "öbür yarımıza" denk gelmeyişimizdendir. Hoş imtihan dünyasında insan asla tam anlamıyla tamamlanmış hissetmiyor. Lakin öbür yarıyla bir araya gelmek belki de imtihanları vermemizi kolaylaştırıyordur. Çünkü o süreçten sonra artık iki yarım değil bir tam oluyor. İki beden bir can...
📌 İnsan çok hızlı değişiyor, 5 sene önceki sizle şimdiki siz arasında çok kritik kararlarda bile farklılıklar olabiliyor. Peki madem sürekli değişiyoruz o halde ömürlük ruh işini bulmak imkansız olmuyor mu?
✍️Sorusunu önce soruyor sonra da cevaplıyor yazar. Kısaca değişmeyecek ve ölüme kadar sürecek bir hayat amacından bahsediyor. Yani o tek değişmeyecek olan sizi doğruya değiştirmeli diyor. Zannediyorum burada net olan inanışlardan bahsediyor. İslam gibi. Fakat bir gün onlar bile değişebilir.
Bu dünyada değişmeyecek tek şey zannediyorum ki "değişimin" kendisi. Bunun farkında olduğum için de bir şeylere kolay kolay "en" diyemiyorum. Okuduğum bir kitaptan sonra "an" kavramına o kadar takıldım ki o gün bu gündür bunun peşinden gidiyorum. İnsan belli bir tarza ve zevke sahip olsa da o tarzın ve zevkin içinde de kendince bir çok benzerleri var. "Bir ben var benden içeri" der gibi...
İşte tam olarak o yüzden "en" demek bazı insanlar için oldukça zor. Ve bu konuda benim için hoş bir tevafuk...
📌 Ruhuna bir eş gerçekten lazım mıdır?
Gerçekten lazımdır. Çünkü insan eksiktir, acizdir. Tamamlamaya ihtiyacı vardır buna da tekamül deriz. İnsan hangi yaşta olursa olsun öğrencidir. Öğreneceğin o kadar çok şey var ki, bakmayı, sevmeyi, dokunmayı, kazanmayı, harcamayı, biriktirmeyi, şiiri, evreni hep öğrenme halindesin.
✍️İnsan bir şeyleri sevdiği insanlarla arasında geçen şeylerden sonra öğrenmeye başlıyor. Benim bu konuda yolculuğum da 19 yaşımda başladı. Hazmı zor, şoku fazla bir olaydan sonra anneme "şu yaşımda bunu da mı yaşayacaktım" diyerek serzenişte bulunmuştum. Şimdi ne kadar da komik geliyor gözüme... Oysa ki sadece 19 yaşındaydım ve hayatın bana öğreteceği çok fazla şey vardı. Annemde buna binaen şöyle bir cevap vermişti "bu daha ne ki elif hanım, neler neler görecek duyacaksın..." Velhasıl öyle de oldu, oluyor.
İnsan her sevgide aslında farklı bir sevgiyi tadıyor. Sevginin farklı boyutları gibi bu durum. Her bakmada farklı bir açıyı görüyor. Her şiirde farklı bir krampı tadıyor. Her kazanmada farklı bir mutluluğu, her kaybetme de farklı bir hüznü...
📌 Son olarak da aşık olunca neden akıl gider derler biliyor musunuz? Akıl gider çünkü ruh benzerini bulduğunda akla ihtiyacı olmaz, onunla irtibatı keser. Aşkın ilahiliği buradan gelir çünkü aşık olduğunda belki de ilk kez aklınla değil ruhunla yaşamaya başlarsın.
✍️Bir tür büyü gibi göründüğü muhakkak. "Ruhum, ruhunu tanıdı." Cümlesinin de ne kadar derin olduğunu bir kez daha bu sayede anlamış oldum...
Peki nedir bu "Elif gibi sevmek?"
Kitaba şöyle uzaktan bakınca bir insanın bir insana sevgisi gibi duruyor.
Lakin Leyladan Mevlaya akan aşkı anlatıyor. Çünkü bu dünyada insanın kendini bulmasının zor olduğunu bir Allah biliyor bir de yaşayan kullar. Bu yüzden kadını ve erkeği yaratıyor. Bir de aralarına aşkı veriyor. Veriyor ki onu bulabilelim.
"Allah için için sevmek, sadece O'nunla iman dolu bir hayat istemektir."
"Aşkı Allah'a yönlendirip yalnız sana Allah'ı hatırlatanı sevmektir." Belki de hakiki aşk seni Allah'a yönlendiren aşktır deniyor. Allah için sevmenin zor olduğu bir devirde Allah için sevmeye çalışmak...
Şuana kadar verdiğim alıntılar özel olarak üstüne konuşmak istediğim şeylerdi. Yarın bir gün dönüp baktığımda hatırlamak istiyorum çünkü.
Şimdi kitabın genelinden bahsedip sözlerimi bitireceğim. "Elif gibi sevmek" tabiri eserde Arapça'nın ilk harfi olarak ve tasavvufla bağdaştırılarak kullanılıyor. Lakin yine de insan bu eseri okurken bazı noktalarda beşeri aşktan mı yoksa ilahi aşktan mı bahsediliyor anlayamıyor.
Bazı sayfaları okurken ilahi aşk için kaleme almış bütün bunları dedim. Bazı sayfaları okurken de acaba Elif adında sevdiği bir kadına mı bütün bu söz ve şiirler dedim. Sanırım işin özünde elif kelimesinin anlam bakımından dimdik ve güçlü yanını kullanarak hem beşeri sevdaları hem de bu uğurda yoluna gidilen ilahi aşkı anlatmış.
Bazı pasajlar, bazı dizeler beni etkilese de açıkçası 14 yaşında ki elif kadar ayılıp bayılmadım kitaba. Kendimi bulduğum dizelerin olduğu yerlere kalbimi bıraktım orası ayrı bir mesele tabi...
Bir de yer yer çok alakasız şiirlere de değinmiş yazar. Okurken bir garipsemeden edemedim o yüzden.
Sevgiyi basit bir dille olsada anlatmak elbet güzeldir ama edebi eserlere alışan insanlara pek hitap edeceğini düşünmüyorum. Okuyacaklar bunu göz önünde bulundurup okumalı diyerekten bir kaç alıntı bırakıp kaçıyorum.